Yakın zamanda yüreği çok derin, kalemi çok kuvvetli bir arkadaşımın başına gelen rahatsızlığını ve bu nedenle yaşadığı zor anları anlattığı bir yazısını okudum ve insan iradesinin dağları deviren gücünü bir kez daha hatırladım. Bazen yazılarımda da kısaca belirtiyorum; dünya tarihindeki en vahşi insan soykırımlarından birinden sağ kurtulmuş bir psikiyatrist olan Viktor E. Frankl'ın geliştirdiği Varoluşsal Analiz ve Logoterapi yöntemi ile çalışıyorum. Frankl, mesleki birikimine toplama kampındaki deneyimlerini katarak oluşturduğu bu psikoterapi yönteminde, insanın irade gücünü zor zamanların üstesinden gelmede kullanılabilecek en büyük kaynak olarak kabul eder. Bizim kültürümüzde de insanın bu özelliğini vurgulayan birçok atasözü vardır. İnsanın zorluklarla başetme konusundaki dayanıklılığı, binlerce yıldır her coğrafyada bilinen ve nesilden nesile aktarılan kadim bir bilgidir.
Bunları dünyadaki her zorluk başedilebilir niteliktedir anlamında söylemiyorum tabii ki... İnsanın iradesiyle gidişatı etkilemeye gücünün yetmediği durumlar elbette vardır. Ancak bu durumlarda bile kendi içinde ruhunun dik duruşunu bozmayan, deyim yerindeyse elindeki sancağı asla düşürmeyen insanlar, ellerinden geleni yapmış ve tüm kapasitelerini kullanmış olmalarına rağmen şartların değişmeyeceğini onurlu bir şekilde kabullenirler. Bu kabullenişin bile bir gücü vardır; çaresizlik duygusunu bertaraf eder, Titanic batacaksa da orkestra son ana kadar güvertede çalmaya devam eder.
Mücadeleyi de gerekirse yenilgiyi de bu şekilde deneyimleyebilen insan, genetik kodunda bu gücün olduğu bilgisine ve "hodri meydan" diyebilme cesaretine sahiptir. En başta bu bilgiye sahip olmadığınıza inansanız bile, yaşam hikayeniz boyunca yaşadığınız zorluklar ve yenilgi deneyimleri size bunu öğretir. Çünkü ünlü filozof Nietzsche'nin dediği gibi, sizi "öldürmeyen şey güçlendirir".
Doğuştan sahip olduğumuz iradeye güvenmeyi, bunu kullanmayı öğrenmemiz bir ömür boyu devam edebilir. Çünkü bu standart donanım yine genetiğimizde kodlu olan iki ayak üstünde yürüme veya konuşma becerisinden farklıdır; kendiliğinden gelişmez, bilinçli bir kullanım ve pekiştirme egzersizleri gerektirir. Bu pekiştirmeyi günümüzde çok moda bir terim olan "mantra"lar gibi sık sık kendi kendinize tekrar ederek veya karşılaştığınız olaylarda kolay ama size uzun vadede zarar verecek olanı değil zor ama uzun vadede güçlendirecek olanı seçerek yapabilirsiniz. "İrade kasınızı" güçlendirmek, bu yaşamın hakkını verebilmeniz için olmazsa olmazdır.
Bu tür derin kavramlarla çalışırken genelde takip eden soru şu oluyor: "Tamam, anladım da... Nasıl yapacağım???" İrade gücünün bilincine varılması, buna güvenilmesi ve kullanılması günlük hayatta nasıl yapılır? Öncelikle şunu belirteyim; sakın bunu mekanik bir süreç olarak düşünmeyin, sonucu "düğmeye bastım çalıştı" gibi hemen göremeyebilirsiniz. Ancak irili ufaklı zorluklarla karşılaştıkça bunları nasıl karşıladığınıza bakıp gelişmeyi fark edebilirsiniz. Küçük egzerserszilere bir örnek vermek gerekirse; şartlar ne kadar zorlayıcı olursa olsun, o anda geçerli olanın bir süre sonra aynı biçimde var olmayacağını ("bu da gelir bu da geçer") bilmek irade gücünüzü harekete geçirmede size yardımcı olacaktır. Bu güç harekete geçecek zemini bulduğunda ise mücadele için kapasiteniz olup olmadığını düşünmek yerine yaratıcı çözümler geliştirmeye odaklanmalısınız. Özellikle bu çaba, beyninizin o stres altında bilmediğiniz bölgelerine ulaşmanızı sağlayabilir. Daha rahat zamanlarda aklınıza gelmeyen çözümler, "yumurta kapıya dayandığında" birden ampul gibi parlayabilir. O yüzden böyle anlarda "ne olacak" ya da "ya şöyle olursa" gibi sorular yerine, "şimdi şu anda ne yapabilirim" sorusuna yönelin.
İnsan iradesinin gücü damarlarınızda akan kanda mevcuttur ve çok güçlüdür. Deneyin göreceksiniz...