Herkese merhaba.
Bu ayki son yazımda, devam eden Dünya Kupası ve millî takımımız hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Dünyanın büyük bir bölümünün heyecanla beklediği Dünya Kupası, Amerika, Kanada ve Meksika'nın ortak ev sahipliğinde başladı. Turnuvanın ilk günlerinde yaşanan bazı olaylar ve tartışmalar organizasyonun önüne geçti. Güvenlik uygulamaları ve çeşitli organizasyon sorunları, ev sahibi ülkeler adına eleştirilere neden oldu.
Gelelim millî takımımıza...
Millî takımımızın son Dünya Kupası macerasını düşündüğümde kendimi yıllar öncesine gidiyor gibi hissediyorum. O dönemde henüz yirmili yaşlarımdaydım. Güney Kore ve Japonya'nın ev sahipliğinde düzenlenen turnuvada çok güçlü bir kadroya sahiptik ve tarihi bir başarıya imza atarak dünya üçüncüsü olmuştuk. Aradan geçen yılların ardından bu jenerasyondan da beklentiler oldukça yüksekti. Açıkçası ben de herkes gibi umutluydum. Ancak ortaya çıkan sonuç, futbolseverleri büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Takımın sahip olduğu potansiyele rağmen beklenen performans sahaya yansıtılamadı.
Elbette başarısızlığın nedenlerini tek tek sıralamak istemiyorum. Ancak bir gerçek var ki; bu takımın çok daha ileriye gidebilecek bir kadro kalitesine sahip olduğuna inanıyorum. Turnuva boyunca yapılan bazı açıklamalar ve yaşanan gereksiz tartışmaların takım üzerindeki baskıyı artırdığı da bir gerçek. Futbolda saha dışındaki gelişmelerin oyuncuların performansını etkilediğini zaman zaman görüyoruz. Turnuvanın genelinde beni en çok etkileyen takım ise Fransa oldu. Disiplinli ve kompakt oyun anlayışıyla kupanın en güçlü adaylarından biri olarak görünüyor.
Messi ile Ronaldo karşılaştırmalarının yeniden gündeme geldiği bu turnuvada ise her ne kadar Ronaldo'yu çok sevsem de Messi, yeteneğini ve klasını bir kez daha ortaya koymayı başardı. Sonuç olarak, futbolda başarı sadece yetenekli oyunculara sahip olmakla gelmiyor. Doğru planlama, güçlü bir takım ruhu ve saha dışındaki gereksiz tartışmalardan uzak kalmak da en az sahadaki performans kadar önem taşıyor. Bu turnuva belki beklentilerimizin uzağında kaldı, belki de hepimizi hayal kırıklığına uğrattı. Ancak unutmamak gerekir ki başarısızlıklar, doğru dersler çıkarıldığında geleceğin başarılarına dönüşebilir.
Bugün üzgünüz, bugün eleştiriyoruz. Fakat yarın yine aynı heyecanla millî takımımızın yanında olacağız. Çünkü ay-yıldızlı forma sadece bir futbol takımı değil, milyonlarca insanın ortak sevdasıdır. Umuyorum ki "Bizim Çocuklar", önümüzdeki Avrupa ve Dünya Kupalarında ülkemizi gururlandıracak başarılara imza atacak ve bizlere yeniden o unutulmaz günlerin heyecanını yaşatacaktır.
Bu jenerasyonun önemli başarılara ulaşabilecek kaliteye sahip olduğuna inanıyorum. Yeter ki doğru planlama yapılsın, birlik ve beraberlik korunsun ve futbolumuz hak ettiği şekilde yönetilsin.
Herkese engelsiz bir ay diliyorum...