Hayat bazen sana büyük bir görev vermez ama seni, o görevin içinde büyütecek uzun bir yolculuğa davet eder. Bu yolculuk çoğu zaman bir başarı hikâyesiyle başlamaz. Aksine; bir çıkmazla, bir boşluk hissiyle, içten içe büyüyen bir bunalmışlıkla başlar. Ne yapacağını bilemediğin, hangi yöne gitsen aynı karanlığa çıkacakmış gibi hissettiğin zamanlarla...
Rivayet ederler ki, hayattan bunalan bir genç varmış. Öyle bunalmış ki artık hangi kapıyı çalması gerektiğini bilemez hâle gelmiş. İçinde büyüyen sorular, zihninde yankılanan sessizlikten daha gürültülüymüş. Bir gün, son çare olarak bir bilgenin kapısını çalmaya karar vermiş. Kapı açıktır. Genç içeri girdiğinde bilgeyi pencerenin önünde, dışarıyı seyrederken bulur. Sanki dünyada olup biten her şeyi sessizce izleyen biri gibi... Genç yaklaşır ve hiç vakit kaybetmeden sorar: "Mutluluk nedir?"
Bilge cevap vermez.
Sadece elini pencereden dışarı uzatır. O anda, tesadüf bu ya narin bir kelebek konuverir parmağına. Bilge, kelebeğin kanatlarından nazikçe tutar ve soruyu soran gence döner. Gençten ellerini birleştirmesini ister. Genç avuçlarını açar. Bilge kelebeği onun avuçlarının içine bırakır. Sonra anlatmaya başlar:
"Ellerinin arasında bir kelebek var. Dikkat et... Eğer parmaklarını çok kapatırsan, kelebek ölür. Ama parmaklarını çok aralarsan, bu sefer de uçar gider."
Genç bir anda telaşlanır. "Peki ne yapmam lazım?" diye sorar.
Bilge gözlerinin içine bakarak şöyle der: "Onu öldürmek de, yaşatmak da senin ellerinde."
Mutluluk da böyledir. Onu sıkıca kontrol etmeye çalıştığında boğarsın. Sürekli korkularınla, kaygılarınla, beklentilerinle üzerine kapandığında nefes almasına izin vermezsin. Ama tamamen bıraktığında, hiç sahip çıkmadığında, onu korumadığında da ellerinden kayıp gider.
Biz mutluluğu ararken, Allah mutluluğa giden yolları gösterir. Başarı ararsın; o yoldaki insanları ve fırsatları çıkarır karşına. Huzur ararsın; sana o huzura ulaşabileceğin kapıları aralar. Sağlık ararsın; içinden tutunabileceğin bir umut verir ve seni yine o yoldaki ihtimallerle buluşturur. Çünkü hayat çoğu zaman sana sonucu vermez. Ama o sonuca ulaşabileceğin yolları sessizce önüne serer.
Peki biz...
Çok kötü dediğimiz bu hayatın içinde, gerçekten elimizdeki fırsatları görebilecek miyiz? Yoksa avuçlarımızın arasındaki kelebeği ya korkularımızla öldürecek ya da umursamazlığımızla uçurup gidecek miyiz? Belki de hayatın bizden istediği tek şey; ne çok sıkmak... Ne de tamamen bırakmak… Sadece dengeyi öğrenmek…
HTHayat'ta blog yazarı olmak istiyorsanız 2000-3000 karakter civarındaki yazını okurblogu@hthayat.com 'a gönderebilirsiniz.
Not: Yazılar editöryel olarak değerlendirildikten ve onaylandıktan sonra yayına verilir.