Müzik analiz şirketi MRC Data’nın son verilerine göre, eski şarkılar artık ABD müzik pazarının yüzde 70’ini oluşturuyor. En popüler 200 yeni parça artık toplam dinlemelerin düzenli olarak yüzde 5’inden daha azını oluşturuyor. Bu oran yalnızca üç yıl önce bunun iki katıydı. Tüketicilerin gerçekten satın aldığı şarkıların dağılımı ise eski müziğe daha da fazla kaymış durumda. iTunes’ta en çok indirilen parçalar listesine bakıldığında, geçen yüzyıldan kalan grupların isimleriyle karşılaşıyorsunuz: Creedence Clearwater Revival, The Police ve daha niceleri.
Elbette dijital platformların geçmişin müziğine erişimi kolaylaştırması ve müzik sektöründeki değişimler önemli bir rol oynuyor. Ancak meselenin bir de dinleyici tarafı var. Çünkü eski şarkıların bugün hâlâ bu kadar yoğun dinlenmesinin nedeni yalnızca sektörün geçmişe yatırım yapması olmayabilir; insanların yaş aldıkça müzikle kurduğu ilişkinin de değişmesi bu tabloyu açıklayan önemli etkenlerden biri olabilir.
"Eski şarkılar daha güzel" düşüncesi
Son birkaç yıldır Spotify listemi açtığımda elim neredeyse hep aynı şarkılara gidiyor: Linkin Park, The Rolling Stones, Queen, Radiohead… Yeni şarkıları keşfetmek yerine yıllardır bildiğim parçalara dönüyorum. Üstelik bunun yalnızca bana özgü olmadığını fark etmek mümkün. İnsanlar belli bir yaştan sonra yeni çıkan şarkılar yerine gençlik dönemlerinde dinledikleri müziklere daha fazla yönelebiliyor. Bazı şarkılar yıllar geçse de etkisini kaybetmiyor ve özellikle gençlik döneminde dinlenen müzikler ilerleyen yaşlarda bu kadar güçlü bir karşılık buluyor. İnsanların belli bir yaştan sonra yeni çıkan şarkılar yerine gençlik dönemlerinde dinledikleri müziklere daha fazla yönelmesi oldukça tanıdık bir durum aslında. Bunun arkasında yalnızca “eski şarkılar daha güzel” düşüncesi değil; nostalji, duygusal hafıza ve alışkanlık gibi faktörler bulunuyor. Özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde dinlenen şarkılar, kişinin hayatındaki önemli anlarla güçlü biçimde eşleşebiliyor. İlk aşk, arkadaşlıklar, üniversite yılları, aileyle geçirilen dönemler ya da hayatın önemli dönüm noktaları belirli şarkılarla özdeşleşebiliyor. Yıllar sonra aynı şarkının duyulması, yalnızca müziği değil, o döneme ilişkin anıları ve duyguları da yeniden canlandırıyor.
Yaş ilerledikçe müzik dinleme alışkanlıklarında da bir değişim görülüyor. Yeni müzik keşfetmek için zaman ve motivasyon azalırken, daha önce tanınan ve sevilen şarkılara yönelmek daha kolay ve tanıdık bir seçenek haline geliyor. Bu nedenle kişinin müzik listesi giderek geçmişteki favorilerinden oluşmaya başlıyor. Bu durum, günümüzde eski şarkıların müzik tüketimindeki ağırlığının artmasıyla da örtüşüyor. Dijital platformlar sayesinde geçmişin müziklerine erişmek de hiç olmadığı kadar kolay. Dolayısıyla 20, 30 veya 40 yıl önce yayınlanmış bir şarkı, bugün yeni çıkan bir parçayla aynı kolaylıkla dinlenebiliyor. Ancak burada ilginç bir paradoks ortaya çıkıyor: İnsanlar yaş aldıkça gençlik döneminde dinledikleri müziklere daha fazla bağlanırken, aynı süreç yeni müziğin dinleyici bulmasını da zorlaştırabiliyor. Böylece bugün 40’lı yaşlarında olanların gençlik şarkıları, yalnızca nostaljik birer hatıra olarak kalmıyor; müzik piyasasında hala güçlü biçimde varlığını sürdürüyor.
Bir şarkı nasıl 20 yıl sonra bile hala aynı duyguyu yaratır?
Bu sorunun yanıtı, müzik ile hafıza arasındaki güçlü bağlantıda yatıyor. İnsanların yaş aldıkça yeni müziklerden uzaklaşıp gençlik yıllarında dinledikleri şarkılara yönelmesi tesadüf değil. Çünkü bazı şarkılar yalnızca müzik değildir; hayatın belirli dönemlerine, insanlara ve anılara açılan birer kapıdır. Bu nedenle yıllar geçtikçe müzik listelerinin giderek geçmişe dönmesi, “eski şarkılar daha iyi” düşüncesinden çok, beynin tanıdık olana ve duygusal anılara verdiği önemle ilişkilidir.
