‘Çocuk yetiştirmek şakaya gelmez’

İyiliği, insani değerleri, vicdanı bu kez ‘Çocuklar Sana Emanet’ ile hatırlatmanın peşine düşen Çağan Irmak, çocukken alınan yaraların kişinin karakterinin nasıl olacağını etkilediğini belirtip “Çocuk yetiştirmek ve onlarla mesai harcamak çok ciddi işler. Şakaya gelmez. Şapkamızı önümüze koyalım” dedi

‘Çocuk yetiştirmek şakaya gelmez’

Çağan Irmak... Kimi filmleri gişeleri altüst etti, kimi filmleri az sayıda izleyiciye hitap etti. Ana akım, sanat ve bağımsız sinemayı tek film bünyesinde toplayarak Türk sinemasında özel bir yer edindi. Arkadaşları der ki; ‘Her zaman insani, her zaman iyi.’ Birlikte çalıştığı kişiler der ki; ‘Her zaman azimkâr ve öğretici.’ İzleyicilerindense duyduğum şu; ‘Güzel senaryolar yazdı, güzel filmler çekti.’ Dün gösterime giren yeni filmi iyiliği, insani değerleri, vicdanı bir kez daha ‘çocuk’ üzerinden izleyiciye aktaran, kendi ifadesiyle bir arınma ve temizlenme filmi. ‘Çocuklar Sana Emanet’... Çağan Irmak, ‘Çocuklar Sana Emanet’ ile ne anlatmaya çalıştığından yönetmenlerin neden biraz yalnız insan olduğuna kadar birçok konudaki duygu ve görüşlerini HT Magazin okurları için kelimelendirdi. Sekizinci kez birlikte çalıştığı Şerif Sezer kariyerinin en güzel filmlerinin Çağan Irmak ile olanlar olduğunu dile getirdi.

 

Çocuklar Sana Emanet’in hangi özelliklerinden dolayı izlenmesini tavsiye edersiniz?

Şerif Sezer: Öncelikle Çağan Irmak filmi olduğu için herkesin merak edeceğini düşünüyorum. Ayrıca herkesin üzerine uzun uzun düşünmesi gereken hassas bir konusu var. Gizemli, farklı, değişik bir film. İçinde hem dram, hem de gerilimi olan bir hikâyeye sahip.

 

Senaryo ortaya nasıl çıktı?

Çağan Irmak: Filmdeki hikâye bugüne dair ve çok güncel. Beni rahatsız eden şeylerin filmi olduğunu söyleyebilirim. Ama umutlu bir hikâye, güzel bitiyor.

Ş.S.: Çağan’ın çocuklara karşı müthiş bir hassasiyeti var. Bu hassasiyetini ‘Çocuklar Sana Emanet’te de gösterdi.

Ç.I.: Çünkü çocukken alacağın yaralar ileride senin karakterini etkiliyor. O yüzden çocuk yetiştirmek ve onlarla mesai harcamak çok ciddi işler. Şakaya gelmez. Orada şapkayı önümüze koyup birkaç kez daha düşünmemiz gerekiyor.

 

İzleyici salondan çıktıktan sonra kafasına nelerin dank etmesi gerekiyor?

Ç.I.: Dank etmesini istemem ama çocuklarla ilgili kendilerini sorgulamalarını isterim.

 

Çocuklar Sana Emanet’, bir arınma filmi. İnsanlara ağırlıklardan kurtulmalarını tavsiye ediyorsunuz. En büyük ağırlıkları sizce nelerdir?

Ç.I.: Bu insandan insana göre değişir. Bana göre kent yaşamı, değişen politikaya nasıl cevap vereceğimizi bilemememiz etkili oluyor. Söyleyeceğiniz bir şey başkaları tarafından yanlış anlaşılabiliyor. Sosyal medya ortaya çıkınca, bazı yalanlar daha gözle görülebilir hale geldi. Ama bazı insanlar, bazı yalanlarla yaşamaya devam ediyor ve bunu seviyor. Sosyal medya zorbalığı dediğimiz şey ve kent yaşamı bizi artık boğuyor. O yüzden arınmadan kastım biraz özümüze dönmek ve doğayı hatırlamak. Arınma derken bunları kastediyorum.

 

Filmi izleyince çocuklarla ilgili en elzem neyi anlamalıyız?

Ç.I.: ‘Sana emanet’ derken çocukları izleyiciye, ülkeye, kanunlara ve daha bir sürü şeye emanet ediyoruz.

 

Babam ve Oğlum ile 3 milyon 800 bin izleyiciye ulaşmıştınız. Birkaç gün önce ‘Çocuklar Sana Emanet’ için ‘Gişe değil, kalp beklentim var’ demiştiniz. Ne demek istediniz?

