Son yıllarda popüler terimler arasında yer alan "kırmızı bayrak" tanımı, tehlike arz eden durumları haber veren gösterge anlamında kullanılıyor. Örneğin; yeni başlayan bir ilişkide taraflardan biri aşırı sahiplenmeci tavırlar sergiliyorsa, gün içinde nerede ne yaptığınızdan sürekli haberdar olmak istiyorsa ya da aramalarına/mesajlarına hızlı bir şekilde yanıt verilmesini ısrarla talep ediyorsa bütün bu davranışları bireylerin hak ve özgürlüklerini kısıtlamaya/kontrol altına almaya yönelik sinyaller (yani "kırmızı bayraklar") olarak niteleyebiliriz.
Aynı şekilde insan psikolojisi veya psikolojik sağlık alanında çok ciddiye alınması hatta en hızlı şekilde müdahale edilmesi gereken durumlar vardır. Bunların başında da kişinin kendisi veya çevresi açısından hayati tehlike arz eden durumlar gelir. Hayati tehlikeden kasıt, ciddi/ağır veya ölümle sonuçlanabilecek yaralanmaların oluşabileceği durumlardır. Kişinin kendisi söz konusu olduğunda buna örnek olarak intihar riskini, çevresi söz konusu olduğunda ise kasıtlı veya kasıtsız fiziksel/ruhsal zarar verecek davranışları verebiliriz. Dünyanın her yerinde bu tür anlamlar çıkarılabilecek ifadeler çok ciddiye alınır ve şakası yapılacak konular arasında yer almaz. Tıpkı uçağa bindiğinizde "bomba" şakası yaparsanız, hakkınızda yasal işlem başlatılabileceği ve çok ciddi cezalara maruz kalabileceğiniz gibi...
Yakın zamanda yaşadığımız ve hepimizin yüreğini kanatan olayların süreciyle ilgili kamuoyuna yansıyan bilgilendirmelere baktığımda, maalesef felaketin yıllar önce çatır çatır geliyorum dediğini ancak durumun ciddiyetini hiç kimsenin kavrayamamış olduğunu gördüm. Belki kavramış olan yetkili kimseler vardı ama gerekli önlemlerin etkili biçimde alınabilmesi için seslerini duyuramadılar, bilemiyorum... Çünkü bu olaylarda söz konusu olan rahatsızlıklar, belirli bir terapi süreci sonrasında ara sıra takip seansları ile tedavi edilebilecek, hafif seviyede davranış bozuklukları değil... Çok uzun vadeli terapilerle, belki bir kurum çatısı altında yatarak tedavi ile ancak hafifletilebilecek türden ağır psikolojik rahatsızlıklar, birkaç kişinin hoşgörüsü veya bireysel idare etme yöntemleri ile çözülebilecek türden değildir.
Medeni toplumlarda insan hayatı, her zaman her durumda en üst değerdir. Hiç kimsenin nüfuzu, statüsü, maddi varlığı, vs. bundan daha değerli değildir; bu değişmez prensip çeşitli yasalarla güvence altına alınmıştır ve bu ilkeyi ezip geçmek etmek kimsenin aklından bile geçmez. Dolayısıyla yaşı ne olursa olsun, sık sık çevresine zarar verebileceğinden bahseden, kendisine de birçok kişinin gözü önünde zarar veren bir kimse derhal gerekli tedavi sürecine alınmalı ve nispeten sağlığına kavuşana kadar tehlike arz etmeyecek, kontrollü ortamlarda tutulmalıdır.
Depresyondan tutun da daha ağır patolojilere kadar birçok psikolojik rahatsızlık, sinyallerini mutlaka bir şekilde verir. Bu sapmaları uzman olamayan kişiler hemen teşhis edemeyebilir ancak birçok düşüncenin/duygunun/davranışın sağlıklı olmadığını anlamak çok da zor değildir. Toplum olarak hayati tehlike yaratabilecek durumlara karşı giderek daha da duyarsızlaştığımızı görmek beni çok endişelendiriyor. Yakın çevrede bu tür sinyaller fark edildiğinde mutlaka ilgili uzmanlara ve kamu görevlilerine haber verilmesi, gerekli önlemler alınana kadar da çalınabilecek her kapının çalınması olası can kayıplarını önlemek için son derece önemlidir. Bu konuda kesin başarı da ancak bu coğrafyada yaşayan "istisnasız" her bireyin bunun ciddiyeti anlaması ile mümkün olacaktır. Hepimize endişe veren ve giderek artan çeşitli seviyelerdeki şiddet olaylarının hızı, ancak bu şekilde kesilebilir. Bilinçli bireylerin veya küçük toplulukların kendi çapında verdikleri mücadele, bu gidişatı önlemede asla yeterli olmaz. Daha makro güçlerin psikolojik sağlık alanında etkili politikalar üretmesi ve zamanında müdahale olanaklarını seferber etmesi mutlaka ve acilen gereklidir. Hepimize güvenlik duygumuzun tekrar sağlamlaştığı, huzurlu ve geleceğe umutla bakabildiğimiz günler diliyorum...