O gece aynı rüyaya devam edebilmek umuduyla yatağa giriyorum. Serhat yanımda yatıyor. Elini karnıma koymuş, ağrımın hafiflemesi için beni sıcak tutmaya çalışıyor. Fakat ben hayatımın en acılı regl öncesi ağrısını çektiğime eminim. Dayanamıyorum. Biraz uyuduktan sonra müthiş bir sancıyla uyanıyorum ve hastaneye gitmeyi teklif ediyorum çünkü bu ağrıyı tanıyorum ve biraz daha müdahale etmezsem acıdan bayılacağım. En azından hastanede bir iğne vururlar, bir serum takarlar.


Hazırlanmak için yataktan çıkıp tuvalete gidiyorum ve çamaşırımda koca bir kan pıhtısı görüyorum. Merhabalaşıyoruz. Yani ben ona “Merhaba” diyorum. Birkaç dakika gözlerimi dikip yıkılan hayallerimi gözden geçiriyorum. Evet, günlerdir beklediğim şey oldu. Regl olacağım diye diye oldum. Kendimi suçlamaya başlıyorum. Tuvaletten çıkıp Serhat’a regl olduğumu söylüyorum. Sarılıyoruz.


Hastaneye falan gitmek istemiyorum, çilem neyse evde çekeceğim. Farkında olmadan kendimi mi cezalandırıyorum, yoksa hala tuhaf bir şekilde ümitli miyim? İçerde ne oluyor bilmiyorum. Zira pek kendimde değil gibiyim. Ertesi sabah Çanakkale’ye dönmeye karar veriyoruz. Yatıp uyuyacağız ve yarın evimize döneceğiz. Yeni bikinilerimle Kabatepe’ye gidip olan biteni ilk önce unutup sonra değerlendireceğiz. Sabah uyandığımızda Serhat doktorumuzu aramamız ve bildirmemiz gerektiğini söylüyor. O kanın devamı gelmediği için bunu reddetmiyorum. Emre Bey’i arıyorum ve doktorum çok net bir şekilde, dönmeden kesinlikle merkeze uğramamız gerektiğini ve kan testi yaptırmadan dönemeyeceğimizi söylüyor.


Hem bu prosedürlere gıcık oluyorum hem de ümidimi canlı tuttukları için söz dinliyorum. Tüm eşyalarımızı toplayıp arabaya koyduktan sonra merkeze doğru yola çıkıyoruz. Çünkü ben İstanbul’da bir dakika daha kalmak istemiyorum. Testi yaptırıp koşarak Çanakkale’ye döneceğiz. Kimseye laf anlatacak dermanım kalmamış durumda, en iyisi koşarak eve gidip kendimi liseli ergenler gibi odaya kilitlemek.


Merkeze vardığımızda gebelik testi için kan veriyorum. Sonuç çıkana kadar birkaç saatimizi daha buralarda geçirmemiz gerekiyor. Koca bir beton yığınına dönüştükten sonra artık pek de sevmediğim Taksim’in sokaklarına düşüyoruz. Kendimize minik mutluluklar yaşatmak peşinde İnci’de profiterol yemeye karar veriyoruz. İnci Pastanesi’nin yeni yerinin yanında arkadaşımızın barı var. Kendimizi barın bahçesinde oturup içki menüsüne bakarken buluyoruz.


Ben içmiyorum. İçimdeki “ya hamileysem?” sorusu henüz geçerliliğini yitirmemiş ama Serhat gerginlikten öleyazıyor ve en yüksek alkollüsünden bir kokteyl için kendini az da olsa rahatlatmak peşinde. Benim kahvem, onun kokteyli geldikten hemen sonra telefonum çalıyor.


Eyvah, tüp bebek merkezinden arıyorlar!



Önceki yazılar

























Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.