İlk ortaya çıktığı yıllarda insanların bağlantıyı kaybettiği eski arkadaşlarıyla yeniden buluşma ya da yeni arkadaşlar bulma platformları olarak kullanılan sosyal medya alanı, artık bu amacın çok uzağında bir yön(ler)e evrildi.
Bütün insanlık tarihi içinde değerlendirilecek olursa, aşırı hızlı bir şekilde insanların kendilerini sergileme ve başkalarını gözetleyebilme kanalı olarak kullanılmaya başlayan sosyal medya platformları, bir yandan insan canlısındaki bu derin itkileri fazlasıyla tatmin eden ancak diğer yandan çarpık algılar hatta ciddi bağımlılıklar yaratmaya müsait bir tuzak haline geldi.
Sosyal ve psikolojik açıdan bakıldığında böyle bir tehlike barındıran sosyal medya, ekonomik açıdan bakıldığında ise küresel ekonomik düzenin amaçlarına en etkin ve en ekonomik biçimde hizmet eden bir kanal özelliği taşıyor.
Sosyal medyanın bu yazıda inceleyeceğimiz kısmı, elbette ekonomik yönü değil. Hepimizin içinde olan, onaylanma ve aidiyet duygusunun tatmin edilmesine yönelik (kendini) sergileme itkisi ile birçok canlıda bulunan merak duygusunun tatmin edilmesine yönelik gözetleme itkisinine hitap eden yönü...
Evet, bu iki itki tüm insanların içinde doğuştan bulunan dürtüsel isteklerdir. Kendini sergileme/gösterme davranışı, aslında bu davranıştan sonra dış dünyadan beklenen karşılığa yöneliktir. Genellikle kendi kendimizi onayladığımız, beğendiğimiz, takdir ettiğimiz anları paylaşmak isteriz ve o anlık durumumuzun çevremiz tarafından da fark edilmesini, aynı duygularla karşılık bulmasını arzu ederiz. Dış dünyadan bu beklediğimiz yanıtı alabilirsek, kendimizi içinde yaşadığımız topluluğa uyumlu, onlar tarafından kabul gören bir birim olarak görürüz ve (temelde güven olmakla bağlantılı olan) aidiyet duygumuz pekişir. Nitekim, sosyal medya platformlarında kendini gösterenlerin çoğu genellikle kendilerini en iyi hissettikleri anların görsellerini paylaşırlar. Kendilerini kötü hissettikleri anlarda bile (hastanedeyken, vs.) görüntülerini paylaşanlar da genellikle aynı sonuca ulaşmak için bunu yaparlar; yalnız olmadıklarını ve çevreleri tarafından görülüp desteklendiklerini görmek ve bu sayede bir nebze daha iyi hissedebilmek için...
Sosyal medya paylaşımlarının hizmet ettiği bir diğer derin psikolojik itki ise gözetleme isteğidir. Bunu çok uçlarda bir sapkınlık olarak değil de birçok canlıda bulunan merak dürtüsünden kaynaklanan bir davranış olarak görmek gerekir. Sosyal medyada çok sayıda ayrıntılı biçimde kendini sergileyen insan varken, bu kişilerin yaşamlarını merak ederek takip etmek, insanın merak dürtüsüne karşı koyamayarak gösterdiği bir davranıştır. Bu tür takiplerin amacı sadece merakını tatmin etmekten öteye de geçip, takip ettiği kişileri idealize ederek kendilerini/yaşamlarını bu kişilere benzetmeye çalışmaya kadar varabilir. Kimlik oluşumunda bizi etkileyen kişileri veya değerleri idealize ederek bunları içselleştirme eğilimi de zaten doğuştan gelen bir durumdur. Ancak dış görünüşümüzün ve benliğimizin olduğu gibi kabul görmeyeceğini düşünerek, o dönemdeki toplumda çok popüler olan veya "ideal" olarak empoze edilmeye çalışılan profillere benzeme arzusu duymak, kendi içimizdeki değersizlik duygusunu gösterir. Değersizlik duygusunun bu şekilde sürekli tetiklenmesi ise uzun vadede, özellikle tam da kimliğini oluşturmaya çalıştıkları yaşlarda bulunan gençler üzerinde oldukça olumsuz etkiler yaratır.
İlk çıktığı yıllardan günümüze dek, kullanım amacı ve alanı giderek daha da tehlikeli yönde ilerleyen sosyal medya konusunda dikkatli olmamız gerektiğini düşünüyorum. Nimetlerinden faydalanmak tabii ki güzel ancak büyüsüne de fazla kapılmadan psikolojik tuzaklara karşı uyanık olalım...