Anne olduğum zamandan bu yana beni aşırı rahatsız ettiğini “anca” idrak edebildiğim bir cümle var: “Kendine vakit ayır”. Bu cümlenin akabinde gelen cümle ise çoğunlukla şu oluyor: “Sen iyi ol ki çocuğun da daha iyi olsun.” İlk bakışta ne kadar naif, ne kadar destekleyici duruyor olsa da bu cümlenin altında, anneliği "performans sanatına" dönüştüren bir beklenti yatıyor. Modern dünya bize "Eskiden saçını süpürge eden anne makbuldü şimdi ise hem her şeye yetişen hem de sosyal ortamlarından geri kalmayan, ışıl ışıl parlayan anne makbul" mesajı veriyor. Yani "kendine vakit ayırmak" bile artık bir dinlenme biçimi değil, annelik görev tanımının bir parçası, bir "beceri" kriteri haline getirildi. Bir de “Kendine vakit ayır” çok ucu açık, sığ, üstenci bir cümle değil mi? Eğer ben bu “yoğunluğun” içindeysem zaten ihtiyaç duyduğum şeyi bilmez miyim? Kendi ihtiyacımı öngörüp ona göre hareket etmez miyim? Neyin desteği bu?
Peki, annenin gerçek beklentisi? Mesela benim annellik yolculuğumda dört bir yanımda onun olmasından, onun her anına şahitlik etmekten memnuniyet duymak var. Başkasının yolculuğunda da pek tabii daha sosyal olmak olabilir. Ama hiçbirimizin sınırları aşan, "iyi anne olma" reçetelerine ihtiyacı yok.
Yıllarca “Çocuk da yaparım kariyer de” sloganlarıyla büyütüldük. Kulağa özgürleşme gibi gelen bu cümle, aslında kadınların sırtına binen yükün iki katına çıkmasından başka bir işe yaramadı. Sorun çocuk yapmak veya kariyer yapmak değil; sorun, bunun bir "beceri" olarak pazarlanması. Yorgunsam daha iyi bir anne değilim, kendime vakit ayıramıyorsam da “ben”liğime dair bir şeyleri kaybetmedim... Bunların hiçbiri 'performans ödevi' değil.
Kimsenin gerçekten de sınırları aşan tavsiyeye ihtiyacı yok, bir başkasının 'yeterli' bulduğu kalıplara da... Tüm bunlara ek olarak annelik bir 'kişisel gelişim projesi' de değil ve bunun belli bir standardı yok. Ez cümle “Kendine vakit ayır” diyen o steril seslere değil bazen o sahici sessizliğe ihtiyaç var.