HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ

Sararmaya, dökülmeye direnen son yaprakların da direnci şiddetli yağmurlar ve fırtınayla kırıldı... Artık çevremize baktıkça yeşeren umutlar, yaşama sevincini ve mücadele gücünü coşturan sesler ve manzaralar yerine adeta bizi battaniyenin altında, elimizde çay fincanı, yağmur damlacıklı camdan dışarıyı izlemeye ve her fırsatta "azıcık kestirmeye" çağıran semboller görüyoruz... İşin zor yanı, bahar ve yaz aylarının o cıvıl cıvıl atmosferinde, "üzülerek katılamayacağımızı" berlirteceğimiz bu davet, şimdi bize oldukça cazip geliyor ve işi gücü bırakıp kendimizi yumuşacık battaniyelerin şefkatli kollarına ve mis gibi demlenmiş çayların sıcaklığına bırakmak istiyoruz.

Ancak günümüz yaşam şartlarında bu davete gerektiği gibi karşılık verme lüksümüz olmadığından, akıntıya karşı kürek çekme misali, her sabah kendimizi tam tersini yapmaya motive etmeye çalışıyoruz. Peki çevremiz, biyolojimiz, iç sesimiz, kısacası bütün varlığımız "çay ve battaniye" peşindeyken, nasıl sanki mevsim bahar veya yazmış gibi yaşayabiliriz?

Cevap basit: Yaşayamayız... "Mış gibi" yapmamıza hiç gerek yok ancak doğanın sahip olduğu lükse 21. yüzyıl insanı olarak sahip olmadığımız için (sahip olanlar dünya nüfusunun sadece %2'si civarında) bu cazip davete "kısmen" evet diyebiliriz. Sonbaharın kendini iyice hissettirmesi ile birlikte bitkiler ve hayvanlar kendilerini bahar aylarına kadar sürecek doğal bir dinlenme ve hazırlık sürecine çekebilirler. Ancak insanların çoğu, rutin hayatına devam etmek zorundadır ve zaten biyolojileri böyle kesintisiz bir dinlenmeye müsait değildir. Dolayısıyla içimizde uyanan yavaşlama, dinlenme ve sadece izleme isteklerini ancak kısmen karşılayabiliriz. Bunu da nasıl yapabiliriz?

Akıntıya kürek çektiğinizi veya kendinizi çok zorladığınızı hissetmeden, derin hüzünlere kapılmadan bu dönemi geçirebilmek için mutlaka ara ara kendinizi şarj edecek faaliyetlere zaman ayırmalısınız. Bunların amacı, sürekli bir dinlenme mümkün olmasa bile mevsimin gereğine uygun bir şekilde bedeninizi enerji depolamaya yöneltmektir. Örneğin; daha serin ve nemli günlerle birlikte daha erken saatte hava kararmaya başladığına göre mutlaka bedeninizi sıcak tutmaya özen göstermelisiniz. Gün ışığından yararlanma süremizin iyice kısalmasından uyku düzenimiz de etkilenebileceğinden, kahve gibi sinir sistemini uyarıcı içecekleri daha az tüketerek, bunun yerine özellikle akşamları uykuya geçişi kolaylaştıracak bitki çayları tercih edebilirsiniz.

Değişen sıcaklıklara uyum sağlamaya çalışan bir beden, normalden daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Dolayısıyla beslenmenizi de bu dengeyi destekleyebilecek biçimde düşünebilirsiniz. Karaciğerinizi ve sindirim sisteminizi gereğinden fazla yormayacak, kalori açısından zengin ancak zararlı yağları içermeyen, özellikle bu mevsimde bedenin ihtiyaç duyduğu D, C ve B vitaminlerini bolca içeren yiyecekleri mutlaka günlük beslenme rutininize eklemelisiniz.

Bedeninizin biyolojik ihtiyaçlarına hitap eden bir yaşam tarzını benimsemeye başladığınızda, ruhunuza iyi gelecek rutinleri de daha rahat uygulayabilirsiniz. Sabahları sizi canladıran müzikleri, akşam saatlerine doğru daha sakin ritimli, yumuşak tonda parçaları tercih edebilirsiniz. Bahar ve yaz aylarında doğal olarak sahip olduğunuz enerji, bu aylarda beklediğiniz seviyede olmayabilir; bu nedenle sosyal faaliyetlerinizi de sizi yormayacak bir frekansa indirebilirsiniz. Dünya görüşünüzü ve olayları değerlendirme tarzınızı olumlu etkileyecek felsefi yayınları okuyabilir, insanların karanlık yönlerinden çok dünya düzenini iyileştirebilecek özelliklerini öne çıkaran filmler izleyebilirsiniz. Aslında sonbahar, insanlar için ruhsal açıdan yıl sonu hesaplaşmasına ve yeni yıl kararlarına hazırlık aylarıdır. Bu süreyi kendinizi ve çevrenizi gözlemleyerek, bedeninizin ihtiyaç duyduğu uyum desteğini vererek geçirebilirseniz hem daha durgun kış aylarına daha hazır hissedersiniz hem de ruhsal olgunlaşma yolculuğunun hakkını vererek ilerlemiş olursunuz.

Paylaş:
brush-purple Yorumlar