Eve döndüm. Etli enginar pişti. Çok sevmeme rağmen ilk defa yiyemedim. Kuzu etinin kokusu ağır gelmişti. Gözümün önüne hoplayıp zıplayan kuzular geliyordu. Anneme bir şey demedim. Midemin kötü olduğunu söyleyip kalktım sofradan. Üzüldü tabii. Bir süredir iyice hassas olmuştum. Vejetaryen mi oluyordum yoksa?


Oturma odasına gittim. Kanepeye uzandım. Kulaklığımı taktım. Hemen karşımdaki duvarda annemle babamın siyah beyaz bir fotoğrafı asılıydı. Yakından baktım. Öyle genç, öyle güzellerdi ki.


Annemle babam. En yakınlarım. Beni var eden insanlar. On sekiz yaşında onların yanından ayrıldığımda ne kadar küçükmüşüm. Yeni anlıyordum. Belki de taşrada büyüdüğüm için. Küçük yerlerde korunaklıdır hayat, yaşamın zor taraflarıyla geç tanışır çocuklar. Ben de on sekizimde evden ayrılırken on altı yaşında gibiydim. Sonra Ankara macerası. Üniversiteyi başka bir şehirde okumak gerçekten bir maceraydı. Hayatımın en güzel yıllarıydı. Annemle babamı, anneannemi ve Rüzgâr’ı bırakıp gitmiştim. Hayata katılmak, tek başıma var olabilmek için. Mezun oldum, evlendim, çalışmaya başladım. Yirmi yıl geçti. En yakınlarıma uzak kalmak bana hiç iyi gelmemişti. Belki de henüz gücüm yerine gelmediği için. İçimde bir yerlerde hâlâ anneme sığınma ihtiyacı duyduğum için böyle hissediyordum veya o kalabalık aile olduğumuz günleri özlüyordum.


Annemle babam çok uyumlu bir çiftti. Birbirlerini yormazlardı. Annem bir lokantada aşçılık yapıyor, babam zeytinyağı fabrikasında çalışıyordu. Evimizde her zaman zeytinyağı ve bol bol sabun olurdu. Annem çamaşırları sabunla yıkardı. Sabunu küçük bir kapta eritirdi ve çamaşırların üzerine dökerdi. O zamanlar merdaneli makineler vardı. Yeni usül makineler çıkınca da sabun huyundan vazgeçmedi annem. Ben de ondan öğrenip alışkanlık edinmiştim. Sabunu, bebekken Rüya’nın mama tenceresi olan küçük bir çinko tencerede eritiyordum. Çamaşır makinesi su alırken deterjan haznesine döküyordum. Çamaşırlar mis gibi kokuyordu. Sağlıklıydı da. Annem bana ortaokulda bile ne çamaşır astırır, ne bulaşık yıkatır, ne de evi temizletirdi. “Sen derslerinle ilgilen evladım.” derdi. Çay koymak, toz almak gibi küçük işler dışında bir şey yapmazdım ama sekiz dokuz yaşından beri mutfaktaydım. Dolma doldurur, mantı kapatır, makarna haşlar, salata yapar, ot ayıklardım. Ortaokulda yemek yapmaya başladım. Lisede börekler hariç bütün Girit yemeklerini yapabiliyordum.


Bunları düşünürken evi kolaçan ettim. Bizimkiler mutfaktaydı. Bahçeye çıktım. Bahçeye ne zaman çıksam babamı hatırlardım. Bahçe işleriyle o ilgilenirdi. Fabrikadan gelir gelmez kendini bahçeye atardı. Bazen çiçeklerin topraklarını yeniler, diplerini belleyip havalandırır, toprağa yumurta kabukları filan koyardı. Gülleri budamayı babamla keşfetmiştim. Yeni filiz vermesi için kalınlaşıp kuruyan dalları dibinden kesmem gerektiğini ondan öğrenmiştim. Bahçeye bakıyordum da, yediverenlerin budanmaya ihtiyacı vardı. Hemen anneme bahçe makasının yerini sordum. Depodaki sepetin içinde olduğunu söyledi. Gidip aldım. Başladım gülleri budamaya. Sarı, beyaz, pembe güller. Babacığım… Kalp krizi onu erken almıştı bizden. Bu bahçe onun eseriydi. Mandalina ağacını beraber dikmiştik. Annem her yıl mandalina reçeli yapardı. İçeriye doğru kapıdan seslendim.


“Anne, bu yıl mandalina reçeli yaptın mı?”

“Yaptım Ferzancığım. Kahvaltıda yedin ya.”


Tamamen unutmuştum. Dalgındım. Mis gibi kokardı o reçel. Anneanneme de Girit’i hatırlatırdı. Başlardı anlatmaya. Gün geçtikçe geçmişte yaşar olmuştu. Anneannem beş yaşındayken Ayvalık’a gelmiş. Çocukluğu annesinden Girit’i dinlemekle geçmiş. Evlerinde hep Giritçe konuşulurmuş. Kendisi gibi Girit göçmeni bir ailenin oğluyla evlendiğinde on yedi yaşındaymış. Sene 1935. O yıl rahmetli dayımı doğurmuş. Sonra uzun yıllar çocuğu olmamış. 1955’te annem doğmuş. Sürpriz bir şekilde. Ardından arka arkaya teyzelerim doğmuş. Dedem annem on yaşındayken ölmüş. Anneannem çocuklarını tek başına büyütmüş. Aşçılık yaparak.


Eskiden anneannem hayal gibi hatırladığı, annesinden dinlediği Girit’i anlatırdı. Anneannemle babam birbirini çok severdi. Babam Giritçe biraz anlardı. Anneannem duruma uygun bir mâniyi patlatınca babam basardı kahkahayı. Aklıma geldiği iyi olmuştu. Gülleri budamayı bırakıp hemen odama gittim. Defterime not aldım.


Giritçe mânilerin anlamlarını öğren

Nasıl yapacaktım bunu? Anneannem konuşurken sesini kaydedecektim veya not alacaktım. Başka çaresi yoktu. Bizimkilerin yanına mutfağa gittim. Katmerya yapmışlardı. Yine kaçırmıştım.

“Bir dahakine yardım edersin Ferzan.”

“Olmuyor ama böyle. Bundan sonra yemekler benden. Hem siz de dinlenin biraz.”

“Anlaştık ama ben dayanamam, karışırım Ferzancığım.”

“Tamam, beraber yaparız.”

“Biz yaşlı artık Ferzan. Sıra sende.”

“Ah, tatlı neneki.”

Anneannem Giritçe cevap verip tercüme etti.

“Ap’ağapa apti kardhiya theli sihna na vlepi. Ekino apu ağapa koda tu na to theli. Kalpten seven kimse sık sık bakmak ister. O sevdiğinin yanında olmasını ister.”

Defterim elimdeydi, not ederken sordum.

“Nereden çıktı şimdi bu neneki?”

Başını önüne eğdi. Çetin’le ayrıldığımız için üzülüyordu. Anlıyordum. Annem kolumdan tuttu ve kısık sesle konuştu.

“Çetin’le konuştun mu evladım?”

“Konuştum anne. Birkaç güne gidiyorum.”

“Dönüyor musun?”

“Hayır, anne. Boşanma davası açmaya.”

Annemin yüzü asıldı. İkisinin de içinde Çetin’le barışacağımıza dair hâlâ bir umut vardı. Ayrılacağıma inanmak istemiyorlardı. Annem merakla sordu.

“Rüzgâr’ın haberi var mı?”

“Hayır, anne. Kardeşim henüz hiçbir şey bilmiyor. Daha gerek yok. Sonra söylerim.”

“Sen bilirsin canım. Çayları ben koyarım. Sen anneanneni al, bahçeye geçin. Bugün hava çok güzel.”


Anneannem bahçeyi görünce gülümsedi. Sulandığını, otların ayıklandığını, güllerin budandığını fark etmişti. Bana baktı, yanağımdan öptü. Anneannemin Giritçe ve Türkçe dışında konuştuğu bir dil daha vardı. Sessizlik. Yaşlanıp bilgeleştikçe kelimeleri tercih etmemeye başlamıştı. Sessizce başını öne eğiyor, usulca öpüyor, ses çıkarmadan gülümsüyordu. Çok güçlü bir dildi bu. Benim anneannem olduğu için her gün şükrediyor, ayrı olduğumuz yıllarda onu ne kadar özlediğimi düşünüyordum. Canım neneki. Onda bana ait, bende ona ait şeyler vardı. Biz aynı hikâyenin parçalarıydık. İnsan kendi hikâyesini bilmeden yaşayabilir miydi? Ben bugüne kadar nasıl yaşamıştım? Öylesine… Utanç duydum. Anneannem elinde tesbihiyle karşımda oturuyordu. Bir tarihti o.


Annem çaylarla geldi. Ben enginarı yemediğim için iyice acıkmıştım. Katmerleri getirdim. Tarifini sordum. Ben yerken annem anlatmaya başladı.


“Önce şeker ve suyla bir şurup yap ve soğumasını bekle evladım. Hazır yufkayla da olur ama yapabiliyorsan kendi yufkanı aç. Un, az tuz ve suyla. Sonra yufkaları bir parmak kalınlığında kes. Gül şekli vererek sar ve kızgın yağda kızart. Katmerya sıcakken soğuk şurubun içine at. Tabağa alınca üzerlerine ceviz veya susam serp. Ceviz kalmamıştı. Ben susam serptim canım. Şurup yerine toz şeker de olur bak.”


Defterime not aldım. Börek, kek, pasta. Bu alanda pek iyi değildim. Birkaç defa denemiştim. Kekim kabarmamış, pastam dağılmıştı. Hamur işine ilgimi kaybetmiştim. Yeniden denemeliyim diye düşündüm. Annem çok iyi bir öğretmendi. Girit mutfağıyla ilgili bildiğim her şeyi ondan öğrendim. Bana hissettirmeden öğretirdi. Mutfakta iktidarını ilan eden kadınlardan değildi. Başkalarıyla da çalışabilirdi. Bu huyunu çok seviyordum. Eskiden beraber çok yemek yapardık. Annem ustaydı. Direktif vermez, çırağı oynardı. “Sen yap, ben sana yardım edeyim. Ne yapayım, söyle.” derdi. Sonra küçük küçük tüyolar verirdi. Onunla mutfakta olmak büyük bir keyifti benim için.


Çayımı yudumladım. Geldiğimden beri defterime yazmaya devam ediyordum. Bugün karanlık kuyu günlerinden bende kalanları yazdım. Bir bunalımı atlattıktan sonra anlatmak zor değildi. Her şeyi atlatmış mıydım? İyileşmiş miydim yani? Çetin’i ve Rüya’yı düşündükçe kendimi kötü hissediyordum. Zor bir süreçti bu ve uzun sürecekti. Belirsizliğe alışmalıydım. Odama gittim ve İstanbul’a bir bilet aldım.


Bir sonraki bölüm 10 Aralık Perşembe...


Önceki bölümler...












Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.