Son zamanlarda çevrende bunu fark ediyor musun bilmiyorum ama insanlar artık çok daha gergin, daha sabırsız ve değişime karşı çok daha tahammülsüz hale geldi. Bir yanda hayat inanılmaz bir hızla değişiyor. Teknoloji gelişiyor, çalışma sistemleri değişiyor, ilişkiler değişiyor, insanın hayata bakışı değişiyor. Ama diğer tarafta birçok insan hâlâ eski düşünce kalıplarına, eski korkularına ve artık onlara hizmet etmeyen alışkanlıklara sıkı sıkıya tutunuyor.
İşte tam da bu yüzden bugün birçok insanın içinde görünmeyen bir savaş var.
Bir tarafı değişmek istiyor. Daha huzurlu olmak, daha özgür hissetmek, daha anlamlı ilişkiler yaşamak istiyor. Ama diğer tarafı yıllardır tanıdığı güvenli alanı bırakmak istemiyor. Çünkü insan zihni için tanıdık olan şey, sağlıklı olmasa bile güvenli gelir.
Bu çok ilginç bir psikolojik mekanizmadır. İnsan bazen mutsuz olduğu bir ilişkiyi bile bırakmak istemez çünkü yalnız kalmaktan korkar. Sevmediği bir işte yıllarca kalabilir çünkü bilinmezlik daha korkutucu gelir. Sürekli aynı döngüleri yaşar ama yine de değişime direnç gösterir çünkü eski acılar bile bazen yeni ihtimallerden daha güvenli görünür. Aslında tam burada çok önemli bir gerçek var: İnsanlar değişimden değil, değişimle birlikte kaybedeceklerini düşündükleri kimliklerinden korkuyor.
Çünkü değişmek bazen sadece yeni bir karar almak değildir. Eski seni bırakmaktır. Yıllardır kurduğun savunma mekanizmalarını fark etmektir. Sürekli güçlü görünme ihtiyacını bırakmaktır. Herkesi mutlu etmeye çalışma alışkanlığını bırakmaktır. Sürekli kontrol etme ihtiyacını bırakmaktır. Bunlar kolay şeyler değil.
Ben hem kendi yolculuğumda hem de birlikte çalıştığım danışanlarımda çok net şunu görüyorum: İnsanların büyük çoğunluğu hayatlarının değişmesini istiyor ama kendi iç dünyasında aynı kalmaya devam ediyor. İşte çatışma burada başlıyor.
Yeni bir ilişki istiyor ama eski güvensizlikleri taşıyor.
Bolluk istiyor ama hâlâ değersizlik hissiyle yaşıyor.
Huzur istiyor ama zihnini susturmuyor.
Yeni bir hayat istiyor ama eski kimliğini bırakmıyor.
Sonra da şu cümleyi kuruyor: “Neden hayatım değişmiyor?”
Çünkü hayat bazen seni cezalandırmıyor. Sadece senin hazır olmadığın yerlere seni zorla taşımıyor.
Bugün dünya gerçekten değişiyor. İnsan ilişkileri değişiyor. Para kazanma sistemleri değişiyor. Çalışma modelleri değişiyor. İnsanların bilinç düzeyleri değişiyor. Bu değişimin ortasında eski zihinsel kalıplarla hayatta kalmaya çalışmak insanı daha çok yoruyor. Bu yüzden şu soruyu kendine dürüstçe sorman gerekiyor: Ben gerçekten değişim istiyor muyum, yoksa sadece mevcut acımdan kurtulmak mı istiyorum?
Çünkü bunlar aynı şey değil.
Gerçek değişim; yeni bir partner bulmak değildir.
Gerçek değişim; kendini ilişkide kaybetmeyi bırakmaktır.
Gerçek değişim; daha çok para kazanmak değildir.
Gerçek değişim; parayla ilgili korkularını dönüştürmektir.
Gerçek değişim; daha mutlu görünmek değildir.
Gerçek değişim; bastırdığın duygularla dürüstçe yüzleşmektir.
Bunu yapabilmek için çok büyük adımlar atmana gerek yok. Bugün sadece otur ve kendine şu soruyu sor: “Hayatımda artık bana hizmet etmeyen ama sırf alıştığım için tuttuğum şey ne?”
Belki bir ilişki…
Belki bir iş…
Belki bir düşünce kalıbı…
Belki de sürekli kendini küçültme alışkanlığın…
Bunu fark etmek bazen bütün dönüşümün başlangıcıdır. Çünkü yeni dünya aslında senden mükemmel olmanı istemiyor. Sadece daha dürüst olmanı istiyor.
Kendine karşı dürüst.
Duygularına karşı dürüst.
Hayallerine karşı dürüst.
Ve şunu unutma ;
Değişime direndiğin her yerde enerji sıkışır.
Enerjinin sıkıştığı her yerde hayat yavaşlar.
Hayatın yavaşladığı her yerde ruh sana bir şey anlatmaya çalışır.
Belki de artık savaşman gereken şey hayat değil eski seni korumaya çalışan korkularındır.
Belki de bu yeni dönem sana şunu söylüyor: “Eski seni bırak. Çünkü artık o versiyonun seni taşıyamıyor.”
Sevgiyle kalın