HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ

İnsanlar neden terapiye giderler? Bunun türlü sebepleri olabilir. Gündelik hayattaki işlevselliği engelleyen fobiler (köpek korkusu yüzünden sokağa çıkamama), takıntılar (bir meyveyi yemeden 10 kere yıkama), içinden çıkılamayan ruh halleri (bir yakınının kaybının yasında takılıp kalma), ilişkilerde tekrar eden motifler (hep yanlış adam beni buluyor), bağımlılıklar (alkol, uyuşturucu, alışveriş) gibi bariz sebepleri olabileceği gibi kendini daha yakından tanımak isteme, rüyaları derinlemesine çalışma, kaçındığın duygular olduğunu fark edip bunlara ilgi göstermek isteme... Bunlar sadece ilk anda aklıma gelenler, ne kadar çok insan varsa o kadar çok sebep olabilir ruhsal destek aramak için. Sadece merak ya da biri tarafından dikkatlice, yargılanmadan dinlenmek istemek gibi sebepler de olabilir...

Peki, kime giderlim? Ruh sağlığı desteği almak isteyenlerin ya hayli bilgi sahibi olması gerek, ya da deneme yanılma yoluyla uzun yıllar ve yollar boyunca araması; 3. seçenek ise bu konularda uzman bir tanıdığın varsa ondan fikir almak olabilir. Farklı kişilik özelliklerine, farklı ihtiyaçlara ve koşullara hitap eden türlü terapi çeşidi var. Velhasıl ben terapiye gitmek istiyorum diyen kişinin doğru ekolü, doğru terapisti seçmesi de bir mesele...

Ben hayatımın ilk terapisine arkadaşlarımın teşvikiyle gitmiştim 2013 senesi boyunca her pazartesi sevgili Nilüfer Devecigil ve Seda Aydın ile haftada bir kere Taksim'de buluşup öğlen yemeği yedik. Sohbetler çok derinlerde, iç dünyada akıyordu. Bana kalırsa her şey yolundaydı. Evet çocuk yaşta annem ölmüştü; kendimi bir anda bir evin ve ailenin sorumluluğunu yüklenmiş bulmuştum, ne yasımı yaşayacak ne çevremdeki büyüklerden duygusal destek alacak bir ortamım olmamıştı... Bunlar bu günü çok mu etkileyecekti? Geçip gitmişti işte, bakın hala hayattaydım, halletmiştim... O sıralar 2,5 yaşında olan oğlumun her hastalanışında ölecekmiş gibi kaygıya kapılmam; yaşa özgü öfke ataklarına ve ağlamalarına katlanamamam hariç... Ama herkese böyle olmuyor muydu?

İlk durağım bir sanat terapistinin ofisiydi. "Peki, daha daha nasılsın?" sorusuna "İyiyim"den öteye cevaplarım olduğu orada açığa çıkmaya başlamıştı... Bir süre, boyalarla, hamurlarla, sohbetle devam etti bu ilk terapi deneyimim... Sonra bir yer geldi: "Burada seninle buraya kadar gelebiliyoruz" dedi terapistim ve beni bedenle bağlanmamı önererek bir nefes terapistine havale etti. Birkaç seans da ona gittim. Orada neler oldu hiç bilmiyorum lakin içimdeki dünyayı keşfetmeye güdülenen bir tarafım uyanmıştı ve uzun bir yol açılmıştı önümde...

Bunun ardından birkaç farklı teknikle çalışan bir psikolojik danışmanla görüştüm 1,5 sene civarında. Konuşma terapisi, EMDR, somatik egzersizler, psikoeğitim ile yavaş yavaş neredeyse hiç hatırlamadığım çocukluğuma ziyaretler yapıyorduk. Bu terapi sürecinde terapist de benim kadar aktifti. Sorular, yorumlar, tekniğe dair bilgilendirmeler, ev ödevleri vardı. Haftada bir görüşüyorduk. Sonra terapistim yurtdışına gitti. Bu süreç de bu şekilde sonlandı.

Artık bu alanda merakla ve hevesle koşturmaya başlamıştım. Bağlanma üzerine okuyor, meditasyon yapıyor, fırsat buldukça Clarissa'ya gidip geliyor, ruh-beden-zihin üzerine çalışan uzmanlarla görüşüyor, seminerlere, eğitimlere katılıyordum.

Sonra, 40'lı yaşlarımın başında bu grup eğitimlerinden ötesine ihtiyacım olduğunu hissetmeye başladım. Kendi yapma dair bir kör noktam vardı ve bunu benimle derinlemesine çalışacak bir rehbere ihtiyaç duyuyordum. Daha az konuşan, daha az müdahale eden, daha çok yansıtan bir terapist aramaya başladım.

Kulaktan dolma bilgilerle ve birkaç tanıdıkla görüşerek psikanalitik eğilimle çalışan bir terapist buldum. Evime yakın olmasını önemsemiştim.

Haftada iki kere onunla görüşmeye başladım. 3,5 sene oldu. Psikanalitik psioterapinin başka hiçbir ekole benzemediğini ve Freud'un boşu boşuna dünyayı değiştiren kişilerden biri olmadığını söyleyebilirim. Delilik ile sanat arasında bir yerde, 3,5 yıldır; kendimin bile bilmediğim gölgelerinde dolaşıyorum analistimle birlikte. İki deli, hakikatin peşinde diyebilirim buna kısaca... Herkese göre olmadığını, çok zahmetli ve aynı zamanda çok ödüllü bir yol olduğunu ve bir şekilde tam bana göre olduğunu söyleyebilirim. Bu kadar zaman sonra hala yolun başında olduğumu hissediyorum ve keşke çok daha önce başlasaydım kendimi bilme yoluna, diye düşünüyorum. Hayat kısa, yapılacak çok iş var. Ve biz çok komplike yaratıklarız.

Benim yolum iki can arkadaşın ittirmesiyle başladı ve el yordamıyla, deneye yanıla devam etti.

Bu sene sürdürdüğüm Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Yüksek Lisans'ı sayesinde işin teorisiyle de haşır neşir olduğum için belki birilerinin işine yarar, ipucu olur diyerek kısa bir rehber hazırladım. Kim, hangi dert için, nasıl bir terapi alabilir...?

Kısa Süreli ve Çözüm Odaklı Terapiler

Mesela kısa süreli ve çözüm odaklı terapiler var. Bunlar sorunun kökenini bulmaya, orada bir dönüşüm sağlamaya çalışmıyorlar. Mevcut durum üzerinden, davranış ya da düşüncede değişiklik yaparak fonksiyonelliğin devamını hedefliyorlar. Başta söylediğim gibi hayat yolunuza size engel oluşturan belirgin bir durumunuz var diyelim: Sınav kaygısı ya da uçak korkusu, el yıkama takıntısı... Kısa süreli ve çözüm odaklı terapiler çocukluğunuza inmeden bugünkü koşullarla nasıl değişim sağlanabileceğine bakarlar. (Elbette, ben hiç uğraşmak istemiyorum, diyenlere bolca ilaçlı çözüm de var.)

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)

BDT kişiye otomatik düşüncelerini fark etmeyi, onları ne kadar gerçekçi oldukları açısından sorgulamayı ve daha dengeli alternatifler geliştirmeyi öğretir; aynı zamanda davranış kalıplarını küçük ve uygulanabilir adımlarla dönüştürmeye çalışır. Yapılandırılmış, bugüne odaklanan ve zaman zaman küçük egzersizler içeren bu terapi yaklaşımı; kaygı, depresyon, panik atak ve stresle baş etme gibi alanlarda etkilidir. Temelde ise kişiye şu içgörüyü kazandırmayı amaçlar:

"Aklımızdan geçen her düşünce gerçeği yansıtmaz ve düşüncelerimiz değiştiğinde duygularımız ve davranışlarımız da dönüşebilir."

Kabul ve Kararlılık Terapisi

Zorlayıcı düşünce ve duyguları ortadan kaldırmaya çalışmak yerine, onlarla daha sağlıklı bir ilişki kurmayı öğretir. Çünkü bu yaklaşım şunu kabul eder: Hayatta kaygı, korku, üzüntü gibi duygular tamamen yok olmaz; asıl mesele, onların hayatını ne kadar yönettiğidir. ACT sürecinde kişi, zihninden geçen düşünceleri mutlak gerçekler gibi almak yerine, sadece “zihninden geçen şeyler” olarak görmeyi öğrenir. Kendisi için gerçekten neyin önemli olduğunu—yani değerlerini—netleştirir ve bu değerler doğrultusunda küçük ve somut adımlar atmaya başlar. Örneğin “yeterince iyi değilim” düşüncesi hiç gitmese bile, kişi yine de anlamlı bulduğu bir işi yapabilir, bir ilişkiyi sürdürebilir ya da kendisi için önemli olan bir yönde ilerleyebilir. Kısacası ACT, “önce iyi hissedeyim, sonra hareket edeyim” yerine, “zor duygularım benimle birlikteyken de hayatıma yön verebilirim” yaklaşımını güçlendirir.

EMDR

Bazen bir olay geride kalmış olsa bile, beden ve zihin onu sanki hâlâ oluyormuş gibi hatırlar; EMDR bu donmuş etkileri çözmeyi hedefler. Terapi sırasında kişi, terapistin yönlendirmesiyle bu anıyı kontrollü bir şekilde hatırlarken çift yönlü uyaranları takip eder. Bu süreç, beynin o anıyı yeniden işlemesine ve daha sağlıklı bir yere “yerleştirmesine” yardımcı olur. Anı tamamen silinmez ama artık eskisi kadar yoğun duygu yaratmaz; kişi o olayı hatırladığında daha sakin, daha mesafeli hisseder. Kısacası EMDR, geçmişin bugünkü etkisini hafifleterek kişinin daha özgür hissetmesini sağlamayı hedefler. Bunlarda terapistinizin kendi sürecinden (analiz ya da terapi) geçmiş olması şartı aranmaz.

Aslına bakarsanız birçok ruh sağlığı çalışanı (psikiyatr, psikolog, psikolojik danışman) kendi kapsamlı sürecinden geçmeden ruh sağlığı destek hizmeti vermeye başlar. Bu konuyu dikkate almak isterseniz görüştüğünüz uzmanlara bunları sorabilirsiniz.

Gelelim semptomları yok etmek yerine kaynağı incelemeye ve sorunları yaratan modelde değişim sağlamayı hedefleyen uzun süreli yöntemlere…

Psikanaliz, insanın bugün yaşadığı duygusal zorlukların büyük ölçüde bilinçdışı süreçlerden ve erken yaşam deneyimlerinden kaynaklandığını savunan bir terapi yaklaşımıdır. Buna göre çoğu zaman farkında olmadığımızı iç çatışmaların etkisiyle düşünür, hisseder ve davranırız. Terapi sürecinde danışan, aklına gelenleri sansürlemeden ifade ederken (serbest çağrışım), terapist de tekrar eden temaları, ilişkisel örüntüleri ve özellikle terapistle kurulan ilişkiyi (aktarım) birlikte anlamaya çalışır. Amaç, bilinçdışında kalan bu dinamikleri fark edilir hale getirerek kişinin kendini daha derin bir düzeyde anlamasını sağlamaktır. Psikanaliz genellikle uzun soluklu ve derinlemesine bir süreçtir; hızlı çözümden çok kalıcı içgörü ve köklü dönüşüm hedefler.

Varoluşçu analiz, insanın yaşadığı sıkıntıları sadece “semptom” olarak değil, hayatın anlamı, özgürlük, seçim ve sorumluluk gibi temel varoluş meseleleriyle ilişkili olarak ele alan bir yaklaşımdır. Bu bakışa göre kaygı, boşluk hissi ya da yönsüzlük çoğu zaman bir “bozukluk”tan ziyade, kişinin hayatıyla, değerleriyle ve seçimleriyle kurduğu ilişkinin bir ifadesidir. Terapi sürecinde şu soruların etrafında çalışılır: “Nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?”, “Benim için gerçekten anlamlı olan ne?”, “Seçimlerimin sorumluluğunu ne kadar alabiliyorum?” Amaç, hazır cevaplar vermek değil, kişinin kendi anlamını daha bilinçli bir şekilde kurmasına alan açmaktır…

Gestalt terapi, kişinin yaşadığı duyguları ve deneyimleri analiz etmekten çok, onları şu anda ve doğrudan fark etmesine odaklanır. Buna göre birçok sorun, tamamlanmamış deneyimlerin ve ifade edilmemiş duyguların “yarım kalmış” şekilde içimizde taşınmasından kaynaklanır. Terapi sürecinde danışan, ne hissettiğini, bedeninde neler olduğunu ve o an terapistle nasıl ilişki kurduğunu fark etmeye davet edilir. Böylece otomatikleşmiş davranış kalıplarını ve kaçınmalarını daha net görmeye başlar. Bazen “boş sandalye” gibi teatral teknikler kullanılarak ifade edilememiş duyguların açığa çıkması sağlanır. Amaç, geçmişi deneyimin bugünkü etkisini fark etmek ve tamamlanmamış olanı tamamlamaktır; bu da kişinin daha bütün, daha temas halinde ve daha canlı hissetmesine yardımcı olur.

Jungiyen analiz, insan zihnini sadece kişisel geçmişimizle değil, tüm insanlığın ortak mirasıyla açıklayan derinlikli bir keşif yolculuğudur. Bu yaklaşıma göre psikolojik sağlığın anahtarı, toplumun beklentilerine göre şekillenen "maskelerimizden" sıyrılıp, kendi bütünlüğüne ulaştığı "bireyleşme" yoluna girer. Süreç, rüyalar ve semboller aracılığıyla bilinçdışının kapılarını aralayarak zihnimizdeki zıtlıkları dengelemeyi amaçlar, Kısacası Jungiyen analiz, bireyin kendi içindeki kadim bilgeliği keşfederek potansiyelinin tamamını gerçekleştirmesini sağlayan bir ruhsal olgunlaşma rehberidir.

Psikanaliz ve Psikanalitik Yönelimli Psikoterapi Farkı

Psikanaliz ve psikanalitik yönelimli psikoterapi birbirine çok yakın akrabalar olsa da, uygulama ve derinlik açısından farkları vardır. Psikanalizi bir "açık deniz keşfi" olarak düşünürsek, psikanalitik yönelimli terapiyi bu keşfin yöntemlerini kullanarak yapılan bir "kıyı rehberliği" olarak tanımlayabiliriz.

Psikanaliz: Genellikle haftada 3 ila 5 seans arasında görüşülür. Süreç ucu açık bir şekilde yıllarca sürebilir. Amaç, kişiliğin en derin katmanlarını tamamen yeniden yapılandırmaktır. Danışan divana uzanır ve analisti görmez. Bu, kişinin dış dünyadan kopup tamamen iç dünyasına ve serbest çağrışımlarına odaklanmasını kolaylaştırır. Analist daha "sessiz" ve nötrdür. Bir ekran görevi görür (projeksiyon). Danışanın kendi iç dünyasını analiste yansıtmasını bekler ve nadiren doğrudan tavsiye veya açıklama verir. Odak tamamen bilinçdışının keşfidir. Geçmişin, rüyaların ve fantezilerin içinde kaybolmaya ve oradan yeni bir "ben" çıkarmaya izin verilir.

Psikanalitik Yönelimli Terapi: Haftada 1 veya 2 seans. Süre daha sınırlı olabilir. Görüşmeler yüz yüze, koltuklarda oturarak yapılır. Terapist ve danışan arasında bir göz teması ve etkileşim vardır. Terapist daha aktiftir. Danışanın güncel sorunları ile bilinçdışı süreçleri arasında bağlantı kurmasına yardımcı olur, daha fazla geri bildirim verir. Odak, bilinçdışı süreçlerin bugüne etkisidir. Yani bilinçdışına girilir ama oradan alınan bilgiyle "Bugün neden ilişkilerimde bu hatayı yapıyorum?" veya "İşimdeki bu engeli nasıl aşarım?" gibi sorulara yanıt aranır.

Bunların uzmanları onlarca senelik eğitimler almanın yanı sıra kendi süreçlerinden de geçmiş olmak zorundalar. Bunlar için emek etmeye, vakit ve nakit ayırmaya, iğneyle kuyu kazmaya gönüllü olmak gerek. Birbirlerinden nüanslar ile ayrılan bu yöntemler uzun seneler sürebilir.

İster ruhsal arkeoloji deyin, ister insan olmanın ıstırabını paylaşmak, ister hıza ve performansa koşullu bir zamanda incelikleri özlemek... Bilinenin aksine sürekli çocukluk yaşantılarında gezmeye de gerek yok bunların içinde... Elbette kim olduğunu etkilemiş olan yapıtaşlarınızı bir bir söküp, elinizden geldiğince temizleyip yerine yerleştirmek var diyebiliriz.

Hangi metotla çalışmanın size iyi geleceğini anlamak için öncelikle bu konuda ne kadar adanmak istediğiniz (vakit ve nakit anlamında), sabır kapasiteniz, entelektüel yapınızı dikkate almalısınız.

Bunların haricinde biraz daha orta yoldan giden ekoller de var:

Pozitif psikoterapi, bireyi yalnızca çözülmesi gereken sorunlardan ibaret görmeyip, her insanın doğuştan getirdiği içsel kaynaklara ve iyileşme kapasitesine odaklanan dengeleyici bir yaklaşımdır. Bu yöntemde semptomlar sadece birer engel değil, ruhun bize verdiği önemli mesajlar olarak kabul edilir ve "yeniden çerçeveleme" tekniğiyle bu zorluklara yeni anlamlar yüklenir. Terapi süreci; bedensel sağlık, başarı, sosyal ilişkiler ve gelecek idealleri arasındaki dengeyi yeniden kurmayı hedeflerken, hikayeler ve metaforlar aracılığıyla kişinin savunmalarını yumuşatarak kendi içsel bilgeliğine ulaşmasını sağlar. Kısacası pozitif psikoterapi, "neyin yanlış" gittiğinden ziyade "neyin doğru" olduğuna ve bu doğrunun sorunları çözmek için nasıl bir güce dönüştürülebileceğine odaklanan, umut eksenli bir ruhsal gelişim yolculuğudur. Terapistin çözüm odaklı bir rehber olarak aktif rol alır, genellikle haftada bir görüşme ile yürütülür ve yaklaşık 20-30 seans sürebilir. Terapist, hikayeler ve somut modellerle danışana eşlik ederken; asıl hedef, danışanın yaşam dengesini kurarak kendi içsel kaynaklarıyla sorunu çözebilecek donanıma kısa sürede ulaşmasını sağlamaktır.

Şefkat odaklı terapi, evrimsel olarak hayatta kalma güdüsüyle sürekli tetikte olan zihnimizi yatıştırmayı ve kendimize karşı takındığımız acımasız tavrı değiştirmeyi amaçlayan bir yöntemdir. Bizi korku ve başarı hırsı arasında sıkıştıran sistemleri dengeleyerek, içimizdeki huzur ve güven duygusunu canlandırır. Terapistin sıcak ve aktif desteğiyle yürütülen bu süreçte; imgeleme ve nefes gibi pratik araçlar kullanılarak, kişinin zor anlarında kendine yıkıcı bir eleştirmen gibi değil, bilge bir dost gibi yaklaşması sağlanır. Kısacası CFT, zihnimizin karmaşası içinde kendimize güvenli bir yuva inşa etme sanatıdır.

Transaksiyonel analiz, sosyal ilişkilerimizi ve iç dünyamızı "Ebeveyn, Yetişkin ve Çocuk" rolleri üzerinden okumamızı sağlayan etkili bir modeldir. Geçmişte yazdığımız ve bugünümüzü kısıtlayan "yaşam senaryolarını" fark ederek, daha sağlıklı ve mantıklı bir iletişim dili kurmamıza yardımcı olur. Terapistin aktif bir iş ortağı gibi çalıştığı bu süreçte hedef; kişinin kendi sorumluluğunu alarak "Ben de değerliyim, sen de değerlisin" diyebildiği yetişkin bir özgürlüğe kavuşmasıdır.

Beden odaklı terapiler

Beden odaklı terapiler, zihnimizle bedenimizin birbirinden ayrı olmadığını, yaşadığımız her stresin ve travmanın kaslarımızda ve sinir sistemimizde bir "iz" bıraktığını savunur. Bir danışan adayı olarak bu iki yöntemi şu şekilde düşünebilirsiniz:

1. Somatik Deneyimleme (SE): Sinir Sistemini "Boşaltmak"

Eğer kendinizi sürekli tetikte, gergin veya tam tersine uyuşmuş hissediyorsanız, SE bu durumu sinir sisteminizde hapsolmuş bir "enerji fazlalığı" olarak görür. Hedefi: Geçmişte yaşanan ve o an tamamlanamayan "savaş, kaç veya don" tepkisini bedenden nazikçe tahliye etmek. Amacı sizi travmatik anıya boğmak değil, bedeninizi tekrar "güvenli bir yuva" haline getirmektir. Süreç: Genellikle kısa veya orta sürelidir. İlk birkaç seansta bedensel farkındalık ve sakinleşme becerileri kazanılır. Travmanın derinliğine göre 10-20 seans içinde sistemde belirgin bir rahatlama hedeflenir.

2. Bodynamic (Bodinamik): Kasların Hafızasını Çözmek

Bodynamic, çocukken öğrendiğimiz hayatta kalma stratejilerinin (örneğin; duygularımızı gizlemek veya çok uykulu olmak) kas yapımıza nasıl işlendiğine bakar. Hedefi: Kaslarınızdaki güç ve esneklik dengesini kurarak psikolojik sınırlarınızı güçlendirmek. Örneğin, "hayır" diyemeyen birinin kol kaslarındaki itme gücünü bedensel egzersizlerle yeniden keşfetmesini sağlar. Süreç: Kişilik yapısını ve kas hafızasını yeniden şekillendirmeyi hedeflediği için SE'ye göre biraz daha uzun ve kapsamlı bir yolculuktur. Danışanın ihtiyaçlarına göre aylar veya birkaç yıl sürebilir.

Her iki yöntemde de terapist oldukça aktiftir. Sizi sadece dinlemez; oturuşunuzdaki bir değişikliği, nefesinizin hızlanmasını veya bir kasınızın gerilmesini anlık olarak takip eder ve size geri bildirim verir. Sizi "şimdi ve burada" tutmak için egzersizler yaptırır. Genellikle haftada bir kez görüşülür.

Bu kadar uzun anlattıktan sonra:

Bazı uzmanlar bunların birçoğunu karıştırdıkları eklektik yöntemlerle çalışıyorlar. Başvuracağınız uzmanın eğitimlerini, kendi süreçlerini, hangi yönelimle çalıştığınız sormak hakkınız. Belki doğru uzmanı bulana kadar birkaç tanesiyle görüşmeniz gerekebilir.

Peki, kime gidilebiliriz?

Psikolojik Danışman:

Üniversitelerin PDR bölümlerinden mezun, uzmanlığını almak için Yüksek Lisans yapmış ve bunun yanı sıra farklı ekol eğitimleri almış olabilir. Psikolojik Danışmanlar birey, aile, çift, çocuk odaklı çalışabilirler. Gelişimsel ve önleyici ruh sağlığı alanındadırlar. Eğitim, kariyer, ilişki, uyum sorunları ile ilgili bireysel ya da grup danışmanlık verir. Okullarda rehberlik hizmetleri sunar Danışanın farkındalığını artırmaya odaklanır. Klinik tanı koymaz. İlaç yazamaz. Ağır psikiyatrik vakalarla çalışması sınırlıdır.

Klinik Psikologlar:

Üniversitelerin Psikoloji bölümlerinden mezun, yüksek lisans olarak klinik psikoloji eğitimi almış olma şartı var. Bunun yanı sıra uyguladığı yöntemle ilgili ekol eğitiminden de geçmiş olması gerekir. İlaç yazamaz. Tanı koyabilir. Depresyon, anksiyete, travma gibi klinik durumlarla çalışır. İlaç yazamaz (Türkiye’de).

Psikiyatristler

Eğitimi tıp fakültesi + psikiyatri uzmanlık eğitimi. Ruhsal hastalıkların biyolojik ve tıbbi yönüne odaklanır. Tanı koyar, ilaç tedavisi düzenler; gerekirse hastaneye yatış planlar. Bazıları psikoterapi de yapar Yetkisi en geniş olan gruptur.

Psikoterapist nedir?

Psikoterapi uygulama eğitimi almış uzmana denir. Bu kişi genellikle yukarıda sözünü geçirdiğimiz 3 meslekten birinde olmalıdır. Psikoterapist olmak için temel mesleğin üstüne:

Belirli bir terapi ekolünde uzun süreli eğitim (örneğin CBT, psikodinamik, EMDR):

Süpervizyon (deneyimli terapist eşliğinde vaka takibi) Kendi kişisel terapi sürecinden geçmiş olmalıdır. Nitelikli bir psikoterapist, ciddi bir eğitim ve denetim sürecinden geçmiş olur.

Birine gitmeden önce şu soruları sorabiliriz:

  • Temel eğitimi ne? (psikoloji mi, tıp mı, PDR mi?)
  • Hangi terapi ekolüyle çalışıyor?
  • Eğitimini nereden almış?
  • Süpervizyon alıyor mu?

**

Her halükarda ruhun sorunlarından kaçmak, herkesin derdi var deyip bunlardan yüz çevirmek ya da "yok saymak için yapılacak her şey acıyı uzatıyor, bu kesin.

Bu devirde benim hiçbir derdim yok diyen insan olamayacağı için en azından bir kere kendinize uygun bir yöntem ve olabildiğince ehil bir terapist eşliğinde kendi içsel ormanınıza girmenizi dilerim.

Paylaş:
brush-purple Yorumlar