Sanat iyileştirir, güçlendirir

Rabia Özdemir Tokat, başlıktaki bu sözü gerçeğe dönüştürmüş bir kadın. Sanatçı ve girişimci. Kadınların destekçisi... Yakında başka kadınlara da öncülük edecek.

Sanat iyileştirir, güçlendirir

Bir sabah işe gitmek için yataktan kalkmak istedi, kalkamadı ve hayatı değişti. Kemik iliğine kadar işleyen bir romatizma çeşidine yakalanmıştı. Kronik romatizmal bir hastalık. Bu hastalığa yakalananlar yürüyemiyor ama o, 1.5 yıl sonra yürüdü. Sanatla rehabilite oldu. Şimdi ise artık bir girişimci. Art Sequoia ismiyle Kadıköy'de bir seramik atölyesi açtı. Bu sanat atölyesini; meslek sahibi olmak isteyen, muhtaç ya da girişimci diğer kadınlara açmak, onlara destek olmak istiyor.

 

Rabia Özdemir Tokat, İstanbul'a 5 yıl önce gelmiş. Hastalığını, bir doktor tesadüfen teşhis etmiş. Türkiye'de bilinmeyen, kanserle karıştırılan bir hastalıkmış. Yeni açtığı atölyesinde konuştuğumuz Rabia Hanım'ın anlattıkları, mücadeleci bir kadının azmi ve başarısının en güzel örneği:

 

Kendinizden söz eder misiniz? Hastalığınız nasıl başladı?

40 yaşındayım. İşletme ve kamu yönetimi mezunuyum. Okul hayatım bittikten sonra direkt Konya Vitra'de muhasebe müdürü olarak çalışmaya başladım. Çünkü üniversite hayatımda hep stajlar yapıyordum. Vitra'da çok güzel bir hayatım vardı ve sonra rahatsızlandım. Sabah işe gitmek için kalktım yataktan ve yere düştüm. Hastalığım böyle başladı. Hani, bize arada, 5 dakikada bir giren kramplar vardır ya... O bende 1.5 ay sürdü ve hastalığım için birçok hastaneye gittik; en sonunda GATA'ya gittik. Bir rehabilitasyon merkezi açılmıştı Bilkent'te. Gaziler orada tedavi görüyordu. Ben oranın ilk kadın hastayım. Bunun zorluklarını yaşadım, inanılmazdı. Hastalığımın teşhisi yurtdışından gelen bir doktor tarafından konuldu. İngiltere'de eğitim görmüş bir doktor tarafından. Tesadüf etti sadece. Türkiye'de 'anklezon spondolit' denen bir hastalık ama şöyle bi şey; negatifi ve pozitifi var. Bendeki negatifi ve ne zaman ne olacağı belli olmayan bir hastalık. İngiltere'de çok yaygın ve hastaların hepsi yatalak. Hiç yüreyen hasta yok.

 

Niye İngiltere?

İklim şartlarıyla alakalıymış. Kemik iliğine kadar işleyen bir romatizma çeşidi bu. Türkiye'de de 1 milyonda bir kadında çıkıyor... Aynı zamanda 5 yaşındaki erkek çocukların da görülüyormuş Türkiye'de. Tabii yine onlarda da yürüyen hasta yok. Türkiye'de teşhis konulamayan bir sürü insan varmış. Bu yıl öğrendim. Bir de şöyle bir şey var. Ben yattıktan sonra bir kadın daha yattı hastaneye. Genelde kanser teşhisi konuluyor bu hastalara... Ama kanser değil. Tabii kanser teşhisi konulup o bölge açıldığında asla geri dönüşü olmuyor ve o arkadaşımı ben 6 ay sonra kaybetim. O hastaneye gelmeden önce beli açılmıştı, kanser diye, kitleyi almaya çalışmışlardı. Vücutta ufak ufak kitleler oluyor. Bende de var, çok derinde. Ama ben ağrılarından dolayı ne olduğunu biliyorum ve doktorlar tesbit edebiliyor.

 

Şu an durumunuz nasıl?

Hastalığım şu an dondurulmuş durumda, ilerlemiyor. Çok şükür 1.5 yıldan sonra yürümeye başladım. Hastaneye ilk yattığım gün, bana bir tekerlekli sandalye verildi. Rabia bununla yaşayacaksın, denildi. Ben, asla ben buna oturmayacağım, gerekiyorsa sürüneceğim, ama yürüyeceğim ben, dedim. Doktorum da o zaman; birlikte yürüyeceğiz, dedi. Biz 1.5 yıl azmettik.

 

Peki, nasıl oldu? Nasıl ayağa kalktınız?

Zorlandım, çok kötü günler yaşadım hastanede. Tek kadın hastaydım, gazilerin arasında... Direkt onların psikolojisini yaşadım. Kolları, bacakları yoktu. Bir arkadaşımın ise gözleri, kolları ve bacakları yoktu, yanında mayın patlamıştı. Ama hayata sarılıyordu. Hayatta gördüğüm en neşeli insandı. Böyle bir insan benim yanımdayken, ben hastayım diyemiyordum. Aslında benim yürüme azmim buradan geldi. Bütün organların tamam Rabia, sen beyninde bitireceksin ve böyle yürüyeceğim, dedim ve ben öyle yürüdüm.

 

Rabia Hanım, kedileri çok seviyor. Yeni atölyesinin önündeki Şımarık kediyi, her gün besliyor.

 

'Evliliğe karşıydım...'

 

Sonra doktorunuz size bir öneride bulundu...

Evet. 1,5 yılın sonunda doktorum bana "Daha sıcak bir iklimde yaşa" dedi. O süreçte biz ailemle Konya'da yaşıyorduk. Kardeşlerim üniversitede okuyordu. Onlar için oraya taşınmıştık ve benim için Antalya'ya taşınıldı.

 

Antalya'daki maceram güzeldi. Çok mutlu oldum orada. Antalya şöyle bi şehir; herkes güneşin enerjisiyle mutlu. Ve ben Antalya'da da bir atölye açtım. 1.5 yıllık bir atölye maceram var. Bu atölyede farklı alanlarda 8 hoca çalışıyordu. Bir de stilistlik dersleri veren İtalyan hoca vardı. Ben birçok eğitimimi orada tamamladım. Hastanenin rehabilitasyon sürecinde aldığım eğitimler vardı. Hayata bağlanmak için beni sanata yönlendirdiler o süreçte. Orada ebru, bilgisayar, triko, el sanatları dersleri aldım. Her şeyi almıştım zaten. Sadece bunların üzerine bazı şeyler koymam gerekiyordu.

 

Derken bu arada aşık oldum ve eşimle tanıştıktan sonra evlenmeye karar verdik. Evliliği hiç düşünmüyordum hatta karşıydım. Eşim de düşünmüyormuş, ama ilk görüşte aşktı bizimkisi... Ve eşimin işi nedeniyle biz İstanbul'a yerleşmek zorunda kaldık.

 

10 bin kadın arasından seçildi

 

İstanbul'a geleli 5 yıl oldu. Bugüne kadar neler yaptınız? Anlatır mısınız?

İstanbul'a ilk geldiğimde tek korkum şuydu, hiç kimseyi tanımıyordum. Ve Antalya gibi rahat bir yerden, İstanbul'un kalabalığına geldim. O yüzden Kadıköy Halk Eğitim'e yazıldım. Sosyal bir çevrem olsun, aynı zamanda eğitimlerim daha da ileriye gitsin diye... Halk Eğitim'e yazıldıktan sonra stilislik, resim dersleri aldım. Sonrasında seramik dersleri geldi. Seramikte başarılı olduğumu gördüm ve 'Girişimcilikte Önce Kadın' projesine dahil oldum. Projede 10 bin kadın içinden 10 kadın arasına seçildim ve jüri özel ödülü aldım.

 

Bu arada zaten İstanbul'a geldikten sonra, hayatım değişmeye başlamıştı. Rahatsızlığım yeniden atak yapsa da fizik tedaviye devam ettim. Bu arada elimde dosyam galeri galeri geziyor, kendimi anlatıyordum. 6 ayın sonunda Nişantaşı'nın göbeğinde en iyi galeride tablolarım sergilendi ve ilk sergimde iki tablom satıldı, bu büyük bir gururdu. Ve hedefim aslında belli olmuştu; bir işyeri açmak.

 

Bir yandan da sosyal medyada tanıtımlarım dönmeye başladı. Kadın-erkek eşitliği için Vodafone, twitter'de bir kampanya başlattı. Bu kampanyanın yüzü oldum. Çalışan kadın fotoğraflarımla basında yer aldım, blogırlara workshop'lar verdim. Çeşitli yerlerde konuşmacı oldum. En son aşamada da bu atölyeyi açtım.

 

 

'İleri yaşta kadınlar da olabilir'

 

Amacınız ne? Bu atölyede ne yapmayı planlıyorsunuz?

Benim gibi kadınlar buraya gelip üretim yapacaklar. Ürettikleri işleri satamayan kadınlar var, onlara vitrinimde yer vereceğim. Satış yaptığmı yerler var, onların ürünlerini de götüreceğim. Yani ihtiyacı olan bütün kadınlara kapım açık. Birisi gelip, benim işim yok, seramik öğrenmek istiyorum, bundan para kazanmak istiyorum derse ona seve seve bunu öğretip, bir işyeri açması için elimden geleni yaparım. Artık biraz da kadınlar için çalışmak istiyorum. Ayrıca bir sürü disiplinden arkadaşlarımla bir araya gelerek; bu atölyeyi akademiye dönüştürmek istiyorum. Bu akademide kadınlar, çocuklar olacak, belki ileri yaştaki kadınlar da olabilir. Çünkü; hayat devam ediyor ama hayat, her zaman öğrenmekle devam ediyor.

 

'Yürüyemediğim an, hayatımın başladığı andı'

 

Bu atölye dışında başka çalışmalarınız var mı?

İki üniversitenin ardından üçüncü olarak hukuk okuyorum. Aynı zamanda Kadıköy Belediyesi'nin 'Potlaç' etkinliğinde yer alıyorum. Sebebi de şu: Artık çok kadın tanıyorum ve o kadınların bir çıkış noktasına ihtiyacı var. Onların da atöyesi burası, aynı zamanda. İsteyen; sıkıldım Rabia bunaldım, bir şey yapmak istiyorum, diyen herkese kapım açık.

 

Ayrıca geçen haftalarda katıldığım Avrupa Yetişkin Öğrenme Gündemi İçin Ulusal Koordinatörler Projesi Yetişkin Eğitiminde İyi Örnekler Uluslararası Konferansı'nda bir sunum yaptım. "Yürüyemediğim an, aslında benim hayatımın başladığı andı" dedim. Orada çok güzel tepkiler aldım. Trabzon ve Mardin'de kadın girişimciler için hazırlanmış dernekler varmış. O derneklerin sempozyumlarına davet edildim. Şimdi o derneklerle çalışacağım.

 

Son olarak Mor Dayanışma Derneği yöneticileriyle görüştüm, bünyesindeki kadınlara eğitimler vereceğim. Orada şöyle bir problem var; kadınlar ön plana çıkmak istemiyor ama bir şeyler yapıyorlar onları da satmak istiyorlar. Birçoğu zaten ailelerinden, eşlerinden kaçan, yardıma ihtiyacı olan kadınlar. Ben onlara da ders vermeye başlayacağım. Hem girişimcilik hem de sanat alanında birçok birikimim var. Neye ilgileri varsa onlara yardım etmeye çalışacağım. Onlar için bir gün ayıracağım atölyede. Buraya gelecekler. Aynı zamanda sanatçı arkadaşlarım var, onları davet etmek istiyorum. Onlar için sergiler açabiliriz.

 

İhtiyacı olan kadınlara dokunabilirsem, ne mutlu bana!..

 

Röportaj ve fotoğraflar: Hayriye Mengüç

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 9022

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 2209

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 5490

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 2403

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 3579

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön