Bazı insanlar vardır; yanlarında hiçbir şey olmamış gibi görünür ama sen eksilmiş hissedersin. Konuşma normaldir, ortam sakindir, hatta belki gülünür ama ayrıldığında içinde garip bir ağırlık kalır. Sanki görünmeyen bir yerinden enerji çekilmiştir. Buna uzun süre “yorgunluk” dedik. Şimdi biraz daha açık konuşuyorum: Bazı ilişkiler gerçekten tüketiyor. “Enerji vampiri” dediğimiz kişiler çoğu zaman kötü niyetli değil. Hatta çoğu, bunun farkında bile değil. Sadece kendi yükünü taşıyamayan insanlar ve fark etmeden, o yükü en yakınına bırakanlar.
Sürekli şikâyet edenler, hiçbir şeyden memnun olmayanlar, konuşurken seni duymayanlar ya da yanında olduğunda kendini hep biraz eksik hissettiren biri.
Asıl mesele şu: Biz bunu fark etsek bile, çoğu zaman kalmaya devam ediyoruz. Çünkü içimizde başka bir ses konuşuyor:
“İdare et.”
“Kırma.”
“Sen abartıyorsun.”
Oysa ruh, abartmaz. Sadece sinyal verir.
İşte bu yüzden “ruhsal hijyen” dediğimiz şey artık lüks değil, ihtiyaç.
Nasıl bedenimizi temizliyorsak, nasıl kirli havadan uzaklaşmaya çalışıyorsak, duygusal alanımız da aynı özeni ister ve bu temizlik büyük şeylerle başlamaz. Çok basit bir farkındalıkla başlar:
Birinin yanından kalktığında kendine sor:
“Şu an nasılım?”
Daha geniş mi hissediyorum, yoksa daralmış mı?
Daha hafif miyim, yoksa içimde bir ağırlık mı var?
Bu soruya dürüst cevap verdiğinde, kimin sana iyi geldiğini zaten biliyorsun. Sonrası sınır. Ama bu, keskin duvarlar örmek değil. Daha çok içten gelen bir netlik:
“Burada biraz daha az kalacağım.”
“Bunu dinlemek istemiyorum.”
“Şu an kendimi korumam gerekiyor.”
Bunu her zaman söylemek zorunda değilsin. Bazen sadece geri çekilmek de bir seçimdir. Belki de en zor ama en gerçek olanı: Herkesi iyileştirmek zorunda değilsin. Birinin sürekli kötü hissetmesi, senin onu iyi hissettirmekle yükümlü olduğun anlamına gelmez. Destek olmak başka şey, taşımak bambaşka. Çoğumuz bu ikisini karıştırıyoruz. Ruhsal hijyen dediğimiz şey aslında çok sade bir yerden başlar: Kendini ihmal etmeden var olmayı öğrenmek. Bugün küçük bir şey dene. Yoğun bir günün ortasında ya da biriyle görüştükten sonra sadece bir dakika dur. Gözlerini kapat. Derin bir nefes al ve içinden şu cümleyi geçir: “Bana ait olmayanı geri bırakıyorum.”
Belki hiçbir şey dramatik şekilde değişmeyecek. Ama içinde küçük bir alan açılacak. Bazen insanın ihtiyacı olan şey, tam olarak o alan. Çünkü mesele kimden uzaklaştığın değil, kendine ne kadar yakın kaldığın. İnsan, kendine yakın kaldıkça kimsenin enerjisi onu gerçekten eksiltemez.