Selda Bağcan: ‘Beni niye şimdi sevdiniz?’

Festivallerde verdiği konserlerle yurtdışında rüzgâr gibi esen Selda Bağcan, söz Türkiye’ye gelince “Halkımızın ve sanatçılarımızın bir kısmının şimdi dilindeyim” dedi ve ekledi: “Ben sizi hep çok sevdim. Siz beni niye şimdi sevdiniz?”

Selda Bağcan: ‘Beni niye şimdi sevdiniz?’

Okuduğunuz röportaja “Hep böyle çocuk ol, incecik saçlarınla, gözlerin hep denizlere benzesin. Çaresizliğin bile güzel olsun, güzel olmak çok yaraşıyor sana” diye mırıldanarak başladım. Bu cümlelerin vücut bulmuş haliyle nihayet tanışmış olmanın mutluluğuyla tamamladım. İşte özüyle, sözüyle, sazıyla güzel olanla; Selda Bağcan’la konuştuklarımız...

 

Yurtdışındaki festivallerde rüzgâr gibi esiyorsunuz. En son İsrailli topluluk Boom Pam’la birlikte Barcelona’da düzenlenen Primavera Sound 2016’da sahne aldınız. Çok yazıldı ama bir de sizden dinleyeyim yaşadıklarınızı...

Çok ilginç geçti. Türkiye’den bir basın ordusuyla gitmiştik, dış basından pek çok dergi ve televizyona röportajlar verdim. Sahnede hareketli parçalarımı seslendirirken herkes bir anda coştu. Yabancılar halay çekmeyi nereden bilsin, dünyanın dört bir yanından gelen insanlar hep birlikte halaydaydı. Sanırım bizimkiler ateşledi ortalığı.

 

Polonya’da da büyük tezahürat olmuş size...

Oradaki meydan konserinde 40 bin kişiye söyledim şarkılarımı. Sahneye çıktım, 2-3 parçanın sonunda insanlar “Selda, Selda” diye bağırmaya başladılar. Zaten şarkılarımı bilmelerine şaşırıyorum, bir de ilk defa böyle bir tezahüratla karşılaşınca hepten şaşırdım. “Thank you amigos” dedim. Çok hoşlarına gitti, iyice coştular. Hadi Barcelona’yı bizimkiler ateşledi diyelim, peki ya Polonya? O tezahüratı hiç beklemiyordum.

 

‘Ben hep bahar yaşıyorum’

 

İnsanlar sözlerini anlamadıkları şarkılarla coşuyorlar. Bazen anlaşmak için söze gerek olmuyor işte, ezgilerden köprüler kuruluyor...

Evet, sanat sınırları kaldırır, köprüler kurar. Hareketli şarkılarımı yurtdışında seviyorlar, ‘Yuh Yuh’ta çıldırıyorlar mesela. En büyük şaşkınlığımı Lincoln Center Out Of Doors 2012’de, Amerika’da yaşadım. Ben ‘Oğul’u söylerken, siyahi bir kadın hüngür hüngür ağlıyordu. Gözlerindeki ifadeyi hiç unutmayacağım.

 

Marifet duyguyu geçirebilmekte mi yani? O yüzden mi bu kadar seviyorlar sizi?

Yurtdışında hakkımda çıkan birçok eleştiri “Şarkıların sözlerini bilmesek de ne anlatmak istediğini anlıyoruz” şeklinde. Bir de şu var. Benim ‘Türkülerimiz 2’ adlı albümüm 2006’da İngiltere’de çıktığında çok meşhur oldu. İngiltere’deki şirket benden izinsiz Amerika’ya satmış. Elime sadece 10 bin lira gibi bir para geçti ama faydası şu oldu, oradan tüm dünyaya yayıldı. Türkiye’de tutan bir albüm değildi rock olduğu için. Türkücüyüz ya, benden türkü bekliyorlardı. ‘İnce İnce Bir Kar Yağar’, ‘Mehmet Emmi’, ‘Yaylalar’ ve ‘Yaz Gazeteci’ başka dillere çevrildi, İspanyolca söyleyen de var, İbranice de. İşin ilginci ‘İnce İnce Bir Kar Yağar’ı çok tizden söylemişim. En beğenmediğim şarkımdı, en meşhur şarkım oldu dünyada. Hayatın böyle garip cilveleri var. O ses, o türküdeki o tiz çıkışlar, onları şoke etti.

 

Türkiye’den de “İkinci baharını yaşıyor” sesleri yükseliyor sizin için...

Ben hep bahar yaşıyorum zaten, anlayana... Demek bazıları baharı yakalamakta geç kalmış. Benim şimdi mi farkıma vardılar, yeni mi fark ettiler beni? Geçmişte beni tu kaka ilan eden sanatçılar ve halkımızın bir kısmının şimdi dilindeyim. İnsan üzülüyor. Ben sizi hep çok sevdim, siz beni niye şimdi sevdiniz?

 

31 Temmuz’da (bugün) İngiltere’deki WOMAD’de sahne alacaksınız. Heyecanlı mısınız?

Ülkemizde yaşanan darbe girişimi nedeniyle çok üzgünüm. Biz bunu hiç hak etmedik! Bu nedenle motivasyonum ancak uçaktan indiğimde yerine gelecek sanırım. Cumhuriyet tarihinde ilk defa ordunun bir kısmı halka ateş açtı. Bir yanda halka ateş açanlar, diğer yanda yakaladıklarını linç edenler! Böyle bir vahşet var mı? Bu büyük travma herkesin aklını başına getirir umarım. Toplumu gere gere ipler koptu neredeyse, umarım bundan sonra germezler!

 

Darbe demişken, 80 darbesinde yurtta olmanıza rağmen “Yurda dön” çağrısı yapılmış size. Nasıl gelişti o süreç?

Yıl 1979, darbeye giden günler... 1 Mayıs’ta Cem’le (Karaca) Almanya’da yürüyüşteydik. Cem bir elinde market torbası, diğer elinde megafon, “internationale solidarität” yani “uluslararası dayanışma” diye bağırıyordu. Ben 27 Nisan 1980’de yurda döndüm. Darbe olduktan 6 ay sonra Hafta Sonu Gazetesi’ne o dönem Cem Karaca’nın birlikte olduğu Meral Karaören’in eski kocası, o yürüyüşteki fotoğrafımızı basmış. Cem’le Meral’i ben tanıştırmıştım. “Seni fotoğraftan kesebilirdim ama intikam aldım” dedi. Sonra “Yurtdışında aleyhte yürüyen sanatçılar” diye Hürriyet’te de manşet olduk. Bir öğlen evde nohut yaparken Ankara’dan Saniye Can diye bir türkücü aradı. TRT’de yasaklıydım. “Radyoda sen varsın” dedi. “Olamam, çalmazlar” dedim. Meğer “Yurda dön” çağrısı yapıyorlarmış. O dönem soğan makineleri yeni çıkmıştı. O sinirle hırsımı nohuda ekleyeceğim soğanlardan çıkardım.

 

Evinize bakmak akıllarına gelmemiş mi?

Arasalar telefona çıkacağım zaten. Saniye Can, Selimiye’de bir savcı tanıyormuş. Kendisi beni aradı, “Dikkatli konuşun, telefonunuzu dinliyorlardır” dedi. “Keşke dinleselerdi, yurtdışında olmadığımı anlarlardı” diye yanıt verdim.Ertesi gün elimde bavul ve pasaportumla Selimiye’ye gittim. Bavulumda beni tutuklarlarsa diye pijama filan var. Kapıcı kaçıyorum sanmış, o yöneticiye, yönetici de muhtara şikâyet etmiş. Selimiye’ye gittim, her şeyi anlattım. Bana Cem’in o yürüyüşte ne dediğini, Melike Demirağ’ı tanıyıp tanımadığımı sordular. Bizi habire bir örgütün içine koymaya çalışıyorlardı. Sanatçılar örgütü! İçimden “Sanatçılar örgüt olamaz çünkü rekabet var, sendikaları bile yok rekabetten” diye geçirdim. Serbesttim ama saat geç diye serbest kâğıdı veremediler, “Bir şey olursa arayın” dediler.

