Bizi özlemek... Kendi küçük, duygusu büyük bir kelime. Nakış gibi işlenecek bir duygu bu. Mutlu günler yaşanıyor ve bunun sadece tesadüf olmadığını, Yaradan'ın ince bir lütfu olduğunu hissettiren zamanlar bunlar. İnsan bazen neden mutlu olduğunu tam tarif edemez ama kalbin içi sakince genişler. Her şey yerli yerinde olmasa bile, bir şeylerin doğru aktığını sezersin.
Sevilen bir dizinin bir sonraki bölümünü bekler gibi... Ya da büyük bir heyecanla alınmış bir kitabın sonuna yaklaşırken duyulan o merak gibi. Kalp, bir sonraki güne bu duyguyla atar. Merak eder, planlar yapar. Planlar her zaman tutmaz ama olsun; bazen yerini küçük saçmalıklara bırakır. Çünkü hayat, her zaman düzenle değil, bazen dağınıklıkla öğretir kendini.
İnsanın içinde, vazgeçmeyi bilmeyen bir duygu vardır. Zaman onu yıpratamaz. Mesafeler artar, kelimeler azalır ama o duygu yerinde durur. Kaya gibi sağlamdır. İşte tam da bu yüzden, her şey dağıldığında toparlayan yine odur. Gürültünün içinde sessiz ama güçlü bir dayanak gibi.
Özlemek de bu duygunun bir parçasıdır. Gösterişsiz ama derin. Bazen bir şarkının ortasında, bazen hiç beklenmeyen bir anda ortaya çıkar. Kalbin bir an durup sonra daha güçlü atmasına sebep olur.
Aşk ve şükür... Birbirine en çok yakışan ama en az yan yana gelen iki kelime. İnsan sevdiğinden bunları duymak ister. Duymasa bile, hissettiğini bilmek yeterlidir bazen. Çünkü sevgi sadece söylenen bir şey değildir; duruşta, sabırda ve kabullenişte kendini belli eder.
Her şeyin olması gerektiği gibi olduğu fikri insana iyi gelir. Eksik sandıklarımız bile belki de tam olması gereken yerdedir. Hayatta birinin yanında durmak, birinin hayatında yer almak... Sadece arzu edildiği için. Zorlamadan, şekil değiştirmeden. Olduğu gibi kabul edilerek.
Belki biraz akıllı olmak yeterlidir. Her şeyi bilmek değil; neyin önemli olduğunu ayırt edebilmek. Tutunulacak duygunun hangisi olduğunu bilmek. Geri kalan her şey, zaten yolunu bulur.