Kendine ait bir müzesi olan, birçok köyde sessizliğe terk edilmiş okul binalarının aksine, okulunun bahçesinden çocuk seslerinin yükseldiği bir köy düşünün. Burası; Ankara’nın Gölbaşı ilçesine bağlı Ballıkpınar Köyü.
Ballıkpınar Köyü Muhtarı Yılmaz Akbay ile köy okulunun yeniden açılması için vermiş olduğu mücadeleyi ve köy okullarının bugününü konuştuk.
‘‘Her köyün bir okulu olmalı. Ben, diğer muhtar arkadaşlarımın hepsine söylüyorum: ‘‘Okullarınıza sahip çıkın!’’
Niceliksel verilerin ötesine geçerek; bize biraz kendinizden ve bu köy için kurduğunuz hayalden bahseder misiniz? Sizi bu topraklarda tutan bağ nedir?
Ben Yılmaz Akbay. İlk, orta ve lise öğrenimimi Ankara’da tamamladım. Sonrasında Kıbrıs’ta Uluslararası İşletme okudum. Çocukluğumdan bu yana köyümüzde çiftçilikle uğraşmaktayım. Babam da çiftçiydi. Dedelerimiz de çiftçiymiş.
Dedelerimiz, 1905 yılında Atatürk tarafından bu köye yerleştirilmişler. Çiftçiliğin civar köylere de öğretilmesi adına, bizi buraya yerleştirmişler. Çünkü atalarımız tarımı, modern yöntemlerle yapıyorlarmış. Diğer köylere de çiftçilik öğretmişiz.
Atalarım, Romanya’dan göçen Kırım Tatarlarıdır. Romanya’da ki evlerin mimarisini, ev düzenini bu köye taşımışız. Evlerimiz; avluludur. Herkesin yeri yurdu bellidir ve kimse kimseye karışmaz. Bu köy için kurduğum en büyük hayal; kapalı olan köy okulunun yeniden açılmasıydı. Muhtar adayı olma nedenimde; köyümüzün okulunu yeniden gündeme getirip, açmaktı. Beni bu topraklarda tutan en güçlü bağ ise; toprağa olan sevdamdır.
Ballıkpınar İlkokulunun geçmişini sizden dinlemek isterim. Bu okul nasıl doğmuştu?
Okulumuzun ilk mezunları 1945 doğumlu. Ve köyümüzde o dönemlerde de, hem kadınlar hem erkekler çoğunlukla üniversite mezunuydu. Bizim büyüklerimiz genellikle Avrupa’da okumuşlar ve eğitime gösterdikleri özen dolayısıyla da zamanında okulu kendileri yaptırmışlar. 2000’li yıllara kadar köyümüzde okul hep vardı. Sonrasında okulumuz, 15-20 yıl kadar kapalı kaldı. 2019 seçimlerinde muhtar olduğumda; amacım köy okulumuzun yeniden açılmasını sağlamaktı. Bunu o dönemin kaymakamı Tülay Bilgehan Baydar’a anlattım. Bu süreçte en büyük katkıyı sunan kişilerden biridir, Tülay Bilgehan Baydar. Onun desteği yalnızca idari ya da maddi değildi; bu okulun yeniden açılması fikrine inanan, köyün ihtiyacını dinleyen ve yapılan her işi kalıcı kılmaya çalışan bir anlayışla sürece eşlik etti. Tülay Hanım şu an da Burdur Valisi ve hem köyümüze hem de köy okulumuzun açılmasına çok büyük katkıları olmuştur. Kendisi, Balköy projesiyle bizi destekledi. Ancak süreç pandemi dönemine denk geldi ve okul için ayrılan bütçenin bir kısmı sağlık giderlerine yönlendirildi. Bütçenin kalan kısmıyla da okulumuza araç-gereç ve malzeme temin ettik. Okulumuzun inşaatını köy halkı olarak elbirliğiyle, imece usulü gerçekleştirdik. Okulumuzun yapım sürecine katkısı olan her kişinin adı, okul binasının içinde yazılı olarak yer almaktadır. Ve o günden itibaren de okulumuz eğitime devam etmektedir.
