Öyle olmuyor işte. Yattığın yerden dünya dönmüyor. Her şey avucuna pişmiş düşmüyor. Düşse bile hazır nimetin tadı kalıcı değil... Aslında bu dünya kalıcı değil... İnsanın gerçekten sahip olduğu şey, emek verdiği şeydir. Çünkü emekle gelenin hatırası daha uzun sürer. İstediğin, çabaladığın, uğruna yorulduğun her şeyin bir ömrü var. Başarının da bir ömrü var, güzelliklerin de... O imrenerek baktığın, bir türlü gelmek bilmeyen güzel günlerin de ömürlü bir sonu var. Hayat böyle... Çabalasan da geçiyor, çabalamayıp tembellik etsen de. Dövünsen de dertlerine, yıkılıp bir köşeye kalsan da… Ve biliyor musun, İnsan bazen kendi kusurlarını görmemek için hareketsiz kalır... Geçeceğine ikna olsan, Sana devasa gelen dünya meseleleri de öyle çok büyük gelmez olur. Serbest bıraktığın kadar kendini bulursun, akışına saldığın kadar yolunu buldurursun, o adres bilmez düşüncelerine… Ama bir fark var. Serbest bırakmak ile kendini bırakmak aynı şey değil…
Kendini bıraktığın kadar kayboluyorsun. Kendini bıraktığın kadar savruluyorsun. Yürümeye başladığın anda, o yolunu buluyorsun. Hayat, hareket edenlere yol gösterir. Çok savrulmadan, kendi içinde anlamlanmaya başlarsın… ''Yittim'' dediğin yerde ''tuttum'' der kalkarsın. Ucunu ucuna iliştirip yuvarlandığın dünyada, emek ettikçe çoğalırsın... Yattığın yerden dönmüyor işte dünyadaki işler...! Başarı mı istiyorsun? Kalk çalış. Bir çocuk istiyorsan, yuva kur. Nasipse kucaklarsın. Bir tarla dolusu mahsül istiyorsan, tarlayı toprağı isle... Hasta olmak istemiyorsan, vücuduna iyi bak. Zihnini koru... Evin başına yıkılmasın istiyorsan, inşaat malzemen sağlam olsun. Ne bileyim, isteklerin için harekete geçmen lazım.
Karşılığını alamıyorum demeden önce ne kadar emek ettin, çabaladın önce bundan emin ol. Gerisi tevekküldür... Gönlün rahat olsun, çünkü seni senden iyi bilene yaslandın...
“Sevgiler nazik okuyucum”