Hayatının bir döneminde mutlaka bunu yaşamışsındır… Her şey yolundayken kendinle ilgili çok fazla soru sormazsın. Sabah kalkar, gününü yaşar, planlarını yapar ve devam edersin. Ama hayat bir anda yön değiştirdiğinde, işler istediğin gibi gitmediğinde, bir kayıp yaşadığında, bir ilişkin bittiğinde ya da kendini hiç beklemediğin bir çıkmazın içinde bulduğunda, işte o zaman içinden başka sorular yükselmeye başlar.
"Neden ben?"
"Bu neden oldu?"
"Hayat bana ne anlatmaya çalışıyor?"
Aslında çoğumuz değişimi severiz ama değişmeye zorlanmayı sevmeyiz. İşte kriz dediğimiz şey tam olarak burada devreye girer. Çünkü krizler hayatımıza davetsiz gelir. Kapıyı çalmadan içeri girerler. Hiçbirimiz bir sabah uyanıp "Bugün biraz sarsılayım, biraz zorlanayım, biraz da hayat beni köşeye sıkıştırsın" diye düşünmeyiz. Ama dönüp hayatımıza baktığımızda en çok büyüdüğümüz dönemlerin genellikle en kolay dönemler olmadığını fark ederiz.
Ben yıllardır insanların dönüşüm hikâyelerini dinlerken de aynı şeyi görüyorum. İnsanlar çoğu zaman huzurlu dönemlerini değil, kırıldıkları dönemleri hatırlıyor. Çünkü bazı farkındalıklar rahat alanlarda doğmuyor. Bazen insan ancak kaybettiğinde neye tutunduğunu görüyor. Ancak yorulduğunda kendini ne kadar ihmal ettiğini fark ediyor. Ancak yalnız kaldığında yıllardır herkese verdiği sevgiyi kendisine vermediğini anlıyor. Ve belki de bu yüzden zor zamanlar sadece yaşanıp geçilen dönemler değil. Aynı zamanda insanın kendini yeniden tanıdığı alanlar. Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Ben zorlukları yüceltmekten yana değilim. Hiç kimsenin acı çekmeye ihtiyacı yok. Hiç kimsenin büyümek için mutlaka yara alması gerekmiyor. Ama hayatın içinde yaşadığımız bazı kırılmaların bize gösterdiği gerçekler de var.
Çünkü bazen hayat durup bize şunu soruyor: "Şimdiye kadar yaşadığın gibi yaşamaya devam etmek istiyor musun?"
İşte asıl dönüşüm bu sorunun içinde saklı. Çoğu insan kriz geçtikten sonra eski hayatına dönmek ister. Ama bazen mesele eskiye dönmek değildir. Bazen mesele, artık eski kişi olarak devam edememektir.Çünkü yaşadığın deneyim seni değiştirmiştir.
Bak çevrene... Birçok insan son yıllarda sadece ekonomik olarak değil, duygusal olarak da zorlandı. Belirsizlikler arttı. Kaygılar arttı. Gelecek korkusu arttı. Ve bütün bunlar insanları kendi iç dünyalarıyla yüzleşmeye zorladı. Eskiden görmezden gelinen birçok duygu artık görmezden gelinemiyor. Çünkü insan ruhu uzun süre bastırılabilir ama sonsuza kadar susturulamaz. Bir noktadan sonra konuşmaya başlıyor. Kimi zaman bir tükenmişlik hissiyle... Kimi zaman bir yalnızlık duygusuyla...Kimi zaman da "Ben gerçekten nasıl bir hayat yaşıyorum?" sorusuyla... Belki de bu yüzden son yıllarda bu kadar çok insan kendini tanımaya, duygularını anlamaya ve içsel yolculuğuna yönelmeye başladı. Çünkü dışarıdaki krizler bazen içerideki uyanışın kapısını açıyor. Ve bence asıl mesele de burada. Kriz hayatımıza bizi cezalandırmak için gelmiyor olabilir. Belki de bazen sadece durup bakmamız gereken yere ışık tutuyor. Sürekli ertelediğimiz duygulara... Sürekli görmezden geldiğimiz ihtiyaçlara... Yıllardır ihmal ettiğimiz iç sesimize... Belki de zor zamanların en büyük hediyesi burada saklı. İnsan her şey yolundayken kim olduğunu öğrenemeyebiliyor. Ama her şey sarsıldığında neye tutunduğunu çok net görüyor. Ve bazen o gördüğü şey, hayatının geri kalanını değiştirebiliyor.
Bugün eğer hayatında zor bir dönemden geçiyorsan, kendine hemen "Bu neden benim başıma geldi?" diye sormak yerine küçük bir soruyla yaklaşmayı deneyebilirsin: "Bu süreç bana kendimle ilgili ne gösteriyor?"
Belki cevap hemen gelmeyecek. Belki zaman isteyecek. Ama çoğu zaman dönüşüm, doğru cevabı bulmakla değil, doğru soruyu sormakla başlıyor. Ve belki de hayatın en zor dönemleri, ruhun başarısız olduğu zamanlar değil... Kendini yeniden hatırlamaya başladığı zamanlardır. İçindeki sesi duymaya başladığında, yaşadığın her deneyim başka bir anlam kazanır. Bazen en büyük dönüşüm, hayat planladığımız gibi gitmediğinde başlar.