Yeni şarkılar çıkmaya devam ediyor ama belli bir yaştan sonra müzik listeleri neden geçmişe dönüyor? Bunun nedeni yalnızca “eski şarkılar daha güzeldi” düşüncesi olmayabilir. Bir şarkının ilk birkaç notasını duymak, yıllar önce yaşanan bir anıyı bir anda canlandırabilir. Eski bir aşk, lise yılları, üniversitedeki arkadaşlıklar, ilk araba yolculuğu ya da yıllardır görülmeyen birinin yüzü…
Müzik, geçmişe açılan güçlü bir hafıza kapısı
Araştırmalar bu deneyimin tesadüf olmadığını gösteriyor. Psikolojide “reminiscence bump” olarak adlandırılan bir olguya göre insanlar, yaşamlarının özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik dönemine denk gelen yıllardaki olayları ve deneyimleri ilerleyen yaşlarda daha fazla hatırlama eğiliminde. Müzik söz konusu olduğunda da benzer bir durum ortaya çıkıyor. İnsanlar, özellikle gençlik yıllarında popüler olan şarkılarla daha güçlü bir duygusal bağ kuruyor. Üstelik bu durum farklı yaş ve ülkelerden insanlarda da gözlemleniyor. 102 ülkeden 4 bin 824 kişinin katıldığı bir araştırmada, insanların müzikle ilgili anılarında belirgin bir “anı zirvesi” olduğu görüldü. Daha yakın tarihli bir araştırmada ise kişisel anlam taşıyan şarkılarla ilgili hatıraların yaklaşık 17 yaş civarında zirve yaptığı bulundu.
Şarkılar neden anıları bu kadar güçlü canlandırıyor?
Çünkü müzik yalnızca işitsel bir uyaran değil. Bir şarkı aynı anda duyguları, kişisel deneyimleri ve belirli bir döneme ilişkin anıları harekete geçiriyor. Araştırmalarda müzikle tetiklenen anıların, başka bazı anı tetikleyicilerine kıyasla daha canlı olabildiği gösterildi. Bir çalışmada katılımcıların dinledikleri şarkıların yaklaşık yüzde 30’u kişisel bir anıyı tetikledi ve bu anılara çoğunlukla güçlü, özellikle de olumlu duygular eşlik etti. Bu nedenle 20’li yaşlarda sürekli dinlenen bir şarkı, 40’lı veya 50’li yaşlarda yalnızca bir şarkı olmaktan çıkabiliyor. Kişiye hayatının belirli bir dönemini hatırlatan bir “zaman kapsülü” haline geliyor.
Yaş ilerledikçe müzikle kurulan ilişkinin biçimi değişiyor
Araştırmalar, gençlerin müzik dinlemeye daha fazla zaman ayırdığını ve yeni müzik türlerine daha açık olduğunu; yaş ilerledikçe ise yeni müzik tercihlerinin azaldığını gösteriyor. Bilinen bir şarkıyı dinlemek yalnızca müzikal olarak tanıdık bir deneyim sunmaz; beraberinde geçmişten gelen duyguları ve anıları da getirir. Özellikle güçlü duygularla ilişkilendirilmiş şarkılar, ilerleyen yaşlarda daha fazla otobiyografik anlam taşıyor. Bu nedenle “Neden artık yeni şarkıları eskisi kadar benimseyemiyorum?” sorusunun yanıtı pek tabii yeni müziğin kötü olması değil. Hafızadaki bu eğilim, müzik piyasasındaki bu tabloyu anlamaya yardımcı oluyor.
Sonuçta ortaya ilginç bir döngü çıkıyor: İnsanlar yaş aldıkça gençlik döneminde dinledikleri müziğe daha güçlü bağlanıyor, teknoloji ise bu müziğe erişimi hiç olmadığı kadar kolaylaştırıyor. Bu ikisi birleştiğinde, geçmişin müziği yalnızca hatıralarda değil, müzik listelerinde de yaşamaya devam ediyor.
Çünkü bazı şarkılar yalnızca dinlenmiyor.
Hatırlanıyor.
Bu durum herkes için aynı mı?
Elbette bu durum herkes için aynı değil. Yaş, müzik tercihlerini etkileyen faktörlerden yalnızca biri. Kişisel deneyimler, sosyal çevre, kültürel geçmiş ve kişinin müzikle kurduğu ilişki de hangi şarkıların yıllar boyunca hayatında kalacağını belirliyor. Dolayısıyla mesele yalnızca yaş aldıkça yeni müzikten uzaklaşmak değil; belirli dönemlerde hayatımıza eşlik eden şarkıların zaman içinde daha güçlü bir anlam kazanması olabilir.
Kaynak: "Is Old Music Killing New Music?". Şuradan alındı: https://www.theatlantic.com/ideas/archive/2022/01/old-music-killing-new-music/621339/.
"Reminiscence bump invariance with respect to genre, age, and country". Şuradan alındı: https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC10357890/.
"Characterization of music-evoked autobiographical memories". Şuradan alındı: https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/17965981/.