Ölüm yokmuş gibi yaşamak

İnsan sevmediği bir şey için yas tutmaz, diyor Stephen Jenkinson.

Ve bir şeyi, birini seviyorsa da bilinmeli ki bu sevgi yasa giden yoldur.
Severiz, ölür.
Severiz, biter.
Severiz, değişir. 
Sevgi ve yas birbirini içerir...

Sevgi yasın ilk safhasıdır, yas sevginin devamı... 

Tıpkı yaşam ve ölüm gibi.

Bir gün ölecek diye, bir gün bitecek ya da değişsecek diye o sevgiden mahrum kalmayı düşünür müsünüz? 

"Her canlı ölümü tadacaktır" yazıyor Zincirlikuyu mezarlığının giriş kapısında. Oradan geçerken, gözünüz bu yazıya takılınca ne hissediyorsunuz?

"Ben değil"

"Benim sevdiklerim değil"

"Yakın zamanda değil"

"Biliyorum ama duymak ya da düşünmek istemiyorum"

"Mezarlıktakilerin yaşıyoruz diye bize gıcığı mı var?" ya da bunlardan başka şeyler...


Hepimiz öleceğimizi biliriz ama bunu bilir gibi yaşamayız, değil mi? Yapılması gereken işlerimizi yarına erteleriz ya da bir sonraki ilkbahara ya da iki sene sonraya? Neden, belli bir süre dünya üzerinde bulunmak için kontratımız mı var? Herkese, bir zaman gelecek olan ölüm, bize şu çok istediğim İskandinavya seyahatini yapmadan önce, küstüğün annenle barışmadan önce, aldığın borcu ödemeden önce, çocuğuna onu sevdiğini söylemeden önce gelmez mi? Kesin bilgi mi?

 

 

Kanadalı yazar Jenkinson uzun senelerini palyatif bakım kapsamındaki hastalara ruhsal destek hizmeti vererek geçirmiş.

"Die Wise" isimli kitabı da ölüm hakkında, ya da zaman, ya da değişim, ya da kabul ya da direnç hakkında.

Malumun ilan edilmeyişi hakkında, ölüme dair tavrımızın yaşantımızı nasıl fakirleştirdiği hakkında... Ağır bir konu, ağır bir kitap, lakin mühim. Ayıktırıcı, kendine getirici ve hakiki.

 

Jenkinson'u okudukça aklımda düşünceler beliriyor. Özellikle de birkaç nesildir; ölümden bahsetmezsek ve ona hazırlanmazsak ve onun tüm sorumluluğunu doktorlara ve medikal teknolojiye devredersek dünyaya kazık çakabilecekmişiz gibi yaşadığımızı anlattığı kısımlarda. Doğumu düşünüyorum. Kendini dünyanın ve canlı, cansız her varlığın üstü ilan etmiş olan insanoğlunun doğmak/doğurmak ve ölmek gibi yaşamın giriş, çıkış kapılarını, temel unsurlarını nasıl ötekileştirdiğini fark ediyorum. Doktorların doğurttuğu insanlar, ölümlerini de medikal teknolojinin sorumluluğuna bırakıyorlar. "Aman evde ölmesin" diye hastaneye götürülen insanlar biliyorum. Evde ölese ne olur? Hem doğmayı, hem ölmeyi bilmiyor, unutmuş olabilir miyiz? 

 

İnsanlar neden kendi yatakların doğurmuyor, kendi yataklarında ölmüyorlar artık?

 

Hastalıkların geri dönüşü olmayan safhalarında bile aileler önlerindeki geçişe hazırlanmak yerine yaşama tutunmaya çalışıyorlar; ölümün lafı edilmiyor, vedalar layıkıyla yaşanmıyor. Senelerdir kanser olup bunu çocuklarından saklayan aileler var. Bu çocuklara iyilik mi yapıyorlar? Ölümden ya da bilgisinden birini korumak iyi midir? 

 

Konuşmazsak ölüm yok olur mu? Ölümcül hastalar kendilerini yaşamayadılar diye başarısız hissediyor ve medikal destekle bir an daha, bir anda daha hayatta kalmaya gayret ediyorlar. Bu yaşamak mı?

 

Son 5 senesini yataktan çıkmadan, ya da sadece hastane ziyaretleri/tedavi umudu için yataktan çıkarak geçirmiş kişinin yaşamı mı uzamıştır, ölümü mü? Torununu kucağına alamayan, penceresinden dışarı bakıp derin nefes alamayan insanlar var; ölümün hızlısı mı makbuldur, yavaşı mı?

 

Daha onurlu, daha bilgece ölmek, ölürken de kendin olmak mümkün mü?

 

Jenkinson kitabında bunları ve daha başkaca büyük büyük soruları kendince yanıtlıyor. Uzun zamandır kafamda dönüp dolaşan "insan nasıl ölmeli?" sorusuna evrenden gelen şahane bir cevap kendisi. İyi ölmeli, diyor... 

 

18.Haziran akşamı Bümed'de Sepin İnceer'in (geçen sene ölen eşi Okan'ın anısına) davetiyle iki saatlik bir konuşma yapacak. 

 

Ben orada olacağım, konu sizi de meraklandırdıysa hadi gelin...

 

aşk ile...

 

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?
  •  
    17 Haziran 2019 Pazartesi 18:10

    Ölüm gerçeğini görmezden gelmek deve kuşu misali kafamizi kuma sokmaya benzer.. halbuki gövde tamamen dışarıdadır..

    Cevapla

  • Evlilik hazırlıkları - Söz ve nişan
    Evlilik hazırlıkları - Söz ve nişan

    Süresi : 23:19 İzlenme : 0

  • Evlilik hazırlıkları - Tanışma
    Evlilik hazırlıkları - Tanışma

    Süresi : 09:57 İzlenme : 0

  • Yumurta sarısını böyle ayırın!
    Yumurta sarısını böyle ayırın!

    Süresi : 01:46 İzlenme : 1084

  • 5 dakikada badem sütü yapımı!
    5 dakikada badem sütü yapımı!

    Süresi : 00:56 İzlenme : 2556

  • Akne neden olur ve tedavisi nedir?
    Akne neden olur ve tedavisi nedir?

    Süresi : 02:07 İzlenme : 1440

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön