HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ

Malum, önümüzdeki Pazar "Anneler Günü"... Sosyal medyada şimdiden konuyla ilgili farklı yorumlar, tartışmalar, sorgulamalar başladı. Aynı Sevgililer Günü'nde olduğu gibi hediye piyasası da bu vesileyle epey hareketlendi; sevginin hediyeyle ifade edilmesi veya ölçülmesi yine sloganlarla, reklamlarla zihnimize kazınmaya çalışılıyor. Ama bu yıl bir de annelik kavramı sorgulanıyor; herkes başka türlü tanımlıyor. Anne olmak aslında ne demektir, anne olmak için illa doğurmak mı gerekir ya da sadece doğurmakla annelik kavramının içi dolmuş olur mu? Bunlar ve bunun gibi sorulara her kafadan bir cevap çıkıyor. Bana kalırsa annelik sözlük anlamıyla bu kadar tartışılacak kadar karmaşık bir konu değil. Sonuçta anne dediğimiz kişi; bir insanı "9 ay" karnında taşıyan, ideal şartlarda daha doğmadan onun sağlığı için elinden geleni yapmaya çalışan, bedenindeki ve zihnindeki birçok hızlı değişime uyum sağlayarak hamilelik sürecini tamamlayan ve sonrasında dünyaya gelen bebeğin ilk yıllardaki kesintisiz ve yoğun ihtiyaçlarını birinci derecede karşılayan bir kadındır.

Dünyaya gelen bir bebeğin ihtiyaçlarını karşılayan babadan çok "anne"dir. Biyolojik olarak bu böyledir; babalar tabii ki destek olur, vs. ama ancak "destek olur". Bakım verme işinin sorumluluğu daha çok annededir. Bence bunun biyolojik olarak böyle olması, birçok kadın için çok dikkat edilmesi gereken bir eşiktir. Çünkü daha çok bakım veren taraf olmak, bazen kadınların kimliklerinde baskın bir özellik haline gelebilir. Annelik kavramının kapsamı genişletilerek çevredeki herkese yönelik yayılması; bazı kadınlar için şefkatin, ilginin, bakım vermenin, desteğin, korumanın ve yaşam rehberliğinin dozunun aşırıya kaçtığı tehlikeli bir noktadır. Bir bebeğin ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı büyümesi için birinci derecede çaba göstermek, babalar destek olsa bile son derece yorucudur. Bu sorumluluğu taşımaya çalışırken yalnız bırakılan kadınların çoğunda, sadece bebeğe/çocuğa karşı değil, çevresindeki herkese karşı şefkat, ilgi, destek, koruma, bakım verme davranışları gözlemlenir. Bunlar ilk anda kulağa olumlu davranışlar gibi gelse de, zaman içinde dozunun artması ve özellikle çevredeki yetişkin bireylerin "yaşama müdahale" olarak algılayacakları girişimlere dönüşmesi olasıdır. Bu noktadan sonra "annelik", ilk baştaki sıcak/yumuşak tınısını kaybederek negatif bir etikete dönüşür ("Bana annelik yapma!"). Çünkü sağlıklı yetişkin bireylerin kendilerine bakım verilmesine, yaşamlarıyla ilgili sorumluluklarında fazlaca desteğe, vermeleri gereken kararlarda (dış görünüş, arkadaşlar, yaşam tarzı, iş, meslek, vs.) baskın yönlendirmelere ve tavsiyelere ihtiyaçları yoktur. Kendini anneliğe "fazla kaptırmış" kadınlar, sorumluluklarının kapsamını önce eşlerine karşı genişletme eğilimindeler. Birçok evliliğin kriz aşamasına gelmesindeki en yaygın sebeplerden biri, annelik sorumluluğunun bir süre sonra bir baskı mekanizmasının meşru dayanağı haline getirilmesidir. Eşlerden sonra bu "yoğun annelik", artık ergenliğe doğru yol alan ve kendi bağımsız kimliklerini oluşturmak üzere olan çocuklar nezdinde rahatsızlık yaratabilir.

Şüphesiz biyolojik açıdan anne olan ya da bir canlıya "annelik yapan" herkes için zorluklarına rağmen çok anlamlı, tatmin edici, kişisel açıdan geliştiren ve mutluluk veren bir format değişikliği annelik... Ancak doğası gereği ciddi sorumluluklar içeren bu yeni yaşam formatı, aynı zamanda bir sınav niteliği taşıyor. Annelik; insanın kendi sınırlarını ve çevresindeki herkesin sınırlarını sürekli yeniden keşfedeceği, içgüdüleri ve rasyonel düşünme becerisi arasındaki dengeyi sağlamayı öğreneceği bir olgunluk sınavı... Dolayısıyla kim annedir kim değildir'i tartışmaktan ziyade, bu kavramın hakkını verebilmek için nasıl bir donanım gerekir, böyle bir donanıma sahip olabilmek için nasıl bir ortamda (ailede, ülkede) yaşamak en sağlıklısıdır, bunu konuşmalıyız. Ancak dozunda annelik yapabilenler geleceğin sağlıklı annelerini/babalarını yetiştirebilir. Annelik "idare edecek kadar" ya da "fazlasıyla" yapılabilecek bir şey değildir, hele yetişkinlere yönelik hiç olmaması gereken bir yaklaşımdır. Bu bağlamda hakkıyla annelik yapan, yapmaya karar vermiş olan herkesi kutluyor, kendileriyle ve çevreleriyle sıklıkla yüzleşerek düşe kalka dengeyi bulacakları bu yolda sabır ve sonunda yaşamın derin anlamını hissedebilmelerini diliyorum.

Paylaş:
brush-purple Yorumlar