Meme kanseri, insanlık tarihinin belgelenmiş en eski hastalıklarından biridir. Yaklaşık 5.000 yıllık bu geçmişte teşhis, tedavi ve önleme yöntemlerinde köklü değişimler yaşanmıştır. Antik çağlardaki ilkel müdahalelerden günümüzün genetik ve hedefe yönelik tedavilerine kadar meme kanseri tarihinin öne çıkan dönüm noktalarını derledik!
MÖ 3000-2500'ler: Meme kanseri ilk kez Antik Mısır'da belgelendi
Meme kanserinden bahseden ilk belgelenmiş metin, 1862'de koleksiyoncu Edwin Smith'in adını taşıyan eski bir Mısır tıp metni olan Edwin Smith Papirüsü'dür. Yaklaşık MÖ 1600 yılına tarihlenen ancak MÖ 3000-2500 yıllarına ait bir metnin kopyası olduğuna inanılan papirüs, cerrahi için bir kılavuz gibi görünmektedir ve çeşitli yaralanma örnekleri ve bunların nasıl tedavi edileceğine dair talimatlar içermektedir. Bu örneklerin birçoğu memedeki tümörleri içermekte ve bunların nasıl yakılacağına dair talimatlar vermektedir. Bu keşif, tıbbi belgelerde meme kanseri tedavisinin en eski örneklerinden birini göstermiştir.
M.Ö. 500'ler: Atossa'nın meme tümörü
Meme kanserinin belgelenmiş en eski vakalarından bir diğeri Büyük Kiros'un kızı ve I. Darius'un eşi Atossa ile ilişkilendirilir. Tarihi kayıtlara göre, Atossa'nın meme tümörü, Pers sarayında önemli bir figür haline gelen ünlü Yunan hekim Democedes tarafından tedavi edilmiştir. Bu vaka, meme kanserinin bilinen en eski örneklerinden biri olması nedeniyle tıp tarihinde önemli bir anı işaret etmektedir.
1882: İlk radikal mastektomi
Dr. William Halsted, meme ve çevresindeki göğüs kasının çıkarılmasını içeren radikal mastektomiyi ilk kez 1882'de Johns Hopkins Hastanesi'nde başarıyla gerçekleştirdi. Ameliyat, tümörleri çıkarmada oldukça etkiliydi ve meme kanseri olan kişilerin yaşam beklentisini önemli ölçüde artırdı ancak meme dokusuyla birlikte çevresindeki göğüs kaslarının da çıkarıldığı bu invaziv ameliyat, ciddi kalıcı ağrılara yol açsa da 20. yüzyılın başlarına kadar meme kanserini tedavi etmenin en iyi yolu olarak görüldü.
1895: İlk X-ışını çekildi
Fizikçi Dr. Wilhelm Röntgen, X-ışınlarını keşfederek kesi yapmadan insan vücudunun içini görüntülemenin yolunu açtı. Bu buluş, ilerleyen yıllarda erken teşhisin temeli olan mamografinin geliştirilmesine zemin hazırladı.
1937: Meme koruyucu tedavi
Cerrah Geoffrey Keynes, radyumlu iğnelerin tümörleri küçülttüğünü fark etti. Tümörün lokal olarak çıkarılması (lumpektomi) ve radyasyon tedavisinin birleştirilmesi fikrini ortaya atarak, radikal ameliyatlara olan ihtiyacı azaltan modern yaklaşımın temellerini attı.
1941: Hormonların kanser ile bağlantısı ispatlandı
Dr. Charles B. Huggins, hormonların kanser hücreleri üzerindeki etkisini kanıtladı. Östrojen seviyesini düşürmenin meme tümörlerini küçülttüğünü keşfederek, günümüzde hâlâ yaygın olarak kullanılan hormonal tedavilerin önünü açtı.
