Kalbe giden bir gezi yazısı

"Uzun zaman önce canlı ağaçlara derin bir bağlılık duyulurdu. Ölme ve yeniden haya dönme yeteneğini simgeledikleri için bunlara kıymet verilirdi. Sıcaklık ve yemek pişirmek için yakacak odun, beşikler için ahşap, yürümek için baston, korunmak için duvar, ateşli hastalıklar için ilaç, hatta uzağı görmek için tırmanılacak ve gerektiğinde düşmandan saklanacak yerler gibi insana sundukları hayat verici her şey için saygı görürlerdi. Ağaç aslında büyük bir vahşi anaydı..." *


Bunun ne demek olduğunu çok iyi anlıyorum. Şu dünyada güzel bulduğum, kendimi iyi hissettiğim neresi varsa, oralar hep ağaçlarla bezeliydi. Evime yakın olan, denizin doldurulduğu sahildeki gibi, kısa, ayrı, ehlileştirilmiş ağaçlarla yetinmeyi bilsem de bazen, kökleri dünyanın derinliklerine, yaprakları göklere uzanan ulu ağaçlar, bu ağaçlardan mürekkep sık bir orman benim için cennet tanımına en yakın şey...


İşte tam da bu ihtiyacım ayyuka çıkmışken, Kaz dağlarına, Brezilya Amazonlar'ına, babamın yaşadığı Bursa Orhangazi'ye bağlı Ortaköy'ün arka yolundaki ormanın ihaleyle satılıp kesimine başlandığına, Kadıköy'deki ağaçların uğradığı tırtıl akınına ayrı ayrı üzülürken vardım Macahel'e...





Gürcistan ile Türkiye'nin sınırında; ormanlarla birbirine karışmış