HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ

Halk arasında sık kullanılan, temkinli bir sitem cümlesi vardır: "Beni neyle sınıyorsun Allah'ım???" diye... Bu retorik bir sorudur; yani aslında cevabı bilinmeyen bir soru değildir. İçinden geçilen zor bir döneme ya da kişinin sabrını, dayanma gücünü zorlayan olaylara karşı verilen bir tepkidir. İçinde birçok duygu barındırır: Şaşkınlık, yorgunluk, tükenmişlik, çaresizlik hatta biraz da öfke...

Bizim ülkemizde yaşayan insanların çoğunda, doğuştan itibaren bu sitem cümlesine hazırlık niteliğinde bir yaşam öyküsü görüyorum. Hatta bu yazının yayınlandığı günün öncesinde ve sonrasındaki tarihlere denk gelen iki büyük sınav var ki, bu ülkede yaşayan insanları daha çocuk yaşta kaygının uçsuz bucaksız sınırlarına sürüklüyor. Bu sınavların ne zamandan beri var olduğu, hangi sebeple ortaya çıktığı ve ara ara neden sistem değişikliğine gidildiği ayrıca tartışılır ancak konumuz bu sınavların oluşumu değil, daha gencecik bedenlerde ve ruhlarda yarattığı olumsuz etkiler...

Çocukluk yıllarını iyi-kötü huzurlu geçiren birçok çocuk, ilköğretimin sonlarına doğru üzerinde hayati bir kararın baskını hissetmeye başlıyor. Bundan sonraki eğitim hayatının daha üst seviyede bir kalite kategorisinde devam etmesini istiyorsa ve "iddialı" idealleri varsa (ortalamanın üzerinde bir gelir artık iddialı bir ideal sayılıyor) o zaman az sayıda yabancı dil eğitimi açısından güçlü okullara devam etmesi gerekiyor. Bu zaten az sayıdaki okulun ücretsiz olanları çok daha az sayıda olduğu için 13-14 yaşındaki çocukların 1-2 yıl boyunca adeta hayatta kalma savaşı verir gibi LGS hazırlığı yapması gerekiyor. Ekonomik durumu ortalamanın çok üzerindeki ailelerin çocukları bile, sinir sistemleri üzerinde belki de uzun vadeli etkiler bırakacak olan bu akıl almaz yarışa hazırlanmak zorundalar. Çünkü eğitimine ücretleri artık "astronomik" olarak nitelendirilebilecek bu okullarda devam isteyen çocuklar için, ailelerinin ekonomik gücü yeterli değil. Az sayıdaki bu tür okulların kapasitesi talebe karşı çok sınırlı olduğundan, onlar da bu sınava girmek zorundalar.

Bu aşamayı bir şekilde arzu ettiği şekilde veya hayal kırıklığı ve büyük üzüntüyle atlatan çocuklar, LGS travmasının etkileri hafiflemeye başladığında yeni bir sınava hazırlanmak zorundalar. Çünkü bu ülkede yükseköğretime devam etmek isteyenlerin çilesi de henüz bitmemiş oluyor. Bu kez son 20 yılda toplam 3 kez yapısal açıdan büyük değişiklikler yapılan bir sınava girmeleri gerekiyor: Şimdiki adıyla Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS). LGS'de bir sebepten daha kaliteli eğitim trenini kaçırmış olan ve bu dönemden bir yarayı yüreğinde taşıyan genç, benzer bir anksiyete ile bu sefer hayatının "son fırsatı" gibi görünen bu bu sınava hazırlanmaya başlıyor. Ancak bu sınav, gençlerin omuzlarına diğerinden daha ağır bir yük bindiriyor. Gelecekte kendi ayakları üzerinde durmalarını, geçimlerini sağlayacak bir geliri elde edebilecekleri bir mesleği seçmeleri ve bu mesleğin eğitimini alabilecekleri, bütçeleri dahilinde bir yükseköğretim kurumu bulup, buna kayıt yaptırmalarını sağlayacak bir puan almaları gerekiyor. Bu aşamada da eğitim kalitesi açısından üst düzeyde olan kurumların sayısı yine çok az iken hala "iddialı idealleri" olan gençlerin sayısı çok fazla... Puanlama sisteminin karmaşıklığını ve gençlerin hissettiği gerginliği tarif etmeye çalışsam, sayfalar sürer...

Zaten gerginliğin hiç eksik olmadığı bir coğrafyada yaşarken, daha hayatının başındaki gencecik ruhlara uygulanan bu sınavlar, sinir sistemi üzerinde henüz etkisi hiç ölçülmemiş izler bırakıyor. Evet, en medeni ve huzurlu ülkede bile yaşamın döngüsünden kaynaklanan iniş-çıkışlar vardır ancak bu coğrafyada o dalgalanmalar kabul edilebilir ölçülerin çok üzerinde... Yazının sonunda şunu özellikle belirtmek istiyorum: Hiçbir yaşam, bu tür sınavlarda gösterilen başarıya göre seyretmez; eğitiminiz nerede ne seviyede olursa olsun, idealleriniz güçlü ve net ise bir şekilde oraya ulaşmanın yolunu bulursunuz. Bu hedefe giden tek yol, asla sadece bu sınavlar değildir. Kendinizi iyi tanıyor, yeteneklerinizi ve niteliklerinizi nerede en iyi kullanabileceğinizi biliyorsanız, bu sizin için yeterlidir. Gerisi yaratıcılığınıza, motivasyonunuza, sabrınıza ve azminize kalmıştır. Sonuç ne olursa olsun, bu sınavları hayatta başarılı olmanın tek yolu olarak görmeyiniz; biraz araştırırsanız bunun tam tersini kanıtlayan binlerce örnek bulabilirsiniz. Yine de herkese başarılar, huzurlu günler dilerim...

Paylaş:
brush-purple Yorumlar