Hıdırellez'in tarihi, şenlikleri ve sofrası

Baharın gelişini ve Hızır ile İlyas Peygamberlerin her yıl buluştuklarına inanılan 6 Mayıs gününü Hıdırellez şenlikleriyle kutluyoruz. Bu neşeli günün binbir rivayeti, türlü geleneği var.

Şenliği, sofrası ve tarihiyle Hıdırellez

Yıllar boyu İstanbul sokaklarını süsleyen afişleri hatırlayın: “Hıdırellez’i kutluyoruz.”

 

5 Mayıs 2002 Pazar akşamı Cankurtaran, Ahırkapı Caddesi üzerinde başlayıp, komşu sokaklarda devam etmiş olan Hıdırellez şenliği programını saklamışım. Bir bakın, neler neler olmuş... Çeşitli yiyecek ve içeceklerin sokak tezgâhlarından makul fiyatlarla ikram edildiği, roman müziklerinden canlı örneklerin sunulduğu şenlik, gece yarısına kadar sürmüş. Gecenin en çok coşku uyandıran etkinliğiyse “Armada Yeni Garaj”daki “Ahırkapı Büyük Roman Orkestrası”nın konseriymiş. Bu konsere Kudsi Erguner’in çeşitli yurtdışı etkinliklerinde kurduğu ekiplerin içinde yer alan “zurnada peşrev üstadı” Lüleburgazlı Küçük Hasan ile “davul üstadı” Tamer Kum ve Topluluğu misafir sanatçı olarak katılmışlar. Hıdırellez 2002, 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan saatlerde Armada’nın özel olarak yaptırdığı nahıllara dileklerin bağlanması ve sokak ateşleriyle sona ermiş...

 

Hıdırellez şenliklerini sırtında taşıyan adam

 Peki patron kimmiş? Kasım Zoto... Hıdırellez şenliklerini yıllarca sırtında taşıyan bu adamı hatırlamalıyız. Çok eski bir dostum olan Zoto, turizmcidir. İçinde yaşadığı kültürün farkında ve ona karşı yükümlülüklerini yerine getiren bir zamane çocuğudur. Kasım’ı 20 yıldır tanır ve yaptıklarını izlerim. Bir misyonerin yapacağı işlere imza attı. Sultanahmet’in sahil surlarına yakın kısmında bir vaha yarattı. Meydanı, sokağı, mimarisi hepsi ayrı ayrı ve bir bütün olarak çok güzel. İnsana “Çok şükür böyle hemşerilerimiz var” dedirtiyor.

 

Gül dalına mendil asılır kapılar açık bırakılır...

Belirli bir coğrafyada yaşayıp da bir yaşın altında olanlar, “Hıdırellez nedir” diye soracaklar. 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece, eski geleneklere göre “ilk yaz bayramı”nın başlangıcı olarak bilinir. Bu bayram eski aylardan Hızır’ın ilk gününe kadar sürdüğü için “Hızır İlyas” ya da kısaca “Hıdırellez” diye anılır. Eski İstanbul’da ilk yaz ve seyran bayramı sayılan Hıdırellez’e ilgi çok fazlaydı. Bir hafta öncesinden akrabalara davetnâmeler gönderilirdi. Hıdırellez hazırlıkları yaprak sarması, döküntülü irmik helvası ve kuzulu pirinç pilavı hazırlanarak başlardı.

 

Mesirelere gidilir, Hıdırellez eğlenceleri sabahtan geç vakitlere kadar sürerdi. Hıdırellez kutlamalarında gül ağacı, yeşil bitkiler ve su motiflerinin kullanıldığını biliyoruz. İstanbul’daki Hıdırellez gelenekleri sağlık, şifa, mal-mülk, bereket, bolluk, kısmet ve şans talebine yöneliktir. Hıdırellez sabahı bir gül dalına gömlek, mendil gibi eşyalardan biri asılır ve ertesi gün bunlar giyilir. Eski hasır parçalarından yakılan ateş üzerinden herkes üç defa dilek dileyerek atlar. Mal-mülk ve servet dilekleri için gül dalına bir kese içinde para bağlanır. Gün doğmadan para alınır ve cüzdana konursa bir yıl boyunca eksilmeyeceğine inanılır. Ev sahibi olmak isteyenler gül dibine hamurdan ya da çöpten ev maketi yaparlar. Hıdırellez sabahı, evlerin kapı ve pencereleri “Hızır’ın bereketi girsin” diye açık bırakılır. Gül dalına gümüş kuruşlar, çeyrekler asılır. O gün yazılan dilekler, “Arzuhal sundum deryaya, derya da sunsun Mevla’ya” diye başlar ve sonra da denize bırakılırlar. İşte bizim Kasım’ın uzun bir zaman sonra canlandırdığı bu renklere sahip çıkalım.

 

‘Nahıl’ nereden geliyor?

Hıdırellez’de dibine ev maketleri konan, üzerine dilek kâğıtları asılan dilek ağaçları, yani nahıllar; Frigya’da, Eski Anadolu uygarlıklarında, Antik Yunan’da ve Roma’da da vardı. Metin And’ın Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanan “Osmanlı Şenliklerinde Türk Sanatları” kitabına bakınca nahılların, düğünlerin de ayrılmaz parçalarından olduğunu görüyoruz. Nahıllar hem sanat eseri oldukları için hem de şenliklere kattıkları sembolik boyut açısından ilginç. Gelin ve sünnet alaylarındaki nahıllar, ağaç biçiminde olur. Üzeri balmumundan insan, hayvan, yemiş, çiçek biçimleriyle bezenir.

 

Ayrıca, değerli taşlar, altından gümüşten yapraklar ve renkli, yaldızlı kâğıtlarla süslenirler. Nahıl geleneği, bugün Anadolu’da kimi yörelerde yaşamaya devam ediyor. Şimdilerde düğünlerdeki nahılın yalnız Ürgüp dolaylarında kaldığını biliyoruz. Nahılları yapan sanatçılaraysa “Nahılbent” deniyordu. Evliya Çelebi, bunların nerelerde çalıştıklarını bildirir. Nahılın sembolik anlamınıysa ünlü tarihçi Von Hammer anlatıyor: “Nahıllar üstlerine asılanların sayıları, cinsleri ve ebatları ile erkeğin gücünü, kadının doğurganlığını ve bereketi sembolize etmektedir.”

 

 

Vişne Yalancı Dolması

Hıdırellez mutfağından tipik bir tarifi, 1844’de Mehmet Kamil’in kaleme aldığı, basılı ilk Türk yemek kitabı “Melce üt’tabbahin”den (Aşçıların Sığınağı) veriyoruz.

Malzemeler
(4 porsiyon için)

  • Pirinç (1 su bardağı) 200 gr.
    Taze asma yaprağı 400 gr.
    Kuru soğan (8 adet) 500 gr.
    Vişne 100 gr.
    Zeytinyağı (3/4 su bardağı) 150 gr.
    Vişne suyu veya nar ekşisi 100 gr.
    Yeşil-çakal-türbe eriği 100 gr.
    Karabiber (1çay kaşığı) 15 gr.
    Tarçın (1 çay kaşığı ) 15 gr.
    Kuru nane (1 çay kaşığı) 5 gr.

Hazırlanışı

Soğanı ince doğrayın. Pirinci yıkayıp süzün. Tavada kızdırılmış zeytinyağında soğanı pembeleştirin. Pirinci ekleyin, rengi dönünce vişne suyu veya nar ekşisini katın. Tıkırdayıncaya kadar 5 dakika ateşte tutun. Tavayı ateşten alıp karabiber, tarçın, nane ve tuz ilave edip karıştırın. Soğumaya bırakın. Asma yapraklarını haşlayıp süzün. Her bir yaprağa hazırladığınız iç ve iki adet vişne koyup sarın. Tencere altına taze asma yaprağı döşeyin. Üstüne dolmaları sıralayın. Aralarına taze erik serpiştirin. Üstüne ters çevrilmiş porselen tabağı ağırlık olarak kapatın. Ağır ateşte 30 dakika pişirip soğuk olarak servise çıkarın.

 

 

Ali Esad Göksel

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön