Sevgili kızım,
Sen farkında olmayabilirsin, ama bazen yorgun hissetmenin sebebi, fazla cümle kurman olabilir. Bir yakınına yaptığın konuşmayı uzattığında ya da farklı kişilerle farklı konular üzerine konuşurken kendini tükenmiş hissedebilirsin. Bugün biraz bu hissin kaynaklarından bahsetmek istiyorum.
İnsan, temelde kendini ifade etmek için konuşur. Ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu söylemek, niyetini ifade etmek için. Taşımakta zorlandığı keder, üzüntü, kırgınlık gibi olumsuz ya da sevinç gibi olumlu duygularını paylaşmak için. Fikir alışverişinde bulunmak için. Eğer doğru kelimeleri seçerse, kendini ifade etmek için çok kelime kullanması gerekmez.
Tam tersi konuşma ihtiyacı bitmiyorsa, bunun üç nedeni olabilir. Bir, kendini ifade edemediğini düşünüyordur. İki, çevresindekilerden yeterince destek almadan olumsuz duygularını hafifletemeyeceğine inanıyordur. Üç, fikir almaktan ziyade fikir vermek istiyordur, çünkü fikirlerinin önemli, değerli veya çok işe yarar olduğundan şüphesi yoktur ve ona göre herkes bunlardan faydalanmalıdır. İlk ikisi yorucudur, fakat kişiyi tüketen sonuncusudur.
Şöyle ki: İnsan her zaman yeni bir şeyler öğrenir, keşfeder. Edindiği yeni bilgiler ve keşiflerle beraber yeni fikirler üretir. Tümü, hayatını ya kolaylaştırdığı ya da olumlu yönde değiştirdiği için çok kıymetlidir onun için. Bu noktadan sonra bütün bildiklerini, düşündüklerini anlatmaya koyulur ki başkaları da –başkalarından kastım yakınları– onlardan faydalansın. Bütün problemlerin çözümü ondadır, yöntemleri bütün yöntemlerin üzerindedir. Başka çözümler aramaları, yöntemler denemeleri zaman kaybından başka bir şey değildir. O anlatır, diğerleri dinler. Kimi biraz ilham alır, bazısı hiç oralı olmaz. Konuşma süresi uzadıkça, konuştuğu kişi sayısı arttıkça da durum değişmez. Yeterince anlaşılmadığına, ama elbet anlaşılacağına inanır. Herkesin yolunun, bilgisinin, keşfinin, yönteminin farklı ve kendisinin de diğerlerinden öğrenebileceği bir şeyler olabileceğini aklına bile getirmeden, susmadan devam eder. Ve tükenmiş hisseder.
Konuşmak değil, ama gereğinden fazla konuşmak insanın gücünü alır. Hayatını kolaylaştıran, değiştiren bütün bilgilerini, fikirlerini sorana anlat kızım. Kimseyi kendi doğrularına ikna etmeye çalışma, gerçekten tartışmasız doğrular olsalar bile. Az konuş, gücünü inandığın o doğruları geliştirmek için kullan.
47. mektup, 8 Kasım 2019 Cuma hthayat.haberturk.com’da...
Önceki mektuplar:
Kendini kimseyle kıyaslama
Elinin ucuyla iş görme
Kibirlenme
Aklına hep iyi şeyler getir
“Hayır” demeyi bil
Erteleme, yap hafifle
Almakla vermek arasında denge bul
Dünya her sabah yeniden kurulur
Annenle babanı suçlama artık
Önce kendini sev
Geçmişte yaşama
Yeteneklerini, güçlü yönlerini bil
Hırslı değil azimli ol
Şarz değil şarj!
Bırak, hayal gücün seni uçursun
Sevgi ve şefkat görmek için çocuk kalınmaz
Ezberini boz biraz
Arkadaşlık biraz sevgililiğe benzer
Ne zaman ki “oldun” o zaman doğur
Annenin her bildiği doğru olmayabilir
Kimse aptal değil
Asıl zenginlik bildiklerindir
Rahat nasıl batar?
Bildiğin çektiğine yetmiyorsa yeni bir şeyler öğren
Erkek taklidi yapmana gerek yok
Tazelen, yenilen, özgürleş
Vücudunla iş görme
Evlenmiş olmak için evlenme
Su akar, yolunu bulur
İyi düşün, iyi olsun
Mükemmel insan diye biri yok
Bir kapı kapanır, başka bir kapı açılır
Şükret
Herkes parmak izi gibidir, bir eşi daha yoktur
Çıkarcı arkadaştan uzak dur
Kendini paralama, kimseyi mutlu edemezsin
Su gibi ol, ak git kızım
Aklından geçen başından geçer
Sen sen ol, kendini bırakma
Gökyüzü gibi ol kızım
Bağışla ki kalbin hafiflesin
Kendini dinle, etrafını değil
İnsansız olma ama insana da yaslanma
Hayallerin için emek ver ve hayata güven
Yara izini bile sev kızım