İnsanlık tarihinin başından beri mutluluk/sevinç duygusunun çok yoğun hissedildiği ve bu duygunun dışa vurumu olan grup davranışları, zamanla "kutlama" olarak adlandırılmıştır. Kutlama bireysel olarak da yapılabilecek bir eylemdir ancak yakın sosyal çevre ile paylaşıldığında hissedilen mutluluğun yoğunluğu artar. Dolayısıyla insan canlısı olarak yoğun sevincimizi veya mutluluğumuzu kendi kendimize, içimizde de yaşayabiliriz ama sosyal canlılar olduğumuz için yakınlarımızla bir araya gelerek gerçekleştirdiğimiz kutlamalardan daha çok keyif alırız.
Ancak... Tıpkı kişilik yapılarımızı belli başlı birkaç grupta toplayıp "bu gruptaki herkes tıpatıp birbirinin aynısıdır" diyemeyeceğimiz gibi, mutluluk duygusunun yoğunluğu, bunun algılanması ve dışa vurumu da tüm insan canlılarında aynıdır diyemeyiz. Evet, mutluluk/sevinç en temel duygulardan biridir ancak hangi olayda ne kadar mutlu olduğumuz ve bu duyguyu ne şekilde yaşayıp dışa vurmak istediğimiz kişiden kişiye farklılık gösterir.
İşte bu farklılık, insanlar arası yakın ilişkilerde en çok sorun yaratan konulardan biri olarak karşımıza çıkar. Hem kutlamanın gerekliliği ve mahiyeti hem de neyin kutlanmaya değer olabileceği konusunda yaşanabilecek fikir ayrılıkları, yakın ilişkileri kolayca çıkmaza sokabilecek düğümler yaratır. Örneğin; doğumgününün özel ve kutlanmaya değer bir gün olduğunu düşünen biri için bu günün kutlanmasından hoşlanmayan bir ebeveyn, çocuk, yakın arkadaş veya partner zorlayıcı olabilir.
Bu çıkmazlarda durumu daha da zorlaştıran bakış açısı ise kutlama konusundaki bireysel tercihi ilişkinin taraflarının birbirine verdiği değerle bağlantılandırmaktır. Yani „Beni sevseydin/bana gerçekten değer verseydin benim için değerli olan bir günü sen de önemserdin ve sırf beni mutlu etmek için bile olsa benim istediğim şekilde kutlamak isterdin" diye düşünmek, kendi görüşünü mutlak kriter olarak belirleyip farklı bir varoluşu kabul etmemektir. Böyle coşkulu, mutlu anlarda birlikte kutlama yapmak istediğiniz kişinin aynı coşkuyu paylaşmaması elbette üzücü ve motivasyon düşürücü olabilir ancak bu farklılığın bir sevgi ve değer verme kriteri olması mümkün değildir.
Kutlama davranışlarını veya sözlerini gereksiz bulanların ise özel günlerin önemli olduğunu düşünenleri, bunun böyle olmadığına ikna etmeye çalışmaları ya da bu tercihleri küçümsemeleri de kırgınlıklar yaratıp ilişkiye zarar verebilir. İdeal olan, tarafların bireysel duruşlarını korumaları ancak diğerini yargılamadan kendi tarzlarını yaşayabilmeleridir. Yani doğumgünlerini, yıldünümlerini veya tüm dünyada yaygın olarak bilinen özel günleri (Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, vs.) kutlamaya değer buluyorsanız ve bundan keyif alıyorsanız bunu bireysel bir tercih olarak görmeyi başarabilmelisiniz. Çünkü yakın ilişkilerde bu kutlamalara önem vermek ve diğer tarafın tercih ettiği gibi kutlamaya çalışmak, kaliteli ve tatmin edici bir ilişki için standart bir kriter değildir. Diğer taraftan, bu konuda aynı bakış açısına sahip olduğunuz kişilerle kurduğunuz ilişkilerde tabii ki daha mutlu olursunuz. Ancak bu da, size benzeyen kişiler sizi daha çok veya gerçekten seviyor/değer veriyor demek anlamına gelmez.
Yaşamınızın bazı günlerine anlamlar yükleyerek bunları her yıl mutlulukla, şükranla, coşkuyla kutlamak istemekte bir tuhaflık yoktur. Ancak birlikte kutlamak istediğiniz kişinin/kişilerin de aynı görüşte olması, o kutlamadan alacağınız hazzın yoğunluğunu belirleyen önemli bir faktördür. Eğer kutlamayı seven bir yapınız varsa, çevrenizde de mutluluğunuzu aynı coşkuyla paylaşabilecek yakınlarınız olmasını; ancak böyle bir çevre/ilişkide değilseniz de bu durumun motivasyonunuzu hiç düşürmemesini ve bu duygunuzu keyfinizce yaşayabilmenizi dilerim.