1951: Sistemik kemoterapi
Dr. Jane C. Wright, kemoterapide yaygın olarak kullanılan bir antimetabolit ilaç olan metotreksatın hem meme hem de cilt kanseri vakalarındaki kanserli doku üzerindeki etkisini inceleyerek, tümörleri küçültmede etkili bir araç olduğunu keşfetti. O dönemde deneysel görülen kemoterapinin, günümüzdeki standart ve etkili bir tedavi seçeneğine dönüşmesinde kritik rol oynadı.
1966: Erken teşhiste mamografi
1963 yılında radyolog Dr. Philip Strax, mamografi ve meme muayenelerinin kanser tespit oranları üzerindeki etkinliğini değerlendiren bir klinik çalışma başlattı. Bu araştırmanın bulguları 1966 yılında Amerikan Tıp Birliği Dergisi'nde yayınlandı ve mamografinin meme kanserini daha erken tespit etmeye yardımcı olduğunu ortaya koydu. Bu buluş, mamografinin rutin tarama protokollerine girmesini sağladı.
1978: Hedefe yönelik hormon terapisi
1978'de ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), antiöstrojen ilaç tamoksifeni meme kanseri tedavisinde kullanım için onayladı. Başlangıçta doğum kontrol yöntemi olarak geliştirilen tamoksifen, kanser hücrelerinin östrojeni emmesini engeller ve bu da büyümelerini önler. Tamoksifen ve diğer SERM'ler bugün hala meme kanseri tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır.
1980'ler–1990'lar: Genetik devrim
Bilim insanları agresif türlerle ilişkili HER2 genini (1986) ve meme/yumurtalık kanseri riskini doğrudan artıran BRCA1 (1994) ile BRCA2 (1995) genlerini klonladı. Bu keşifler, kişiselleştirilmiş tıp ve genetik taramaların önünü açtı.
2006: Koruyucu ilaç seçenekleri:
2006 yılında, ABD Ulusal Kanser Enstitüsü (NCI), antiöstrojen ilaçlar tamoksifen ve raloksifenin meme kanserini önlemedeki etkinliğini karşılaştıran bir çalışmayı tamamladı. Çalışma, başka bir SERM olan raloksifenin, menopoz sonrası kadınlar tarafından meme kanseri geliştirme riskini azaltırken aynı zamanda tamoksifenin yorgunluk, mide bulantısı ve sıcak basmaları gibi yan etkilerinden kaçınmak için kullanılabileceğini ortaya koydu. Böylece yüksek risk grubundaki bireyler için daha konforlu koruyucu seçenekler sunuldu.
2013: Meme kanserinin dört ana alt tipi tanımlandı
Meme kanserinin dört ana moleküler (intrinsic) alt tipi, tedavinin ve hastanın takibinin kişiselleştirilmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Gen ekspresyon profillerine (örneğin PAM50 testi) ve immünhistokimyasal (İHK) boyamalara göre tanımlanan bu dört temel alt tip şunlardır: İR+/HER2- ("lüminal A"), İR-/HER2- ("üçlü negatif"), İR+/HER2+ ("lüminal B") ve İR-/HER2+ ("HER2 bakımından zengin").
Son 10 yılda ise ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından meme kanserinin tedavisinde oldukça etkili olduğu kanıtlanan ilaçlar onaylandı. Son olarak 2020 yılında en az iki farklı tedaviye yanıt vermemiş metastatik üçlü negatif meme kanseri hastalarının tedavisi için bir ilaç FDA onayını aldı.
Referanslar
"10 Notable Moments in Breast Cancer History". Şuradan alındı: https://www.conquer.org/news/10-notable-moments-breast-cancer-history (23.10.2025).
"Atossa’s Breast Cancer: The First Recorded Case in History". Şuradan alındı: https://kamaustine.com/2024/10/13/atossas-breast-cancer-the-first-recorded-case-in-history/ (13.01.2024).
Amy Tiersten. "History of Breast Cancer". Şuradan alındı: https://www.healthline.com/health/history-of-breast-cancer (30.12.2020).
Meme kanserinde tarihi değiştiren kadınlar