Fransızlar genelde adaletsizliğe uğradıklarında haklarını arayıp grev yaparlar ve çoğu zaman modern bürokrasi sorunları ile karşı karşıya kalırlar. Geleneksel olarak tepkilerini grev ve eylem yoluyla dile getiren Fransızları merkeze aldığımızda, Netflix’te yayınlanan “Get In” filmiyle önemli bir bağlantı kurabiliriz. Zira filmde ırkçılık meselesine dem vuruluyor ve siyahi karakterin başına kötü olaylar geliyor, hatta bu olayların ardı arkası kesilmiyor. Sosyolojik tabanlı olarak irdelenmeye açık olan “Get In”, hukuksal sistemin/anayasanın eşit bir biçimde işlemediğini göz önüne seriyor. Gerçek bir olaydan esinlenerek ortaya konulan filmde, evli bir çift tatile gitmeden önce oğullarının bakıcısı ile kira kontratı imzalar, ama çift bu kontratı imzalayarak aslında çok büyük bir hata yapmıştır çünkü tatilden eve döndükten sonra evlerine girmeleri mümkün değildir.





Çift önce nasıl bir dolap döndüğünün farkına varmaz ve bakıcının artık eskisi gibi olmadığını düşünür, halbuki bakıcının gidecek yeri yoktur ve yasa ondan yana işler. Hem hamile hem de evlidir. Fransa yasalarına göre önce kiracı korunur ve kiracı bir aydan aşağı evden gönderilemez. Ev sahibi tatilden erken dönse bile bu pek mümkün değildir.


Tabii burada açık olmayan bir mevzu var, o da şu: çiftin evlerini ne kadar süre ile kiraya verdikleri belli değil. Film bu asıl problemin üzerine kafa yormayıp, karakterlerin yaşadığı gerilimi anlatıyor. Güzel bir konuyu netlikle ortaya koyamayan film bol bol soru işareti barındırıyor. Mesela çift neden kontratı imzalamadan önce okumadı, ya da orada yazılanlara dikkat etmedi? Gerçekten kiracılar eve mi konmak istediler, yoksa altında başka bir sebep mi vardı? Çift eve döndüğünde böyle bir şeyi tahayyül etmemişti ve belki de yasalardan bir haberdi. Kiracılar evden çıkmıyoruz deyince çiftin başvurduğu yasal kişiler de pek oralı olmadı. Tabii aklımıza direkt şu geldi: tüm bunların hepsi aile reisinin siyahi oluşundan ötürü olabilir miydi? Sözün özü, çift hakkını aramak için birçok yasal evrak imzaladı, fakat ne avukat ne de yasal olarak görevli olan kişiler sorunla ilgilendi.


Filmin bir sahnesinde siyahi aile reisine çok ters davrandılar ve biz de ırkçılığın hala bitmediğine kanaat getirdik. Zaten çiftin başına gelen bu olay Fransa’da gerçekleşmiş, ancak film için isimler ve karakterler değiştirilmiş. Gerçekle ilişki kurarak, sorun içinde birçok soruna değinen film, çiftin yaşamış olduğu ciddi sorun nedeniyle her yerden yara aldığını aktarırken, diğer bir taraftan da karakterlerin iç ve dış çekişmelerine yöneliyor. Olayı iyi yönetemeyen ve öfke ile dolup taşan çift, gerçek kimliklerinden uzaklaşarak kendilerine kötücül bir ideal benlik yaratıp onun altında ezilmeye başlıyor. İçinde bastırdıkları tüm arzular dışarı çıkıyor ve öfke ile özgürleştiklerini düşünüyorlar çünkü daha önce hiç vermedikleri tepkileri veriyorlar. Kendileri ile barışık olmadıkları için yollarını kaybetmeleri oldukça kolay oluyor. İletişim eksikliğinin izleri her şekilde ekrana yansıyor. 4


Evlerini kaybettikleri yetmiyormuş gibi, bir karavan otelde kalan çift, bu sefer daha büyük bir sorunla karşı karşıya kalıyor. Karavanın sahibi siyahi aile reisinin eşinin okul arkadaşıdır ve daha önce ikisi kaçamak bir birliktelik yaşamıştır. Bu kişi hiçbir baltaya sap olamamış boş bir karakterdir ve kendinden başka kimseyi düşünmez, yani içinde saf bir kötülük var. İnsanı yolundan saptıran bir şeytan misali! Mecburiyet insanı işte bu hale sürüklüyor. İnsanı her zaman kötü arkadaşlar kötü yola çeker, buradaki arkadaş değil, adeta arkadaş görünen bir cani.


Aileyi içten parçalamak istiyor, bunun için de siyahi babayı kışkırtıp ona kötülük öğretiyor. Siyahi baba da ona uyuyor çünkü toplum tarafından yıllarca dışlandığını savunuyor ve içinde kış uykusuna yatan öfke birden canlanıyor ve şiddet kullanan birine dönüşüyor. Kozlarını kullanan karavan otel sahibi, insanların zaaflarından yararlanarak dünyalarını karartıyor. Burada şundan rahatça bahsedebiliriz: insanın içinde eğer öfke ve az bir parça şiddet varsa kafası karışabilir, ancak çok güçlü ve eğilip bükülmeyen bir karakterse, o karakteri parçalamak zor olabilir. Siyahi kişi düzgün bir hayat sürüyordu, ta ki başına talihsiz olay gelene değin… Güçsüz güçsüzü çeker, siyahi de geçici bir dönem güçsüz olduğuna göre bunları yaşaması olası. Stresten doğan kızgınlığı başkalarına zarar vererek ve bağırıp çağırarak çözmek doğru bir metot değil, bu yüzden film bu meselenin altını çiziyor. Hele ki çocuğuna eziyet edip 'sen başımıza belasın, seni hiç sevmedik ki' demek! Düzgün bir insanın raydan çıkmasına dem vuran yönetmen, diğer bir taraftan da sorunlarını çözemeyen insanların başvuru kitabı olarak fiziksel darbeyi ve şiddeti kullandıklarını belirtiyor.


Nasıl ki insan geçici olarak amnezi yaşıyorsa, düşüşe geçtiği dönemlerde de mıknatıs gibi kötülükleri çekiyor. Bunun altında yatan da şu: kendinden emin olamama, kendini gerçekleştirme eylemi yerine getirilmediğinde duyulan yoğun baskı, içinde bulunulan durumun doğurduğu ruhsal buhran, kapana kısılmışlık hissi ve daha gırla…


Buradan hareketle, çift evlerini almak için kötü yola sürüklendi, ama hiçbir zaman birbirlerine karşı şeffaf olmadılar, büyük sırlar saklamaları da cabası! Genel itibariyle film, güzel bir konuyu ele alsa da yer yer monotonluk filmin seyrini düşürdü. Bazı sahneler filmin akışını bozduğu için o sahneleri atlayarak izleme ihtimalinizin yüksek olduğunu da belirtmek gerek.


Sonuç olarak; “Get In” dünyevi sorunları ele alarak bazı mesajlar vermeye çalışan orta halli bir film. Gerçek bir hikâyeyi ele alması nedeniyle daha inandırıcı ve daha dişe dokunur olmuş olsaydı, etkilenme oranımız katlanırdı, ama ona rağmen merak edip izliyorsunuz çünkü finalde ne olacak sorusunun cevabı sizi içine çekiyor. İyi seyirler.


Yazı: Arzu Çevikalp

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.