Herkese merhaba,
Bu ay sizlere biraz sosyal medyadan bahsetmek istiyorum. 2008’in başından beri aktif olarak kullanıyorum. Bu şekilde dört kitap yazmış bir yazarım. Sosyal medyayı doğru ve güzel kullanmaktan söz ediyoruz hep. Daha bilinçli, daha saygılı, daha samimi... Ama kabul edelim ki bugün geldiğimiz noktada, yazdığımız her cümlenin altına bir art niyet aranır oldu. Söylediklerimiz yanlış anlaşılır mı diye düşünüp duruyoruz. Birini eleştirmek istesek linç korkusu, birine sevgimizi göstermek istesek “acaba ne demek istedi” sorgusu… Duygularımızı bile ölçüp biçerek ifade ettiğimiz bir çağdayız artık.
Üstelik bu sadece bizim ülkemize özgü de değil. Dünyanın dört bir yanında insanlar aynı tedirginliği yaşıyor. Sosyal medya, bizi birbirimize daha yakınlaştırmak için vardı; ama çoğu zaman aramıza görünmez duvarlar ördü. Herkesin konuştuğu ama kimsenin tam olarak anlaşılmadığı bir kalabalığın içindeyiz sanki.
Bazen düşünüyorum... Keşke zaman biraz geriye sarılsa. O karmaşık olmayan, duyguların bu kadar filtrelenmediği yıllara dönsek. 90’lara mesela... İçtenliğin daha saf olduğu, dostlukların daha sorgusuz yaşandığı zamanlara. Ortaokul sıralarında kurulan arkadaşlıkların, bir bakışla anlaşmanın, bir gülümsemeyle mutlu olmanın değerini bildiğimiz günlere...
Sevim... İsmini anınca bile içimde bir sızı, bir sıcaklık beliriyor. Ortaokulda kaybettiğim o güzel dostum. Onun olduğu yıllar, belki de bu yüzden bu kadar kıymetli. Çünkü o yıllarda sevgi, bugünkü gibi şüpheyle değil; olduğu gibi, tertemiz yaşanıyordu. Kimse kimsenin sözünün altını didiklemez, duyguların ardında başka anlamlar aramazdı.
Bugün dönüp baktığımda anlıyorum ki özlediğim sadece geçmiş değil; o geçmişin içindeki saflık, güven ve samimiyet. Belki de çözüm çok uzaklarda değil... Belki de yeniden o günlerdeki gibi, daha az yargılayarak, daha çok anlayarak, daha içten konuşarak başlayabiliriz.
Çünkü dünya ne kadar değişirse değişsin, insanın kalbindeki o gerçek bağlar hâlâ aynı yerde duruyor. Sadece hatırlanmayı bekliyor.
Herkese engelsiz bir ay diliyorum.