Kızlar sizin derdiniz ne?

Bilmem Lindsay Lohan’ın “Kadının kadına şer ve gıybet etmesi pek fenadır ve de tehlikeli” mesajıyla kültleşmiş “Kötü Kızlar” filmini izlediniz mi? Ben izledim, gayet sıkıcı bir gençlik filmi ama mesaj hakikaten doğru. Yahu devlet, iktidar, patron, müdür gibi güç erklerinin baskısını yendik de kadın haklarının ayrıcalık değil sıradan bir gerçek olduğu İzlanda, Finlandiya, İsveç olduk da bana mı söylemediniz?

Kızlar sizin derdiniz ne?

Şu annelik mevzusu

“Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır” sözünden yola çıkalım, yiğidin annesine gelelim. Her annenin çocuğunu yetiştirişi farklıdır, bu sayede insanlar da çeşitli olur, hayat zenginleşir. Demet Akalın bebeği Hira’yı 41 yaşında hatırı sayılır kariyere sahip bir kadın olarak doğurdu. Kadın belli ki işini seviyor, sahnede olmak, dans etmek, şarkı söylemek istiyor. Akalın, kendi her ne kadar “Ben ‘domes’im” diye mütevazılık etse de gösterdiği “harikulade disiplinli, Batılı gösteri insanı” seviyesinde. Instagram’da Almanya konserinin afişini paylaştığında yapılan yorumlar ise felaket. Sanki ilkokula başlayınca ağlayan çocukları için her pedagogun kapısını aşındıran, “Çocuğumu nasıl bireyselleştiririm” konulu yardım kitapları külliyatı alan kendileri değilmiş gibi, Hira bebeğe acıyıp Demet Akalın’ı eleştiren eleştirene. Ağdalı acıklı bir dil söz konusu; “ana kokusundan” dem vuran mı istersiniz, Akalın’ı aç gözlülükle suçlayanı mı? Ben okurken utandım. Kızlar, hanımlar anladığım kadarıyla sizin mahallede sokak çocuğu yok, Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan da haberdar değilsiniz. Çocuğunu birey olarak yetiştiren çalışan anneleri eleştirmeye, şanslı doğan bebeklere acımaya ayırdığınız vakti bu çocuklara adayın. İnsanların anneliğine kin yağdırmak size kendinizi iyi hissettirmez ama bu hissettirir.

 

‘Kendinizi ödüllendirme’yi boşverin, öncelikle cezalandırmayın

Ofiste, hem de kadınların çoğunlukta olduğu bir ofiste çalışmış bir insanım. Her gün, her dakika kadınların diyet ürün endüstrisinin yarattığı baskıya yenilişini birinci elden uzun süre izledim, dinledim. Öğlen yenen damardan mantı veya tam tersine salatayla aç bırakılan bünyelere saat 2 çayı yanında yenen kurabiyelerle bir işyerinde kadın çoğunluktaysa, orası artık bir ofis değil “Firdevs Yenge’nin altın günü”dür. Oje ve saç maşasından yanmış saç kokar oralar. Kadınların sadece besin tükettiği için kendini bu denli suçlu hissetmesini ve türlü şekilde cezalandırmasını izlemeyi acı verici, dinlemeyi ise acayip sıkıcı buluyorum. Sağlıklı beslen sevgili bacım. Etli sebze yemeğini ye, üstüne bir tabak tatlı yemekten utanma, başkasına da yiyor diye baskı yapma. Bırakınız Şeyda Coşkun ünlüleriyle yürüyedursun, mümkünse öyle yürüsün ki soluğu Bulgaristan’da filan alsın. Dukan efendi sıkıysa 9-6 bir işte ofiste karbonhidratsız bir gün geçirsin. Bu konuya gelip de Instagram’dan, Twitter’dan paylaşılan pilates bağımlılığı ve motivasyon geyiklerini atlamak olmaz. Birkaç kez binlerce lira kazanan, yaşadıkları hayat rüyaları süsleyen ünlülere bile sırf kemikleri sayılmıyor diye “Yeter artık yeme yaaaa” dendiğine tanık oldum. Bakın ne güzel diyor Türkiye’yi pilates bağımlısı yapan Ebru Şallı boşanma sonrası verdiği bir röportajında; “...o şekilde oyalandım. Düşün 7 yıldır hafta içi her gün canlı yayın yapıyordum, her gün pilates... Al nefes Ebru, ver nefes Ebru, üf-püf yaparak sabrettim”. Açıkça evliliğindeki tatminsizliği kendini pilates ve işine vererek geçiştirdiğini söylüyor. Şimdi aşk hayatı çok mutlu, pilates kaldı mı? Gelin siz de pilatese sıradan bir spora yüklenmesi gerekenden fazla değer yüklemeyin, “Bir kaçış metodudur” deyin geçin.

 

Modanın kısa öyküsü

Modanın ülkemizde dönüşümü şöyle; Brooklyn’de bir kız aldığı 2 dolarlık tişörtü enteresan hale getirmek için kesiyor biçiyor. Rihanna bu kızı görüyor, “Sokak modası buysa bir adım öne geçmeliyim” diyor ve tasarımcı elinden çıkma 500 dolarlık tişörtü kesiyor. Tasarımcı bu durumu görüyor; “Rihanna’cım gelecek sezon için gel tişörtleri yalnız bizim için kes, senin adını da ekleyip 700 dolara satalım” diyor ve sonucunda bizim “stil ve tarz sahibi” ünlülerimiz Brooklyn’deki kızcağızın fikrini 700 dolara alarak kendilerini avangart ve tarz sahibi sanıyor. Türkiye, sokak stilini 10 sene önce avize küpe ve payetli bluzla gezenlerin belirlediği ender ülkelerden. Ayrıca, binlerce lira harcayarak, sezonun bütün önemli parçalarını üst üste giyenlerin stil danışmanı, gardırop koçu, çekmece fatihi olduğu ülke. Blogger’lara, ünlülere gelen hediyelere sinir olmakta haklısınız, yurtdışında alım gücüne rağmen jest ve tanıtım amacıyla gönderilen hediyeler açık artırma sitelerinden satılıp bağışlanıyor ya da çekilişle hediye ediliyor. Bizim blogger’lar, stil sahibi avangart moda düşkünleri bunu yapamıyorsa, boşuna eleştirip kendinizi yormayın. Üstüne bir de kraldan çok kralcı takipçileriyle kavga etmek zorunda kalırsınız. Bırakın onlar Instagram’da yeni cicilerini paylaşıp dursunlar. “Stil sahibi olmanın koşulu para değil yaratıcılıktır” deyin, canınız ne isterse, kendinizi nasıl mutlu hissederseniz öyle giyinin.

 

Eleştirmek suç değil haktır!

En hayret verici sosyal medya canlısı türü “ölümüne takipçiler”. Bu tipler kendilerine ünlü tweet’lerini ve Instagram paylaşımlarını mesken edinip resmen pusuya yatıyor. Sabah kalkıyorsunuz, “Ben uyurken kim ne yemiş, bir bakınayım” diye Instagram’ı açıyorsunuz. O da ne? Takip ettiğiniz ünlü taze fönlü saçları, yanağına değen takma kirpikleri, tam makyaj, kucağında köpeği veya kedisi fotoğrafını koymuş. Altında da yorum “Günaydın, bebişkomla sabah keyfimiiiiiiz :))))”. Bu şahane “selfie peşkeş” durumu sinir bozucu. Durumun absürtlüğünü dile getirmenin cezası, sosyal medya nefret suçları kapsamında toplu linç ve kıskançlıkla suçlanmak. Kadın arkadaşım, sen bu ünlüye albümünü alarak hatta sadece takip ederek para kazandırıyor, katkıda bulunuyorsun da onu eleştiren bulunmuyor mu? Ünlü kişinin sermayesi, kendi adı ve sanı olsa da bu bir ticaret neticede, sunulandan memnun değilsek eleştirmek hakkımız. Oyuncu, şarkıcı, manken ve diğer sanat ve eğlence yollarıyla ünlü olan kişiler normal bir işte çalışan insanlardan çok daha fazla kazanıyor, kamuya mal olmak ise ödedikleri bedel. Özel hayatlarını değil ama hayranlarına, kitlelere ulaşma biçimlerini eleştirmek kamunun hakkı. Doğal olmayan doğal selfie, samimiyetsiz paylaşım veya özensiz davranışın sadece bir örneği. Buna kürk giymek, tutarsız politik eleştiriler, toplumsal sorunlara yanlış yaklaşımlar da eklenebilir ama bir ünlünün akşam kiminle eğlendiği, ne kadar alkol aldığı, ne yediği veya çocuğunu nasıl büyüttüğünü eleştirmek var ya; işte o bize düşmez.

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8657

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 2054

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 5305

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 2336

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 3464

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön