HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ

Eveeetttt... Bir yazın daha sonuna geldik. Nedense sonbahar ve kış ayları daha yavaş, yaz ayları ise çabucak geçiyor gibi geliyor insana... Zaman algımız, o süre boyunca yaşanan olaylara ve bu olayların psikolojimizde yarattığı etkiye bağlı olarak değişiyor. Ancak genel olarak yaz ayları tatillerin planlandığı, dış mekanlarda sosyalleşilebilen, nispeten özgürlük duygusunun yükseldiği aylar olduğundan sonbahar-kış aylarından daha keyifli geçiyor.

zorunda kaldığında zorlanıyor ve zaman algısı da "çok yavaş akıyor" biçiminde oluşuyor. Oysa rahatladığımız, eğlendiğimiz veya keyif aldığımız zamanlarda zihinsel süreçler çok daha az veri işlediği için zorlanmıyor, odağımız keyif aldığımız ortamda/kişide oluyor ve zaman bizim dikkatimizden çıkıyor. Bir bakıyoruz ki, saatler veya günler geçmiş...

Ağustos ayının bu son haftasında geriye dönüp baktığınızda, 2026 yazı sizin için nasıl geçti? Birçok çocuk ve genç için sınavlar, sonuçlar ve önemli yaşam kararları eşliğinde geçen bir yaz ise o zaman çok da hızlı geçmemiş olabilir. Malum, Türkiye'de kaliteli ve akademik gelişimi global düzeyde destekleyen bir eğitim görmek için çocuk yaşlardan itibaren zorlu sınavlara girip büyük bir rekabet mücadelesi vermek gerekiyor. Yazın başında zirve yapan bu mücadele, yaz sonuna doğru sınav sonuçlarının açıklanması ve öğrencilerin eğitim "kaderlerinin" aşağı yukarı belli olması ile son buluyor. Arada geçen topu topu iki ay boyunca, neredeyse sadece ders çalışarak geçen 10 ayın yorgunluğunu atabilmek, yeni döneme dinlemiş bir zihin ve beden ile başlayabilmek pek mümkün olmuyor. Çünkü beyin, bırakın sınav sonrasında dinlenme moduna geçmeyi, stres seviyesinin farklı bir boyutta devam etmesi (sonuç ve tercih bekleyişi) nedeniyle oldukça fazla veriyi aynı anda işlemeyi (tüm alternatifleri düşünme ve hazırlıklı olma çabasını) sürdürüyor. Dolayısıyla belirsizlik sürdükçe günler de geçmek bilmiyor.

Sınav stresi olmayan bir yaz geçirenler ise belki yaz aylarını gerçekten amacına uygun olarak, daha sık dinlenme molaları yaratarak ve biraz tatil yaparak geçiriyor. Çocuklar ve gençler daha stressiz bir ruh hali ile sosyalleşebiliyor, aileler sınav tarihlerinden veya sonuçlarından bağımsız olarak tatil planlayabiliyor. Hatta yazın gelmesini bile beklemeden, havalar ısınmaya başlar başlamaz daha fazla açık hava organizasyonu yapılabiliyor ve yazının başında bahsettiğim özgürlük duygusu canlanmaya başlıyor.

Yaz aylarının keyfini hakkıyla çıkarabilmek için sadece "sınavsız" bir yılda olmak yetmiyor tabii ki... İnsanın kendisinin ve yakınlarının sağlık durumlarının iyi olması, iş veya özel yaşamında sakin ve bir rutin bir seyir de belirleyici oluyor. O zaman yaz ayları bol seyahat, düğün, kutlama gibi keyifli olayların eşlik ettiği cıvıl cıvıl bir zaman dilimi olarak yaşanıyor.

Ancak sağlık, iş/eğitim yaşamı veya ilişkiler boyutunda sıkıntılı bir dönem söz konusu ise "geçmek bilmeyen" zaman algısı oluşabiliyor. Böyle durumlarda geriye dönüp bakıldığında, belki de genelde olumlu kavramlarla bağdaştırılan yaz mevsimi, bazı insanlar için "hiç hatırlamak istemedikleri" bir yaz olabiliyor.

Aslında bakarsanız yaz mevsimi, sadece gün ışığından daha fazla yararlanabildiğimiz ve hava durumu elverdiğince açık havada daha fazla zaman geçirmemize olanak tanıyan bir zaman dilimi... Yaz aylarının hızlı ya da yavaş geçmesi, tamamen yaşadığımız olaylara ve bunları psikolojik olarak işleyiş biçimimize bağlı. Sonbahar kendini göstermeye başladığında 2026 yazını nasıl hatırladığınız, tamamen bu kriterlere göre belli olacak. Umarım, her türlü duyguyu dengeli bir ağırlıkta yaşadığınız ve yaşamınızın yeni anlamlar/değerler kazandırdığı bir yaz olmuştur...

Paylaş:
brush-purple Yorumlar
ITEM
ITEM