Iphone 7 plus ile çekilen Unsane’in inanılmaz başarısı

Gerilimi ve içimizdeki korkuyu bir mercek misali bize yansıtan “Unsane” (Saplantı), mekânı çok iyi kullanarak, karakterlerin o mekânda neler yaşayacaklarına karar veren psikolojik alt tabanlı bir film. Temelini sağlam ağlar üzerine ören “Unsane”, kedi-fare kovalamacısını andıran sahneleriyle, kim kimi yenecek sorusunun cevabını seyirciye bırakıp, heyecanı ikiye katlıyor. Karakterlerin takıntıları yüzünden birçok parçaya bölünmelerinin altında yatan nedenleri psikanalisttik metotla seyircinin analiz etmesine vesile oluşu ise takdire şayan.

Iphone 7 plus ile çekilen Unsane’in inanılmaz başarısı

Çok büyük bütçelerle çekilen filmlerle bağlantısı olmayan, 37. İstanbul Film Festivali'nde izlediğimiz, bağımsız yönetmen Steven Soderbergh imzalı “Unsane”, Iphone 7 plus ile çekildi. “Bir telefonla film çekilir mi? Nasıl bir sonuç ortaya çıkar?” sorularına maruz bırakıldığımız Unsane, teknolojik vurgulamaları önemsemeden seyirciye asıl anlatmak istediğini yansıtıyor. Hayatımızın içine kadar sokulan mobili, filme monte eden Soderbergh, etkileşimli anlatım mekanizması geliştirerek, sürekli elimizden düşüremediğimiz akıllı telefonlarla film yapmak isteyenlere cesaret aşılıyor. Iphone kamerası ile neredeyse tek mekânda geçen film, tüyler ürpertici sahnelere haiz… Derdini iyi bir biçimde ortaya koyan Soderberg, teknolojinin arkasına gizlenmeden sadece bir telefonla bile film çekilebileceğini ispat ediyor. Peki, bu işin sırrı ne?

 

Kurgu, hikâye ve senaryo aşamalarına gereken önem verildiği zaman, filmi mantık çerçevesine yerleştirmek kolay olur ve gerisi çorap söküğü gibi gelir. Açıkça ifade etmek gerekirse, filmi tamamlamadan evvel ciddi anlamda beyin fırtınası yapmanın yanı sıra, fikirleri belli bir şablon üzerine oturtmak sonra da elekten geçirmek gerek. Doğru bir analizle zekice kurgulanmış hikâye seyirciyi her daim tatmin eder. Bu, filmin belkemiğinin doğru kuruluşunun kanıtı niteliğindedir.

 

Gerçeğin doğru şekilde algılanmasını ötekileştiriyor

Yaratıcılığı kullanarak göz boyama mevzusuna büyük bir çarpı atan Soderbergh, görsel oyunlarla dolu bir filmi beyaz perdeye yansıtmak yerine, gerilimi, psikolojiyi ve senaryoyu muhteşem bir şekilde harmanlayarak, izleyicinin aklına kuşku tohumları yerleştiriyor.

 

Sıkıntılı geçmişinden kurtulmayı başaramayan genç kadının (Sawyer-Claire Foy) kendi rızasıyla akıl hastanesine yatışını konu alan film, korkulardan doğan sanrıları merceğe oturtarak, gerçeğin çarptırılmasını anlatıyor çünkü Soderbergh neyin gerçek, neyin hayal olduğunu, kendi gerçekliğinden şüphe duyan kadın karakter üzerinden aktarıyor. Gerçeğin doğru şekilde algılanmasını ötekileştiren film, baş döndüren kamera hareketleriyle kadın karakterin hayatta kalma içgüdüsü için yaptıklarını beynimize kazımaya çalışıyor ve bozuk sistemin bir parçası olduğumuzun savını ortaya atıyor, zira o sistem bizi adeta evrendeki boşluğa fırlatıyor.

 

Akıl hastanesinin yönetimi, gizlediği sırların açığa çıkmasını engellemesi ve daha çok para kazanabilmek adına hastaların ruh durumlarının hiçe sayması bunun en önemli tezahürü! “Para için çiğ tavuk bile yeriz” düşüncesinin hâkim olduğu filmde, hayatı boyunca takip edilen kadının içinde bulunduğu durum çok ağır. Birincisi; akıl hastanesinde yaşananlarla uğraşmak zorunda. İkinci ise, takipçisinden kurtularak hayatına kaldığı yerden devam etmek! Ondan kurtulmak için her yolu deneyen kadın hastanede düzelmeyi umut ediyor, ama sürekli engellerle boğuşuyor. Buradan çıkan sonuç şu: “Sen hastasın sus, biz seni istediğimiz şekilde sömürürüz, burada senin sözün geçmez.

 

Post travmatik stres bozukluğu yaşayan kadın, sürekli takip ediliyor muyum hissine kapılarak yaşamını sürdürdüğü için, kendisine âşık oluğunu ilan eden belalı takipçisinden korkuyor ve korkunun oluşturduğu ürkeklik halinden kurtulmanın çarelerini arıyor. Takipçi her ne kadar âşık olduğunu öne sürse de aşkta saplantı tehlikedir, zira aşk tutku ile anlam kazanır, işte bu yüzden saplantı, durumu farklı bir yöne doğru çekiyor. Normalde aşık insan sevdiğine zarar vermez ama saplantılı olan verir.

 

 

Saplantı nedir?

Ruh bilimince “saplantı”; kişinin kendisini etkisinden kurtaramadığı duygu ve düşüncelere hapsetmiş oluşudur. Filmdeki mevzu saplantının seviyesinin ilerleyerek sapıklığa varmasıdır. Takipçiye kompülsiyon yaratan durum ise obsesif olma halinden doğan aşk duygusundaki içe dönük döngülerdir. Bu kişiyi hayatınızdan kovmaya çalışsanız da gitmez çünkü o döngülerin içinden çıkması pek mümkün değildir. Aslında burada çift taraflı bir takıntı hali var. Kadın sürekli “Takip ediliyor muyum?” paranoyasına kapılıyor, takipçi de kafasındaki arzu profiline ulaşmak için takıntısını şiddetlendiriyor. Yani kadın takip edilmeyi takıyor, takipçi de âşık olduğu için, ona zarar veren takıntı eylemini harekete geçiyor. Hayal gücü ve yansıma arasında bağlantı kuran Soderbergh, yenilikçi anlatım biçemiyle retro kavramını önemseyerek, eski filmlerin korkutucu özelliğinden yararlanıyor.

 

Tekinsiz bir ortam yaratan Soderbergh, hastane filmlerine atıfta bulunarak, psikolojik sorun yaşayan herkesin gereksiz yere akıl hastanesine kapatılmasını tartışıyor ve onları delilikle suçlamanın daha kolay olduğunu ifade ediyor. Sağlık sektörünü eleştiren Soderbergh, insanı huzursuz eden duygulardan ve insanların zaman zaman kirli işlere karıştıklarından tutun, onların vicdan noksanlıklarına kadar her şeyi göz önüne seriyor.

 

 

Yağmurdan kaçarsanız doluya tutulabilirsiniz.”

Soderbergh, gerçekliği ve onun tenakuzlarını incelemeye yarayan akıl yürütme yöntemlerini, içe içe geçen karakterler aracılığıyla anlatıyor ve seyirciyi deneysel bir türle özdeşleştiriyor. Karanlık ortamlarda ışık ve ses kullanımındaki başarısını filme akıtan Soderbergh, artık kendimizden başka kimseye güvenmemiz gerektiğini ve psikolojimizi sağlam tutmak adına iç benliğimizdeki gücü kucaklamamızın önemini vurguluyor.

 

Özetle “Unsane”, ticari kar sebebiyle insanların iyileşmesinin bile ucunun anamalcılığa dayandığını, asıl suçlunun bizim akıl sağlığımızı bozan çürük yönetim biçimi olduğuna ışık yakıyor. İnsan haklarını koruma, kişiyi sağlığına kavuşturma konusunda sıkıntı çekişimizi yozlaşma mevzusu ile bağ kurarak anlatan film, bir bakıma “yağmurdan kaçarsanız doluya tutulabilirsiniz” atasözünü hikâyenin ana fikri haline getiriyor. Son olarak, beynimizde daha önce yer etmiş olan negatif etmenlerin ve yaşanılan kötücül olayların son bulmasının, kendimizle yapacağımız ‘barış antlaşmasında’ gizli olduğunu da söylemekte fayda var.

 

Not: Film, 1 Haziran’da vizyona girecek.

 

Yazı: Arzu Çevikalp

arzu.kultursanat@gmail.com

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 1726

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 5074

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 2220

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8121

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 3269

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön