Ahtapotla yüzen adamlar


Manidar olsun diye yazdım bunu; “Kurtlarla Koşan Kadınlar” kitabını, kavramını hayatımın içine alalı 10 seneye yakın oldu… Bunun son iki senesi birebir kadınlarla kurtlarla koşmanın detaylarını, derinliklerini, hallerini inceleyerek geçti…


Sıkça sorulur ya: “Neden erkekler değil?”


Uzun uzun anlatabilirim cevabını; kendimce epey anlamlı bir/ birkaç teorim var bununla ilgili. Yüzyıllardır dişil olanın ne kadar çok yer altına itildiği, kirli, zayıf, ikinci sınıf sayıldığı ve sadece kadındaki değil erkekteki dişil niteliklerin de (bağ kurma, bilinmez olanla ilişki, derinlere inme, kendini doğurma) bu şekilde kötülendiği ve hayatın bağlamının dışına itildiği ve şimdi de içinde yaşadığımız çağın ihtiyacının yeniden Toprak, yeniden Bağlantı, yeniden Derinlik olması ve bu ihtiyaçlardan kaynaklı olarak dişil olanın uyanması gereği diyebilirim kısaca. Toprak, önce kendi çocuklarını, onu daha kolay duyacak olanları çağırıyor, diyebilirim kendi dilimde… Kurtlarla koşmanın çekirdeğinde kendimizi bir varlık olarak duyumsamak, özümüzle ve dünya ile bağımızı bu bakış açısıyla yeniden düzenlemek var…


Elbette, bu ihtyaç erkeklerde de var. Nasıl olmasın?


Bu konuyu Netflix’de izlediğim “Ahtapottan Öğrendiklerim” isimli belgesel film bağlamında yazmak istiyorum.


Bir adam, hayat neşesini, enerjisini kaybetmiş. Mesleğinden, kendinden soğumuş, hiçbir şey yapmak istemiyor. Bir gün, bir yabanda tanıştığı yerlilerin doğa ile olan ilişkisini kıskanıyor ve onları görünce kendini yaşadığı hayatın içinde turist gibi hissediyor. Hayat ile bağlantısını ve aidiyetini sorguluyor. Ve bir gün, yüzmenin pek zor olduğu bir kıyıya gelip, buz gibi okyanus suyunda yüzmeye başlıyor. Önceleri büyük bir zorluk olan yüzüş zamanla sevdiği, aradığı bir şeye dönüşüyor. Dev dalgaların, kayalıkların, yosun ormanlarının arasına dalmaya ve 1 sene boyunca hep aynı yerden girerek bu bölgede yüzmeye karar veriyor…


İşte bu yüzüşlerden birinde bir ahtapot dikkatini çekiyor. Asosyal ve vahşi bir hayvan olan, bir omurgasız, bir yumuşakça olan ahtapotun türlü davranışlarından, becerilerinden büyüleniyor ve onu her gün ziyaret etmeye karar veriyor. Ediyor da.


Zaman içinde birbirlerine alışmaya ve hatta temas etmeye başlıyorlar. Tükenmiş bir adamın bir ahtapot arkadaşı oluyor ve bir seneyi birlikte geçiriyorlar.


Adam ahtapotu gittikçe daha iyi tanıyor. Onun hayat motiflerini, yaşadığı tehlikeleri, oyunlarını, stratejilerini gittikçe daha iyi anlıyor. Ahtapotla yatıp ahtapotla kalkıyor. Ahtapotlarla ilgili makaleler okuyor ve bu hayvanla olan ilişkisinin içinde yeniden yaşama gücüne, mesleğine olan ilgisine ve ailesiyle olan bağlantısına kavuşmaya başlıyor…


Film çok keyifl, şahane görüntüler eşliğinde bir yandan insanın kalbini ısıtıyor ve bir yandan da düşündürüyor… Hayat bizimle ne kadar farklı yerlerden iletişim kurabiliyor diye…


Peki bunu kurtlara nasıl bağlayalım?


Kurtlar metaforu içimizdeki vahşi olan, kültür ile yozlaşmamış olan, ezberlerle sığlaşmamış olan, ehlileştirilmemiş olanı temsil eder… Kendimizi toplumsal etiketlerin ötesinde bir varlık olarak duyumsamamıza, beden duyumlarımızla, iç sesimizle olan ilişkimize dikkatimizi vermemize teşvik eder. Kurt sembolü, kadının benliğinin gölgede kalmış fakat hayati, güçlü, canlı ve vahşi bir yönüne açılan kapıdır…


İşte bu filmdeki ahtapot da aynen öyle…




Ahtapot, akışkan bir hayvan, küçücük deliklere sığabilen, şimşek gibi kaçabilen, yabanıl, derinlerde yaşayan, bilincini beyninin ötesinde yüzlerce duyargaya sahip 8 kolunda taşıyan, bir kolu kopsa bile onu yeniden uzatabilen, balerin gibi zarefetle en karanlık sularda süzülebilen bir hayvan… bir adamın içsel yapısının, vahşi tarafının, bastırdığı, unuttuğu, üstünü örttüğü parçası olabilir elbette.


Bir adam, yaşadığımız dünya standartları açısından bakılınca hiç de erkeksi olmayan bir hayvan ile derin bir ilişki kurarak, kendi derinliklerinde unuttuğu yaşam gücünü de hatırlayabilir… Neden olmasın?


Ahtapotla yüzen adamlar, yeni bir silsilenin, daha hassas, daha akışkan, kendi derinliklerine dair daha meraklı bir erkek neslinin başlangıcı olabilir elbette… Neden olmasın?

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.