 

‘Korku filmi gibiydi’

 

Kapıcıyla ve yönetici bir daha bakabildiler mi yüzünüze?

Eve geldim, 8 tane Thompson’lu polis kapıyı tekmeleyerek eve girmiş. Arkadaşım Ferhan duştan çıkıp onları görünce korkudan adını bile söyleyememiş. “Bir sanatçının evine böyle girilir mi? Selimiye’yi arayın, serbestim” dedim. Şefleri utanıp 5 polisi yolladı, sonra da duvardaki bağlamayı görüp “Çalar mısınız?” dedi. Dizlerimin bağı çözülmüş, benden bağlama çalmamı istiyor! “Kusura bakmayın, hiç müsait değilim” dedim. Kendi çaldı, ardından da gittiler. Bunları gülerek anlattığıma bakma, korku filmi gibiydi! Yöneticiye de “Bütün yaz evdeydim, beni gördünüz. Çok ayıp ettiniz” dedim. Önce inkâr etti, sonra özür diledi.

 

Sadece bu kadar mı oldu tepkiniz?

Evet. Konuşurken boğazında oluşan yumru bana yetti.

 

Günümüzde de hedef gösterilen sanatçılar var.

Sanatçının söylediği tek bir laf ses dalgaları gibi büyüye büyüye yayılır ve halkı etkiler. Bu yüzden sanatçının üzerine giderler, hedef gösterirler. Beni de sırf o yüzden attılar içeri. O dönemde şarkılarımla çok etkiliydim. ‘Dizlerimin bağı çözülmüşken bağlama çalmamı istediler’

 

Dile kolay tam 20 yıl yasaklı olmak ne hissettirdi size?

Hırsımdan çatladım çünkü albüm yapıyorsun ama duyurma şansın çok az. Rakibin olan sanatçılarsa tek kanallı ekrana çıkıyor ve ertesi gün hurra satış yapıyor. Türkiye’de hiçbir sanatçı benim çektiğim eziyeti çekmedi. ‘Koçero’ albümüm burada yasaklıyken, Almanya’da yok satıyordu. Türkiye’ye korsan kasetleri geliyordu ve ben karşıdan bakmak durumundaydım. Yasaklara rağmen albümlerim yürüdü ama çektiğim maddi sıkıntı çok büyüktü.

 

Bunca acı, baskı, haksızlık karşısında kinle, öfkeyle dolabilirdiniz. Nasıl korudunuz özünüzdeki iyiyi?

Herkes buna şaşırıyor. Koruyabildim çünkü ah şu yurdum insanı var ya, ben o insanları hep çok sevdim.

 

Sanat hayatınızın başına dönseniz, bunları yaşayacağınızı bilerek yine aynı yoldan yürür müydünüz?

Evet, yine yürürdüm. Hem de daha da korkusuzca yürürdüm!

 

Başınıza gelmeyen kalmamış ama hiçbir şey sohbetimiz sırasında bolca attığınız şen kahkahayı sizden alamamış. Nasıl başardınız bunu?

Bu benim meydan okuma şeklim! Kahkaha hiç bitmedi ve hiç bitmeyecek! Çok korktuğum zamanlar da oldu elbette ama hiç belli etmedim. Korktuğunu belli edersen yanarsın, daha çok üzerine gelirler. Halil Ergün bana hep “Sen bize bir ömür boyu mutluluk verdin” der. O acıklı şarkıları söylerken bunu nasıl başardım bilmiyorum ama şundan eminim; insan bütün rağmenlere rağmen kahkaha atmaktan vazgeçmemeli ve atabildiği anların kıymetini bilmeli.

 

 

Röportaj: Ece Saruhan

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8760

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 2160

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 5419

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 2377

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 3538

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön