Banu’nun kredi kartı borcu – 15. bölüm

Merak etme, paran bitmez

“Alo, günaydın Taner. Sabah sabah rahatsız ediyorum seni ama böyle bir durumda beni ara demiştin.”

 

“Beni rahatsız etmiyorsun. Ne oldu?”

 

“Sabah kuaföre gittim. Ayda bir boyaya gitme hakkı tanımıştım kendime. Ödemeyi yaparken elim titredi. Tutar çok fazla geldi. Halbuki hep aynı tarife, değişiklik yok.”

 

“Ödedin ama titreme geçmedi.”

 

“Daha kötü.”

 

“Ne oldu?”

 

“Sanki hiç param kalmadı ya da kalmayacak gibi hissediyorum. Deprem oluyor, yer yarılıyor, ben de içine düşecekmişim gibi geliyor.”

 

“Gelir-gider tablona en son ne zaman baktın?”

 

“...”

 

“Geçen hafta mı?”

 

“Evet.”

 

“Bu yüzden bu haldesin. Kayboldun, kontrolünü kaybettin, parasız kalmaktan korkuyorsun.”  

 

“Bankada param var. Cüzdanımda param var. Ama bitecek, kalmayacak gibi geliyor.”

 

“Sakin ol. Önce güvende olduğunu hatırlat kendine. Öğle üzeri bana gel, anlatacağım sana neden böyle olduğunu.”

 

“Tamam, öğle üzeri görüşürüz.”

 

 

“Evet Taner, niye böyle oldu?”

 

“Önce bir soru. Bir haftadır niye tablona bakmıyorsun?”

 

“Param olduğunu biliyordum, gereksiz harcama yapmadığımı da biliyordum. Zaten az olan harcamaları yazmaya gerek duymadım.”

 

“Banucuğum, o tablo sana günlük, hatta anlık durumunu gösteren bir fotoğraf. Eğer giderlerini yazmaya devam etseydin ne olacaktı biliyor musun?”  

 

“Ne olacaktı?”

 

“Gelirinin giderlerinden fazla olduğunu gözünle görecektin ve bilinçaltındaki parasız kalma korkusu seni yoklamayacaktı.”

 

“...”

 

“Fişleri biriktirip birkaç günde bir değil, her gün yaz giderlerini. Harcarken fakirleşmiş hissedebilirsin ama tablona bakarken bu duygunun geçtiğini hissedeceksin.”

 

“Çok tuhaf. İki uç arasında gidip geliyorum. Bir şey almak isteyince, senin kanepenin aynısından almak istemem gibi, ‘Nasılsa param var, alırım, gider’ diyorum. Ama bir yandan da para harcamak istemiyorum.”

 

“Çünkü biteceğine, kalmayacağına inanıyorsun.”

 

“Evet.”

 

“Bu süreçte çelişkilerini fark etmen çok önemliydi. İyi gidiyorsun.”

 

“Öyle mi diyorsun?”

 

“Öyle öyle. Şimdi tabloyu açıp bakalım. Ufak birkaç değişiklik yapalım.”

 

“Dur, Excel’i açayım. [...] İşte burada. Yukarıdan aşağıya günler, yanlarında harcamalarım, en altta toplam giderim, şu kenarda da harcamalardan sonra elimde kalan.”

 

“Çok güzel. Giderlerini daha küçük karakterle yazalım, gelirlerini büyütüp renklendirelim. Böylece ne kadar para harcadığına değil, elinde ne kadar para olduğuna odaklanırsın.”

 

“Ay başında giderlerimi öngörmeye devam ediyorum.”

 

“Evet, devam. Kalan kısım tasarrufun. Artırmak üzere onunla yatırım yapıyorsun. Gelirinin yüzde yirmisini tasarruf etmeyi alışkanlık haline getirdiğinde daha da rahatlayacaksın.”

 

“Bu korku hali geçecek mi?”

 

“Listene yaz: Parasız kalma korkusu”

 

“Karşısına ne yazayım?”

 

“ ‘Her zaman yeterince param var, güvendeyim.’ Bunu gün içinde tekrar et. Papağan gibi tekrarla demiyorum. Sakın öyle yapma, bıkarsın. Olumsuz inanç listenden bir maddeyi seçip üç hafta boyunca o maddenin olumlusunu tekrarlayabilirsin. Mesela, yazıp evde kapının üzerine asabilirsin. Cüzdanına yazıp koyabilirsin. Kendi sesini kaydedip dinleyebilirsin. Birkaç kere yüksek sesle kendi kendine söyleyebilirsin. Düz beyaz bir kâğıda peş peşe yazabilirsin.”

 

“Neden düz beyaz kâğıda?”

 

“Başka hiçbir şey olmadığı için, gözün sadece olumlu mesajı algılar.”

 

“Peki niye üç hafta?”

 

“Pozitif bilim diyor ki, yirmi bir gün tekrar ettiğin bir eylem artık senin oluyor. Yani yirmi bir gün tekrarladığında pratiğin haline geliyor, onu yadırgamadan kabul ediyorsun.” 

 

“Üç hafta kesintisiz tekrarladığım bir cümle yok.”

 

“Farkındayım. Şu an ikna olma sürecindesin. Düzenli dozlarda tekrarladığında kendindeki değişiklikleri göreceksin. Bu tekrar cümlelerini ilaç gibi de düşünebilirsin. Nasıl ki doktorun yazdığı hapı her gün alman gerekiyor, bir gün alıp bir gün almazsan faydasını göremiyorsun, aynı hesap.”

 

“Bütün bunlar işe yarayacak değil mi Taner?”

 

“Yaradığını biliyorsun.”   

 

“Bu sabah gerçekten umutsuzluğa kapıldım. Yeniden borca girmek, parasız kalmak istemiyorum.”

 

“Ne istiyorsun?”

 

“Kenarda param olmasını, paramın hiç bitmemesini, hiç parasız kalmamayı.”

 

“Şimdi bana bunların olumlularını söyle.”

 

“Hep paramın olmasını...”

 

“İşte böyle.”

 

“Bilinçaltı ilkeldir. Kısa mesajları algılar ve doğru kabul eder. Olumlu söylersen olumluyu, olumsuz söylersen olumsuzu doğru ve gerçek kabul eder. Söylediğin esnadaki duygularını saklar.”

 

“Hiç parasız kalmamayı istiyorum dediğimde bilinçaltım beni anlamıyor mu?”

 

“Anlıyor ama bu cümlede korku var. ‘Hiç parasız kalmamayı istiyorum’ dediğinde nasıl hissediyorsun? ‘Hep paramın olmasını istiyorum’ dediğinde nasıl hissediyorsun?”

 

“Anladım ne dediğini şimdi. Bilinçaltı duyguları da mı kaydediyor?”

 

“Elbette. Kelimeler, kurduğun cümleler hep bir duygunun ürünü. Hayatta her şeyin bir duygu karşılığı var. Bu örnekte sen korku duygusunu güven duygusuna çeviriyorsun.”

 

“Hiç böyle düşünmemiştim.”

 

“ ‘Her zaman yeterince param var’ dediğinde bunu görselleştirmeye başlıyorsun. Hesabında para görüyorsun, cüzdanında para görüyorsun.”

 

“...”

 

“ ‘Hiç parasız kalmak istemiyorum’ dediğinde ilk gözünün önüne gelen parasız halin!”

 

“Evet, aynen böyle oluyor.”

 

“Bak bu olumlu cümleler sihir gibi bir şey değil. ‘İstedim, hayat bana verdi’ cümlesine indirgemeyi doğru bulmuyorum.”

 

“Neden?”

 

“Çünkü bu cümle bir inanç. Böyle diyerek şunu kabul ediyorsun: ‘Hiç sorumluluk, risk almadan, yorulmadan hayatın bana istediklerimi vermesini bekleyebilirim.’ Kendi sorumluluğunu almayı reddettiğinde, kendi kontrolünü başkasına vermeyi kabul ediyorsun demektir.

 

“Tekrar cümleleriyle ilişkisini tam anlamadım.”

 

“Örnekten yola çıkalım. ‘Her zaman yeterince param var, güvendeyim’ dediğinde, yavaş yavaş inanca dönüşen bu sözlerini hayata geçirecek biçimde davranmaya başlıyorsun. Sana inançlarımıza uygun biçimde davrandığımızı söylemiştim. Meselâ, eline geçen parayı hemen harcamak yerine bir kısmını kenara ayırıyorsun. Meselâ, işsizsen iş arıyorsun paran olsun diye. Yani bu tekrar cümleleri, inanç haline geldikleri ve inançlar da eylemleri oluşturduğu için işe yarıyor. Hep bir sebep sonuç ilişkisi var.”

 

“...”

 

“Böyle devam ettiğin sürece merak etme, paran bitmez.”  

 

“Bugünlük bu kadar yetsin. Söylediklerinin üzerine düşüneceğim biraz.”

 

16. bölüm 16 Nisan 2019 Salı hthayat.com’da...

 

 

 

Diğer bölümler:

 

   

  

  

 

  

  

   

  

  

 

 

 

  

 

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

İlginizi çekebilecek diğer haberler
  • Bebek nasıl uyutulur?
    Bebek nasıl uyutulur?

    Süresi : 07:29 İzlenme : 10734

  • 3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?
    3 malzemeli tatlı nasıl yapılır?

    Süresi : 01:00 İzlenme : 3549

  • Rahim ağrısına yoga pozları
    Rahim ağrısına yoga pozları

    Süresi : 07:00 İzlenme : 3995

  • Kabak tatlısı nasıl yapılır?
    Kabak tatlısı nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 4721

  • Çocuğunuz teknoloji bağımlısı mı?
    Çocuğunuz teknoloji bağımlısı mı?

    Süresi : İzlenme : 1526

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön