HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ
Koruyucu motiflerden manifestasyon görsellerine nasıl geldik?
Giriş: 20 Ekim 2026, Salı 10:51
Güncelleme: 20 Ekim 2026, Salı 11:12

Manifestasyon görsellerini, vision board’ları hepiniz duymuşsunuzdur… Mantığı basit: Olmasını istediğimiz şeyin görselini hep göreceğimiz bir yere koyarak olmasını bekliyoruz. Hatta bazen olduğunu varsayıyoruz. Oysaki insanlığın arzularını, korkularını ve beklentilerini somutlaştırarak görsel bir dile dökme ihtiyacı yeni bir olgu değil. Yüzyıllardır kapı eşiklerine kazınan koruyucu motiflerden kıyafetlere işlenen sembollere kadar her imge, kendi çağının kaygılarını ve arayışlarını taşıdı. Bugün ise bu kadim görselleştirme ihtiyacı, estetik ve işlevsel olarak yepyeni bir biçim kazanıyor. Bir zamanlar tasarımcıların projelerine atmosfer kazandırmak için kullandığı "moodboard" tekniği, şimdilerde bireylerin kendi hayatlarını tasarladığı "vision board" trendine dönüşmüş durumda. Peki, geleneksel sembollerle kurduğumuz bağ ile bugün ekranlarımıza taşıdığımız imgeler arasındaki bu belirgin fark bize ne anlatıyor? Birlikte bakalım!

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Tasarımı ve Yönetimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Dilek Gürsoy konu hakkında sorularımızı yanıtladı.

Son birkaç yıldır popüler olan vision board’lar nasıl doğdu?

Vision board aslında tasarımcıların uzun zamandır kullandığı "moodboard" pratiğinin gündelik hayata taşınmış hali. Moodboard tekniği ile tasarımcılar bir projenin atmosferini belirlemek için görselleri bir araya getiriyor. Bugün insanlar aynı yöntemi kendi hayatlarını "tasarlamak" için kullanıyor. Bir tasarım aracının kişisel bir planlama ve dilek aracına dönüşmesi bence bu trendin en ilginç yanlarından biri.

İstediğimiz bir şeyin olmasını görselleştirmek biraz geleneksel yöntemleri çağrıştırdı bana… Bolluk ve bereket için çeşitli motifler halılara işlenirmiş mesela… Geleneksel yöntemleri ve günümüz manifestasyon görsellerini karşılaştırdığımızda neler söylemek istersiniz?

Geleneksel sembollerle karşılaştırdığımızda önemli bir fark gözüme çarpıyor. Nazar boncuğu ya da elibelinde motifi tarihten günümüze kolektif olarak kodlanarak gelmiş semboller. Toplumda herkes onları benzer biçimde okuyor ve anlamları kuşaklar boyunca oluşmuş. Vision board'da ise imge çoğu zaman istenen şeyin doğrudan kendisi. Bir ev fotoğrafı evi, bir araba fotoğrafı arabayı temsil ediyor. Yani soyut ve paylaşılan bir sembol dilinden, somut ve kişisel bir temsile doğru bir kayma yaşıyoruz.

Bir diğer dikkat çekici nokta da görsel dilin giderek tekleşmesi. Dilekler kişisel olsa da sosyal medyadaki panoların çoğu benzer renkleri, benzer kompozisyonları ve stok fotoğrafa yakın imgeleri paylaşıyor. Üstelik geleneksel semboller çoğu zaman sessizce, kişinin kendi alanında kullanılırken, bugünkü panolar büyük ölçüde paylaşılmak üzere hazırlanıyor. Yani belki de imge yalnızca bir dileği değil, aynı zamanda bir kimlik ve yaşam tarzı gösterisini de taşımaya başlıyor.

Son olarak ilginç bir ayrım da sunayım size. Manifestasyon ve vision board büyük ölçüde "çekme" üzerine kurulu. İstenen şey görselleştiriliyor ve hayata davet ediliyor. Geleneksel sembollerin önemli bir kısmı ise "koruma" işlevi taşıyor. Nazar motifi kötü bakışı geri yansıtmak için, muskalar ve koruyucu işaretler kötülüğü uzaklaştırmak için kullanılıyor. Bu fark sembollerin yerleştirildiği yerlerde de görülüyor. Koruyucu motifler kapı eşiklerine, beşiklere, giysilerin yakalarına, yani içeri ile dışarının buluştuğu sınırlara konuyor. Vision board ise çalışma masasında ya da telefon ekranında, doğrudan kişinin göz hizasına konuyor. Biri dışarıdan gelecek olana karşı bir kalkan, diğeri geleceğe açılan bir pencere gibi diyebiliriz. Bu da her dönemin kaygılarını ve beklentilerini görsel dile nasıl yansıttığını gösteriyor. Yani diyeceğim, görselleştirme ihtiyacımız hep var. Genellikle değişen, bu ihtiyacı ifade ettiğimiz görsel dil oluyor.

Bunun olması belki imkansız ya da uzun yıllar alır ancak yorumunuzu merak ediyorum kişisel vision board'lar ortak sembollerimizi yitirmemize sebep olur mu?

Bence ortak sembollerimizi yitirmeyiz ama onlarla kurduğumuz ilişki değişebilir. Bugün pek çok vision board'da nazar boncuğu gibi geleneksel sembollerin yer aldığını görüyoruz. Yani semboller ortadan kalkmıyor, yeni mecralarda yaşamaya devam ediyor. Geleceğe dair beni en çok tedirgin eden durum bu sembollerin anlamları ve bağlamları bilinmeden yalnızca estetik bir süs olarak kullanılması. Bir motifin neden kapı eşiğine konduğunu bilmeden onu bir ekran görseline eklemek, sembolü yaşatırken anlamını inceltebilir, zedeleyebilir. Pozitif bir perspektiften bakmam gerekirse, sosyal medya, emojiler ve küresel trendler aracılığıyla yeni ortak semboller de üretiyoruz. Belki de olan şu: Yerel ve kuşaklar boyunca oluşmuş ortak dilin yanına, daha hızlı değişen ve küresel bir “sembol" dili ekleniyor. Görsel kültür, bir şeyi tamamen silmekten çok katman katman biriktirerek ilerliyor.

Türk kültüründe eski motifler ve anlamları

Türk kültüründe motifler, yalnızca estetik birer süsleme unsuru değil; asırlar boyunca nesilden nesile aktarılan derin bir görsel dil, bir duygu ve inanç aktarım aracıdır. Okuma yazmanın yaygın olmadığı dönemlerde insanlar; sevinçlerini, beklentilerini bazen nakşetmiş bazen resmetmiştir. İşte kültürümüzde kullanılan en yaygın motifler ve anlamları…

Elibelinde motifi

Dişiliğin ana sembolü olan bu motif; yalnızca analığı ve doğurganlığı değil, aynı zamanda şans, bereket, kısmet, mutluluk ve neşeyi temsil eder. İnsanlığın ilk dönemlerinde erkeğin üremedeki biyolojik rolü henüz bilinmediğinden, yaşamı var eden tek gücün kadın olduğu düşünülmüş ve ana tanrıçalara tapınılmıştır. Farklı kültürlerde Afrodit, Hera, Kibele, Athena, Leto, İştar, Artemis, Hepa (Havva) ve İsis gibi isimlerle anılan bu bereket figürüne tapınmanın tarihi, Mezopotamya’da M.Ö. 8000–7000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Günümüz dokumalarında varlığını sürdüren elibelinde motifi, anatanrıça kültünün binlerce yıllık kültürel bir miras olarak günümüze ulaştığının somut bir kanıtıdır.

Koçboynuzu motifi

Bereket, kahramanlık, güç ve erkekliği simgeleyen koçboynuzu, tarih boyunca fiziksel gücün temsilcisi olan erkekle özdeşleştirilmiştir. Mitolojide erkek tanrı imgesini yansıtan bu motif; Sümer’de İnanna’nın eşi Dumuzi, Akad’da İştar’ın eşi Tammuz, Mısır’da İsis’in eşi Osiris, Hitit’te Hapt’ın eşi Telepinu, Frig’de Kibele’nin eşi Attis ve Helen kültüründe Afrodit’in eşi Adonis olarak karşımıza çıkar. Türk süsleme sanatında koç, koyun veya dağ keçisi formundaki mezar taşları, stilize hayvan figürlerinin en nitelikli örneklerindendir. Anadolu’da günümüzde de oldukça yaygın olan koçboynuzu motifi, dokumaların genellikle merkez (göbek) ve kenar (bordür) bölümlerinde tercih edilir.

Bereket sembolleri

Doğanın cömertliğini ve sonsuz mutluluğu simgeleyen bereket motifleri; bitkisel ve hayvansal formlar olmak üzere iki ana grupta toplanır:

Bitkisel semboller: Dut, karpuz, kavun, nar, incir, üzüm gibi meyveler ile ağaç, çiçek ve yaprak formlarıdır. Özellikle nar, doğrudan bolluk ve bereketi simgelerken; hayat ağacı motifi canlılığın, devamlılığın ve bereketsel sonsuzluğun sembolüdür.

Hayvansal semboller: Yılan, ejder, koç, boğa, geyik, kelebek ve balık gibi figürler sonsuz yaşamı ve yaşam gücünü ifade eder.

İnsan motifleri

İnsan figürleri, ölüm-doğum döngüsü ve ruhun biçim değiştirmesi gibi Şamanik kökenli inançların bir devamıdır. Genellikle erkek veya kız çocuğu şeklinde stilize edilen bu motifler; dokuyan kişinin çocuk isteğini gösterir.

Saçbağı motifi

Doğumu, çoğalmayı ve evlilik arzusunu temsil eder. Anadolu geleneğinde evlenme çağındaki genç kızlar zülüf kesip saçlarını tek örgü yaparken, yeni evli kadınlar saçlarını çift örüp uçlarını renkli ipliklerle süslerler. Dokumaya işlenen saçbağı motifi, genç kızın yuva kurma isteğinin dışa vurumudur.

Küpe motifi

Evlilik isteğini simgeler. Çatalhöyük’teki buluntularda, genç kızların evlenme arzularını belirtmek için küpe taktıkları tespit edilmiştir. Tarih boyunca erkekler de küpe takmıştır: Ahiler (tüccarlar) mesleklerinin zirvesinde olduklarını göstermek için sağ kulaklarına; padişahlar, dervişler ve zenneler ise farklı sembolik anlamlarla küpe kullanmışlardır.

Muska ve nazar motifleri

Nazar; kıskançlık, haset gibi olumsuz duyguların, bakışlar vasıtasıyla dışarı fırlayarak canlı veya cansız varlıklara zarar vermesi inancına dayanır. Bu yıkıcı enerjiden korunmanın temel yolu, "göze gözle karşı koymak" olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle gözü andıran her türlü biçim ve nesne koruyucu birer muska olarak kullanılmıştır. Göz motifinin en yalın ve geometrik biçimi üçgendir. Anadolu dokumalarında nazar ve muska anlamı taşıyan göz motifleri; üçgenin yanı sıra kare, eşkenar dörtgen, dikdörtgen, haç ve yıldız gibi geometrik formlarla da stilize edilerek dokumaya işlenir.

Haber: Dilay Argün

Haberde yer alan "Türk kültüründe eski motifler ve anlamları" bölümündeki bilgiler egitim.tarimorman.gov.tr'den alınmıştır.

Paylaş:
brush-purple Yorumlar