HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ
2400'lerin İstanbul'u 1913'te yazıldı!
Giriş: 24 Haziran 2012, Pazar 16:36
Güncelleme: 27 Ocak 2014, Pazartesi 19:07

Engin Kılıç’a ilkin Molla Davutzade Mustafa Nazım Erzurumî’nin ideal toplumunun bizim için de ideal olup olmayacağını sordum. Bütün ütopyalar için geçerli olabilecek bir cevapla, “Birinin hayali bir başkasının kâbusu olabilir” dedi. Mustafa Nazım Erzurumî’nin 1913’te hayal ettiği ideal İstanbul’sa aslında bizim bugün bu şehre dair yakındığımız hemen her şeyi içeriyor.

Molla Davutzade Mustafa Nazım Erzurumî kimdir? Niçin adını bilmiyoruz?

Doğrusu bunu ben de bilmiyorum. Eldeki kaynaklarda hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadım. Kitaplarından birinin kapağından Mustafa Nazım’ın “Babıali Caddesi’nde Orhanbey Hanı’nda Asar-ı Vatan Fabrikası sahibi” olduğunu öğreniyoruz. Kitabın içeriğinden de mühendisliğe, sanayiciliğe eğilimli biri olduğu anlaşılıyor. Şimdilik elimizde başka bilgi yok.

Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi Rüyet başlıklı anlatısı 1913 tarihli bir ütopya. Bizde nadir rastlanan bir edebi tür. Pek az örnek geliyor aklıma ama hepsi de daha sonraki zamanlara ait. Mesela Peyami Safa’nın bir romanını hatırlıyorum... Sizin bu kitapla ilişkiniz nasıl başladı, onu nasıl keşfettiniz?

Doğru, aslında bir ütopya olarak nitelenemeyecek olsa da Peyami Safa’nın “Yalnızız”ının yanı sıra “Yeni Turan” ve “Ankara” gibi birkaç örnek daha sayılır. Bunda Eski Türkçe metinlere erişimin kısıtlı olmasının önemli rolü var. Bu kitaptan Kayahan Özgül’ün “Türk Edebiyatında Siyasi Rüyalar” başlıklı çalışması vasıtasıyla haberdar olmuştum. O kadar ilginç ayrıntılar içeriyordu ki kitabı günümüz okuruyla buluşturmamak yazık olacaktı. Ben de metni hem Latin harflerine aktardım hem de sözlük kullanmak istemeyenler için sadeleştirdim. Yani elinizdeki kitap hem orijinal metni hem sadeleştirilmiş versiyonu içeriyor.

Aslında hikâyenin kendisinde de tuhaf bir melezlik var. Anlatıcı bir rüya görüyor ve rüyasında 400 yıl önce yaşamış büyük dedesi Molla Davut’la karşılaşıyor. Onun rehberliğinde 400 yıl sonraya gidiyor. Yani hem geçmiş hem gelecek anlatıcının zihninde biraraya geliyor. Bundan bahseder misiniz?

Anlatının merkezinde yer alan olay, bu yıl yüzüncü yıldönümünü idrak edeceğimiz 1912-1913 Balkan Savaşları. Birinci Balkan Savaşı’nda Osmanlı orduları Balkan devletleri ittifakına karşı kesin ve açık bir hezimete uğruyor ve Osmanlı Devleti’nin bütün Avrupa toprakları birkaç hafta içinde kaybediliyor. Bu hezimetin ve onun askeri, siyasal ve toplumsal sonuçlarının yarattığı büyük travmayı anlatıcı üzerinden görebiliyoruz. Bu çerçevede geçmişi hatırlamanın iki işlevi var: O “şanlı geçmiş”i gururla hatırlamak, ama aynı zamanda o günkü hezimeti geçmişte yapılan hatalara bağlamak. Gelecek ise, o hatalardan ders alındığında yine nasıl güçlü, nüfuzlu, zengin bir devlet olunabileceği umudunu vermeyi amaçlıyor.

Yazarın idealinde nasıl bir toplum var?

Yazarın toplum tahayyülünün şekillenmesinde hem Türkçü-İslamcı eğilimleri hem de Balkan Savaşı travmasının yarattığı öfke dolu, rövanşist duygular belirleyici oluyor. Dolayısıyla kitapta fazlasıyla merkeziyetçi, tepeden inmeci, düzleştirici, totaliter bir yapı hayal ediliyor. Amaç, dönemin pek çok ütopik eserinde görüldüğü gibi, yok olmanın eşiğindeki devleti kurtarmak ve yeniden Avrupa’ya kafa tutan, güçlü ve zengin bir hale getirmek.

Geleceğin İstanbul’undan enstantaneler

Aslında Boğaz’da köprüler, ve inşaat düşkünlüğü, sanayileşmeyi her şeyden daha öncelikli görme, nüfusu artırma, gayrimüslimlerle ilgili politikalar gibi, bazıları bugünün koşullarında tepkiyle karşılanan bazı tercih ve uygulamaların hangi koşullarda ortaya çıktığına dair ciddi ipuçları içeriyor bu kitap. Dolayısıyla kitapta tahayyül edilen 24’üncü yüzyılın İstanbul’u aslında bugüne fazlasıyla benziyor.

  • İstanbul 10 milyon nüfusa ulaşmış.
  • Boğaz’da 3 katlı bir köprü var.
  • Boğaziçi eski harap görünümünden kurtulmuş, her iki tarafına boydan boya geniş rıhtımlar, onlara bakan 8-10 katlı binalar inşa edilmiş. Arkadaki dağlar da düzleştirilmiş ve üzerlerine köşkler kondurulmuş.
  • Adaların etrafını fabrika bacaları tıpkı “kara bulutlar gibi” sarmış.
  • Teknolojik gelişmeler yaşamın her alanına yansımış. Parmakla basıldıkça istenen harfleri sıraya getiren yazı makineleri kullanılıyor, telsiz telgraf cihazları her evde bulunuyor. Sokaklarda sesli duvar gazeteleri var. Üç boyutlu fotoğraf çeken kameralar, elektrikli cep sinematografları, elbise gibi giyilen uçma makineleri, su ve havayla işleyen motorlar kullanılıyor.
  • Zihinleri durgun ve yorgun olanlar, “akıl tedavihanelerinde” basit bir beyin ameliyatıyla iyileştiriliyor. Duvarları sudan yapılmış otellerde uyku makineleri bulunuyor.
  • İstanbul’un merkezindeki meydanın ortasında, kale gibi bir polis merkezinde şehre girenlerin röntgeni çekiliyor ve kayda geçiriliyor. Bir de şehirdeki insanların her hareketlerinin gözlenebildiği ve kaydedildiği devasa döner aynalar var.
  • Yeni doğan çocuklar ailelerinin yanına bırakılmıyor, “doğum ve terbiye evleri”nde fenni usullerle yetiştiriliyor, eğitiliyor. Ebeveynleri çocuklarını ancak randevuyla görebiliyor.
  • Yazar hem kadın-erkek eşitliğini sağlamak hem de harem-selamlık kurumunu korumak için ilginç bir uygulama da düşünmüş. Öğlen saat 12’de bütün şehirde çanlar çalınıyor, toplar atılıyor ve erkekler için sokağa çıkma yasağı başlıyor. 2.5 saat boyunca şehir kadınlara kalıyor; tüm ticaret, üretim, idare ve benzeri işler kadınlar tarafından yürütülüyor...

Hazırlayan: Gülenay Börekçi

Paylaş:
brush-purple Yorumlar
misafir 26 Haziran 2012, Salı

iyi de 24. yüzyıl 2400 ile başlamaz ki. adam 2300-2399 yılları arasını tahayyül etmiş. yani 2300'lerin istanbul'u

misafir 26 Haziran 2012, Salı

adam 2400 yılından bahsediyor yani 400 yıl sonrası 3 boyutlu videolar zaten var dediği bir çok şey var en ilginci 10 milyon olması su ve hava ile işleyen arabalar ve bir yelekle uçan insanlar yani bir deprem ya da savaşla nüfus azalabilir ve o tarihte belki de 10 milyon olur ve gerçekten suyla çalışan motorlar araçlar olur ve insan bir giysi ile uçabilir eğer rüya gerçek olursa savaş ya da deprem ya da salgın hastalığa hazır olun istanbullular

misafir 26 Haziran 2012, Salı

zaten kiyamete az kaldi.

misafir 26 Haziran 2012, Salı

teknoloji ufku bile geçiyor işte adam 400 yıl sonrasını hayal etmiş biz 100 senede büyük oranda yakalamışız tabi okumadan yorum yapanlar olmasaydı belki eksik olanlarıda yapardık :)

misafir 26 Haziran 2012, Salı

arkadaslar hic biri olmadi diyor. öylemi? adam bundan 300 sene sonrasina bahsediyor. bu bir. ikincisi 3 boyutlu fotograflar bugun cekiliyor zaten, hatta videolar. hatta 3 boyutlu yazicilar var. istanbul nufusu coktan 10 milyona gecti; 3 katli köprü yok belki, ama üçüncü köprü geliyor. 300 sene içinde 3 katli degil, 5 katli köprüde gelir. bogaziçi su anda harap görünümündemi?? teknolojik gelismelerin hepsi mevcut su anda. elbise gibi giyinen uçma makineleri hariç. istanbuldaki kayda geçiren merkez yokmu? her giren ve istanbuldakiler kameralarla kayida aliniyor ve muhafaza ediliyor.

misafir 26 Haziran 2012, Salı

misafir 13:23 adam 1913 yılında 2400 yılındaki istanbulun 10 milyon olacağının hayalini kurmuş. işte sizin gibilerin bol bol kitap okuması gerekli. daha okuduğunuz haberi anlamıyorsunuz.

misafir 26 Haziran 2012, Salı

hayal dünyası biraz sığmış

misafir 26 Haziran 2012, Salı

adam 1913 yılında 3 boyutlu fotoğraf çeken kameranın hayalini mi kurmuş yani öhh sallamasyon tavan seviyede.

misafir 26 Haziran 2012, Salı

amma sallamış ha, ufku geniş bir zat değilmiş belli ki.

misafir 26 Haziran 2012, Salı

ya adam bunu 1913 yılında hayal edip düşünmüş ve yazı altına almış. sende çıkmış oraya hala hayal diyorsun.. yarının hayalini kuramaz olduk adam asırlık hayaller kurmuss. kur bakıyım sende 4000 yılının hayalini hadi, bakalım aklın yetiyormu.....

misafir 26 Haziran 2012, Salı

10 milyon nufusa ulasmis?!! benim bildigim suan zaten 15 milyon civarinda!! biraz dikkat..

misafir 26 Haziran 2012, Salı

ilerde nufusun azalmayacağı ne malum, şimdiden bile dünyada nufus azaltma çabaları hat safhada.

misafir 26 Haziran 2012, Salı

dikkat çekenlere bak :)

misafir 26 Haziran 2012, Salı

1913te yazmış bunu. okuyup o şekilde yorum yazın

misafir 26 Haziran 2012, Salı

12.28 önce bir yazıyı okusaydın bu kadar geri kafalı olma

misafir 26 Haziran 2012, Salı

aman duymasınlar bir çılgın proje daha gelebilir.

misafir 26 Haziran 2012, Salı

aynı gerçekten özellikle "fenni usullere" göre yetiştirilen evlatlar tam günümüzü yansıtıyor !! :)

misafir 26 Haziran 2012, Salı

ilginç

misafir 26 Haziran 2012, Salı

:)

misafir 26 Haziran 2012, Salı

saçmalamış gerçekten hiç biriside olmadı da olmayacak da..

misafir 26 Haziran 2012, Salı

alican, köprüler var, bilgisayarlar var, 10 milyon olmuş, sende yaz ama seninkide 100 sene sonra herkesin dikkatini çekecek kadar edebi olsun.

misafir 26 Haziran 2012, Salı

çok saçma okudum ve vaktime yazık oldu

misafir 26 Haziran 2012, Salı

hayal görmeye devam.....

misafir 26 Haziran 2012, Salı

bunu yazmaktaki amacınız ne olabilir diye düşünecektim . düşünmeye değer bile bulmadım açıkçası...