Okulumuzun tadilat işlerine giriştiğimizde; 1945’li yıllara ait okul kütüğünü buldum. Çöpe atılmıştı. Kütüğü alıp, çerçeveletip; köyümüzün müzesine astım. Şimdilerde 85-90 yaşlarında olan teyzelerimizin ve amcalarımızın kütükleri.
Balköy projesi dolayısıyla köyümüzün bir de müzesi oldu. Büyüklerimiz ellerinde geçmişe ait ne varsa çeyizleri de dahil müzeye devrettiler.
Geçmişte köy okulları sadece ders işlenen yerler değildi. Çocuklar orada yardımlaşmayı, imeceyi, üretmeyi ve toprağı da deneyimlerdi. Köy okulları yaparak ve yaşayarak öğrenmenin merkezleriydi. Sizce o ruh bugün hala canlı mı?
Köy okulları, şehirdeki okullar gibi yalnızca okul ile ev arasında sıkışmış bir eğitim meselesi değildir. Okul, köyden ayrı bir mekân değildir. Köyle birlikte nefes alan, yaşamla iç içe bir mekândır. Ayrıca köylerde imece ruhu da hala canlıdır ve bu ruh yetişkinlerden çocuklara da aktarılır. Çocuklar, toprağa daha yakındır ve toprakla bağ kurarlar.
Ve köy okulları kültürün, dayanışmanın ve hayat bilgisinin taşıyıcılarıdır. Ve bence o ruhu canlı tutmakta her daim bizim elimizdedir.
Eskiden her köyün kendi okulu vardı. Büyükşehir yasasından sonra köyler bir gecede mahalle oldu, okullar kapandı. Sizce bu değişiklik köy çocuklarının hayatında neleri eksiltti? Çocukların köyden kopması, köyün hafızasına da zarar verdi mi?
Çocuk seslerinin yükselmediği her yer çok şey kaybeder. Çocuk sesi, neşedir. Çocuklarla birlikte köylerin neşesi de gitti.
Eskiden çocuklar okul bahçesinde, sokaklarda; misket, çelik-çomak, saklambaç oynardı. Köy okullarının kapanması ile birlikte çocuklar servislerle şehirlerdeki okullara taşınmaya başlandı. Çocukların zamanlarının büyük bir bölümü yollarda geçiyor. Çocuklar daha fazla yoruluyor. Çocuk seslerinin olmadığı bir köyde, sokak oyunları da olmuyor. Bence çocukların hayatından da, köyün hafızasından da çok şey eksiliyor ama aklıma ilk gelen şey; oyun!
Ballıkpınar İlkokulu’nun açılması için göstermiş olduğunuz çaba umarız diğer köyler için de örnek teşkil eder. Veliler ve köy halkı olarak köy okullarının yeniden açılması için toplumsal irade nasıl ortaya çıkartılabilir? Bu süreçte nasıl bir yol izlemeli?
Sadece talep etmekle olmaz. Herkes elini taşın altına koymalı. Örgütlenmiş ve sürdürülebilir bir irade gerekiyor bu konuda. Köy okullarının kapatılmasının yaşamlarımızı en önemlisi de çocukların yaşamını nasıl etkilediğinin farkına varmalıyız.
Şehir okullarında eğitim çoğu zaman sınav, rekabet ve acele üzerine kurulu. Köydeki eğitim ise doğayla, sabırla ve merakla iç içe. Sizce köy okullarının açılması bugünkü bilinç düzeyinde bu değerleri yeniden canlandırarak, eğitim adına yeni bir örnek oluşturabilir mi?
Köy okullarında çocuk sınavlardan önce hayata hazırlanır. Öğrenmek ise daha doğal bir akış içinde gerçekleşir. Önemli olan hız değil, anlamdır. Ve bu da köy okullarında fazlasıyla vardır.
Eğitim sistemi hep geleceğe odaklanıyor. Köy okullarında ise çocuk hayatın içinde, şimdidedir. Köy okullarının doğayla, emekle ve toplulukla kurduğu ilişkiyi, bugünün bilinç düzeyiyle ele aldığımızda; köy okullarının kıymeti de daha iyi anlaşılacaktır.
Köy okulları çoğu zaman dezavantajlı olarak görülüyor. Oysa şehir okullarına kıyasla doğayla iç içe oluşu, küçük topluluk yapısı ve samimiyetiyle önemli avantajlar da barındırıyor. Bu avantajların gerçek bir güce dönüşmesi ise köy halkı, öğretmenler ve velilerin ortak bilinciyle mümkün. Sizce bu bilinç ve farkındalığı güçlendirmek adına neler yapılabilir?
Köy okullarının dezavantajlı olarak sunulması bizim başarıyı neyle tanımladığımıza bağlı. Çocuk; köy okullarında sistemin bir parçası değil, hayatın öznesi olabilir. Çocuk sayısı az olduğu için öğretmen, çocuğu sadece akademik performansıyla değil, karakteri, ilgileri ve duygu dünyasıyla da tanır. Doğayla iç içe olmak; öğrenmeyi çocuğun günlük yaşamının içine yerleştirir. Köy halkı, öğretmenler ve veliler okulun yalnızca çocuklara ait bir yer olmadığını, köyün tamamını besleyen bir merkez olduğunu kabul etmeliler. Öğretmenler müfredatı hayattan koparmadan, veliler sürecin dışında kalmadan, köy halkı da okulun yükünü sahiplenerek; bu yapıyı birlikte ayakta tutabilirler. Ancak bu şekilde köy okulları alternatif bir eğitim modeli olarak yeniden değer kazanabilir.
Ve bence eve en yakın okul, en iyi okuldur.
Tüm bu çabanın merkezinde çocuklar var. Sizce bir çocuğun köyünde doğup, büyümesi, doğayla temas halinde okula gidip gelmesi neden bu kadar kıymetli? Eğitim yeniden köylere döndüğünde neleri geri kazanabiliriz?
Eğitim, köylere döndüğünde çocukluk geri döner her şeyden önce. Oyun geri döner. Sabır, merak ve yavaşlık geri döner. Çocuklar yarışmaz, yaşar. Ve çocuk, sistemin değil, hayatın içine yerleşir.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Orta öğretim için de zamanı gelince kolları sıvayacağımızı belirtmek isterim. Ancak bunun için önümüzdeki en büyük engel, köyümüzde yaşayan bazı insanların birleştirilmiş sınıf dolayısıyla köy okulumuzu tercih etmemeleri.
Çocukları için köyümüzdeki okulu tercih eden veliler; çocuklarının okula yürüyerek gidip gelebilmeleri, herhangi bir sıkıntı yaşadıklarında hemen yanlarında olabilmeleri, mevcut öğrenci sayısının az olması dolayısıyla öğretmenin çocuklarla yakından ilgilenebilmesi gibi birçok avantaja sahipler.
Ben isterim ki köyümüzde yaşayan herkes, köyümüzdeki okulu tercih etsin ve böylelikle her sınıfın ayrı öğretmeni olsun. Biz de orta öğretim için kolları hep birlikte sıvayalım.
Köy sakinlerinden Semiye Kutlubay, Murat Kutlubay, Kadir Gezer, Mürsel Altay ve Hasan Yılmaz’da köylerindeki okulun yeniden açılmasından dolayı duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Ve köylerindeki okul vasıtasıyla yeniden yükselen çocuk seslerinin köylerine neşe getirdiğini, köydeki hareketliliğin arttığını ve yeni insanlarla tanıştıklarını, çocuklarında aileleriyle daha çok vakit geçirip, oyuna daha fazla zaman ayırabildiklerini belirttiler.
Röportaj: Sinem Uslu