Ç.I.: Eğer sürekli ‘Babam ve Oğlum’ gibi filmler yapmış olsaydım kariyerim çoktan bitmiş olurdu. Çünkü kendimi sürekli tekrar etmiş olurdum ve bir süre sonra inandırıcılığımı yitirirdim. İzleyici bir süre sonra filmlerimi izlemek istemezdi. O film benim hayatımda bir mihenk taşıdır ama gişeye film yaparsam zaten başarısız olurum. Bunun nasıl yapılacağını da bilmiyorum. İçimden geleni yapıyorum. Böyle yaptığım için de izleyiciden kalp ve sevgi bekliyorum.

 

 

İzole edilmiş hayatım yok’

 

Sektörün yedi ayrı bölümünde çalıştınız. Bir tek çay taşımamışsınız. Sektörün her alanında çalışmak, size nasıl bir bilgi birikimi ve çalışma şevki verdi, ufkunuzu açtı?

Çağan Irmak: Çay da taşıdım. Mis gibidir çay taşımak, harikadır. Bu kadar çok alanda çalışmak pratik olmayı, yaptığımız işin her birimden farklı farklı nasıl görüneceğini öğretti. Mutfak, o yüzden çok önemli. Bana deneyim kazandırdı. Eski ustalarımızdan da çok şey öğrendim. Bunları, kendiminkilerle harmanlayıp izleyiciye bir şeyler sunuyorum.

 

Filmleriniz tabletle büyümüş nesle de zamanında yazlık sinemaya gitmiş kişilere de hitap ediyor. Bu durumun şifresi nedir?

Ç.I.: Öncelikle çok teşekkür ederim. Bu durum sokaktan kopmadığım için ortaya çıkmıştır. Çok insan içinde yaşıyorum. İzole edilmiş bir hayatım yok.

 

Filmlerinizin ana akım sineması, sanat sineması ve bağımsız sinema özellikleri taşıdığını düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

Ç.I.: Flm yaparken bir şeylere bağlı kalmadan, kendi istediğiniz oyuncuyla ve kendi istediğiniz şartlarda film yapmak çok güzel bir şey. Bunun adı bağımsız sinema mı bilmiyorum ama... Evet, içimden geldiği gibi yapıyorum. Baskı altında kalan filmlerim olmadığını düşünüyorum. O yüzden şanslıyım.

 

Ana akım sinemanın yükselişe geçme sebebi sizce nedir?

Ç.I.: Uç noktalarda kişisel filmlerle gişeye yönelik filmler yıllardır birbirinden ayılmaya başlayınca izleyici kendi zevkine göre karar vermekte zorlandı. Gişe sinemasında komedi filmleri daha çok iş yaptıkça komedinin yavaş yavaş suyu çıktı ama izleyici ‘Bu kadar suyu çıkmışını istemiyoruz’ dedi. O yüzden komedi filmlerinde nicelik ve nitelik yönlerinden bir yükseliş var. Artık komedi filmleri çok düşünülerek, kaliteli mizahla yapılmaya başlandı. Ana akım sineması biraz garanti olduğu için izleyici yavaş yavaş orayı tercih etmeye başladı. Aslında ana akım filmleri izleyiciyi sanat sinemasına hazırlar. Bu önemli bir basamaktır.

 

Ana akım sineması, sanat sineması ve bağımsız sinema yapanlar birbirleriyle yeterince etkileşim içindeler mi?

Ç.I.: Değiller ama onların etkileşim içinde olmasını bekleyemeyiz. Çünkü yönetmenlik aynı zamanda biraz yalnızlıktır. Birbiriyle etkileşim içinde olmasını isteyeceğim kişiler yapımcılardır. Yapımcıların Türk sinemasını masaya yatırıp ‘Neler yapılabilir, nereye yatırımda bulunabiliriz?’ diye düşünmelerini istiyorum.

 

Temsilcisi olduğunuz auteur* sineması günümüzde ne kadar etkili?

Ç.I.: Çok etkili. Bence auteur, sinemanın çarkını döndüren şeydir. Ben ana akım sinema yapıyorum ama uluslararası alanda adımızı duyuran hep auteur sinema oluyor. Nuri Bilge Ceylan gibi mesela. O yüzden çok önemli.(*: Kendine ait bir tarzı ve anlatısı olan’ yönetmenlere auteur deniyor.)

 

Siz auteur sinemacı olarak kabul ediliyorsunuz.

Ç.I.: Kabul edenler sağ olsun. Kavramlar zamanla değişebiliyor. Aslında başkalarının hikâyelerini de çekmek istiyorum ama kafamda o kadar çok hikâye var ki...

 

Aynı oyuncularla çalışmanızın sebebi nedir?

Ç.I.: O konu çok yanlış bilindi. Ben iş yapmayan filmlerimde çok farklı isimlerle de çalıştım mesela. Ama iş yapan filmlerimdeki oyuncular aynıydı ve izleyicinin aklında hep aynı oyuncularla çalıştığım kaldı.

 

Röportaj: Mehmet Çalışkan

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön