HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ
İlham veren başarı: Prof. Dr. Banu Atalar
Giriş: 01 Haziran 2026, Pazartesi 14:19
Güncelleme: 01 Haziran 2026, Pazartesi 14:19

Yayınlarımızda sıklıkla “Gurur duyduk” başlığı ile birlikte başarılı kadınların hikayelerine yer veriyoruz. Geçtiğimiz günlerde de yine gurur duyacağımız bir haber aldık. Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Banu Atalar, American College of Radiology tarafından “Honorary Fellow of the American College of Radiology” ödülüne layık görülen ilk Türk bilim insanı oldu. Her yıl yalnızca bir ile üç bilim insanına verilen prestijli ödüle layık görülen Prof. Dr. Banu Atalar, bu başarıya ulaşan ilk Türk doktor olarak tarihe geçti. Ben de kendisiyle bu başarının ardından hem radyasyon onkolojisini hem de başarılı bir bilim kadını olmanın hissettirdiklerini konuştum…

Kanser denilince akla hep kemoterapi gelir ancak süreci yaşayanlar radyasyon onkolojisinin bu hastalığın tedavisindeki rolünün önemini bilir. Farkındalığı artırmak adına radyasyon onkolojisinden bahsetmek isterim… Deneyimlerinizden de yola çıkarak radyasyon onkolojisine dair bilinmesini istediğiniz bilgiler nelerdir?

Kanser tedavisinde çoğu zaman akla ilk olarak kemoterapi geliyor ama aslında radyoterapi, kanser hastalarının yaklaşık yarısının tedavi sürecinde yer alan temel yöntemlerden biri. Bazı hastalarda tek başına kür sağlayabilirken, bazı hastalarda ameliyatın veya sistemik tedavilerin başarısını artırıyor. Pek çok kanser türünde ilaçlardan aldığımız faydaların çok daha ötesinde başarılı olabiliyor. Özellikle günümüzde stereotaktik radyocerrahi gibi çok hassas tekniklerle, milimetrik doğrulukta tedaviler yapabiliyoruz. Ancak ilaç endüstrisi tüm dünyada çok güçlü, bilimsel çalışmalar için büyük destek sağlıyorlar, bu da tabi tedavi kararlarına yön veriyor. Öte yandan “radyasyon” kelimesi toplumda hâlâ bir korku oluşturabiliyor. Çok fazla yanlış bilgi var. Oysa biz radyasyon onkologları için radyasyon; doğru hastada, doğru dozda ve doğru teknolojiyle kullanıldığında hayat kurtaran çok güçlü bir tedavi aracı. Bugün modern radyoterapi sayesinde sadece tümörü hedefleyebiliyor, çevredeki sağlıklı dokuları ise büyük ölçüde koruyabiliyoruz. Bu da hastalarımızın hem tedavi başarısını artırıyor hem de yaşam kalitesini korumamıza yardımcı oluyor. Radyoterapinin artık eski yıllardaki gibi “yan etkisi çok yüksek” bir tedavi olmadığının özellikle bilinmesini istiyorum. Teknoloji inanılmaz ilerledi. Yapay zekâ destekli planlama sistemleri, görüntü kılavuzluğunda tedaviler, adaptif radyoterapi ve görüntü rehberliğinde radyoterapi gibi yeniliklerle çok daha güvenli ve etkili bir döneme girdik. Bir diğer önemli nokta ise, radyasyonun sadece ileri evre hastalara uygulanan bir yöntem olmaması. Erken evrede tamamen iyileştirici amaçla kullandığımız birçok kanser türü var. Meme kanserinden prostat kanserine, akciğer tümörlerinden beyin metastazlarına kadar çok geniş bir alanda hayat kurtarıcı rol oynuyor. Bu nedenle toplumda radyoterapi farkındalığının artmasını çok değerli buluyorum. Çünkü bilgi korkuyu azaltır. Hastalarımızın, radyasyon onkolojisinin multidisipliner kanser tedavisinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu bilmesini istiyorum. Bizim hedefimiz hastalığı tedavi etmekle birlikte aynı zamanda hastalarımızın yaşamına kaliteli ve umut dolu yıllar katabilmek.

Radyasyon onkolojisi alanında çalışan hekimlerin, tekniklerin ve klinik uygulamaların yerinde görülmesini sağlayarak mesleki gelişimi desteklemek amacıyla hazırladığınız “Kısa Süreli Klinik Gözlemci” programınızı merak ediyorum. Hayata geçirebildiniz mi? Süreç nasıl ilerliyor?

Bunun gerçekten çok önem verdiğimiz bir proje olduğunu söylemeliyim. Çünkü bir radyasyon onkoloğunun farklı merkezleri görmesi, farklı teknikleri yerinde izlemesi ve deneyim paylaşımı yapması mesleki gelişim açısından inanılmaz değerli. Özellikle teknolojinin çok hızlı değiştiği bir alanda çalışıyoruz, dolayısıyla bilgiye ve pratiğe erişim çok kritik. Bu nedenle “Kısa Süreli Klinik Gözlemci” programı üzerinde hâlâ aktif şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Aslında hem yurt içinde hem yurt dışında gözlemci programlarını desteklemek istiyoruz. Ancak burada en büyük engel maalesef finansal zorluklar. Ülkemizde genç hekimler bir gözlemci programına katıldıklarında çoğu zaman kurumlarından destek alamıyor, hatta bazı durumlarda maaşsız izin almak zorunda kalabiliyorlar. Bu da çok ciddi bir motivasyon kaybı ve fırsat eşitsizliği yaratıyor.

Başkanı olduğum Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği olarak biz de özellikle yurt dışı kısa dönem gözlemcilikler için elimizden geldiğince maddi destek yaratmaya çalışıyoruz ama açık konuşmak gerekirse bu destekler şu an için oldukça sınırlı. O yüzden bu konuyu aslında bir çağrı olarak da görmek isterim. Çünkü hekim eğitimi sadece bireysel değil, toplum sağlığı açısından da bir yatırım. Hem kamu kurumlarının hem üniversitelerin hem de eğitime katkı vermek isteyen kişi ve kuruluşların bu süreçlere olanak sağlamaları çok değerli. Genç meslektaşlarımız ne kadar iyi eğitim alır ve dünyadaki yeniliklere ne kadar erişebilirse, bunun en büyük kazananı ülkemiz ve hastalarımız olacaktır. Biz de dernek olarak bu fırsatları artırabilmek için çalışmaya devam ediyoruz.

Başarılı bir bilim kadını olmak ve anne olmak… Yolculuğunuzun pek de kolay olmadığını düşünüyorum… Bazen omuzlarımızdaki yükler ağır gelebilir o sebeple bu yoğunluğu yaşayan kadınlara, belki tıp öğrencilerine neler söylemek istersiniz?

Gerçekten çok güzel ve gerçekçi bir soru. Çünkü kadınlar üzerinde “iyi anne olmak” ve “başarılı bir akademisyen ya da hekim olmak” arasında seçim yapmak gerekiyormuş gibi bir algı yaratılıyor. Ben de genç yaşlarımda kariyerime dair kararlar verirken anneliği hep en ön sıraya koyarak düşündüm. Ama bir noktada şunu fark ettim; ben hiçbir zaman o “helikopter anne” denilen, çocuğunun hayatındaki her şeyi kontrol eden anne modeli olmayacaktım. Aslında olmak da istemiyordum. Ben kendi ayakları üzerinde duran, özgüvenli, kendi kararlarını verebilen bireyler yetiştirmeyi daha değerli buldum. Bu yüzden çocuklarım çok küçük yaşlardayken bile kariyerimden tamamen vazgeçmemeye karar verdim. Çünkü bunu yapsaydım başka biri olacaktım. Ve insanın kendisi olmaktan vazgeçmesi uzun vadede kimseyi mutlu etmiyor.

Ben çocuklarımın; hayalleri olan, çalışan, üreten, ülkesi ve inandığı değerler için emek veren bir anne görerek büyümelerini istedim. Bunun da çok kıymetli bir örnek olduğuna inanıyorum. Tabii ki bu yol tek başına yürünmüyor. Ailemden, özellikle de eşimden çok büyük destek aldım. Bence burada en önemli mesajlardan biri bu. Çünkü sizi olduğunuz gibi kabul eden, hayallerinizi küçümsemeyen ve sizinle aynı yolda yürüyen bir hayat arkadaşınız varsa, hayat gerçekten daha mümkün hale geliyor.

Elbette kolay olmadı. Özellikle çocuklar küçükken zaman zaman zorlandığımız dönemler oldu. Ama bugün dönüp baktığımda, çocuklarımın bana “Seninle gurur duyuyoruz anne” demesi, her şeye değdiğini hissettiriyor. Sanırım bir kadın için yükü hafifleten en güzel cümlelerden biri bu.

Genç kadınlara ve tıp öğrencilerine de kesinlikle kendiniz olmaktan vazgeçmeyin derim. Hayallerinizden utanmayın. Yardım istemekten çekinmeyin. Ve hayatın her döneminde mükemmel olmak zorunda olmadığınızı bilin. Çünkü bazen güçlü olmak; her şeyi tek başına yapmak değil, birlikte yürüyebilmeyi öğrenmek oluyor.

Yaptığınız, benim bakabildiğim kadarıyla hemen hemen tüm çalışmalarınızda hem teknolojik gelişmeleri takip etmeyi hedefliyorsunuz hem de gelen nesile deneyim aktarabilmek için projeler hazırlıyorsunuz. İçinde bulunduğumuz süreçte radyasyon onkolojisini ve bu branşın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Radyasyon onkolojisi şu anda belki de tarihinin en hızlı dönüşüm süreçlerinden birini yaşıyor. Ben bu branşın geleceğini son derece güçlü ve heyecan verici görüyorum. Çünkü artık sadece ışın tedavisi yapan bir alan değiliz. Görüntüleme, yapay zekâ, biyoloji ve ileri teknolojiyle çok iç içe çalışan multidisipliner bir yapıya dönüştük. Özellikle yapay zekâ destekli planlama sistemleri, adaptif radyoterapi, MR-Linac teknolojileri, stereotaktik tedaviler ve FLASH radyoterapi gibi gelişmeler önümüzdeki yıllarda tedavi anlayışını ciddi şekilde değiştirecek. Eskiden haftalar süren bazı tedavileri bugün çok daha kısa sürede, çok daha hassas ve hasta konforunu artıracak şekilde uygulayabiliyoruz. Bu sadece teknolojik bir gelişme değil aynı zamanda hastaların yaşam kalitesine doğrudan dokunan bir dönüşüm. Ancak bir yandan teknolojinin tek başına yeterli olamayacağının da altını çizmek isterim. O teknolojiyi doğru kullanabilecek, bilimsel bakış açısına sahip, etik değerlere önem veren iyi yetişmiş hekimlere ihtiyacımız var. O yüzden biz hem teknolojik gelişmeleri takip etmeye hem de genç meslektaşlarımızın eğitimine yatırım yapmaya çalışıyoruz. Çünkü bilginin paylaşılması gerektiğine inanıyorum.

Ben genç nesil adına da çok umutluyum. Yeni kuşak hekimler dünyayı takip ediyor, araştırıyor, uluslararası iş birliklerine çok açıklar. Eğer onlara doğru fırsatlar sunabilirsek, Türkiye’nin radyasyon onkolojisi alanında dünyada çok daha güçlü bir konuma geleceğine inanıyorum.Kısa bir süre önce American College of Radiology tarafından verilen “Honorary Fellow" unvanına layık görülmek de bu açıdan benim için çok anlamlıydı. Bu ödülü alan ilk Türk hekim olmak, Türkiye’den bilim insanlarının uluslararası arenada daha fazla görünür olması adına ayrıca çok kıymetli. Önümüzdeki dönemde radyasyon onkolojisinin daha kişiselleştirilmiş, daha hassas ve yan etkilerin çok daha azaltıldığı bir noktaya ilerleyeceğini düşünüyorum. Ve bence en güzel tarafı, bütün bu gelişmelerin merkezinde hâlâ insan olması. Biz teknolojiyi, hastalarımıza daha fazla umut ve daha kaliteli bir yaşam sunabilmek için kullanıyoruz.

Son olarak hepimiz biliyoruz ki kanser tedavisinde multidisipliner yaklaşım oldukça önemli. Bu noktada radyasyon onkolojisi alanındaki son gelişmeleri sizin anlatımınızdan okumak isteriz. İyi haberler neler?

Kanser tedavisinde en büyük kazanımlarımızın çoğu multidisipliner yaklaşım sayesinde geliyor. Cerrahi, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi ve tanısal görüntüleme artık birbirinden ayrı değil aynı masada birlikte karar veren disiplinler. Bu da doğrudan tedavi başarısını artırıyor.

Radyasyon onkolojisi açısından iyi haberler aslında oldukça fazla ve çok heyecan verici. En önemli ilerlemelerden biri, tedavilerin çok daha hassas ve hedefe yönelik hale gelmesi. Artık tümörü milimetrik düzeyde hedefleyebiliyoruz. Özellikle stereotaktik radyoterapi ve radyocerrahi ile bazı hastalarda cerrahiye alternatif olacak kadar etkili, hatta eşdeğer sonuçlar elde edebiliyoruz. Beyin metastazları, erken evre akciğer tümörleri ve prostat kanserinde bu yaklaşım giderek standart haline geliyor.

İkinci önemli gelişme, tedavi sürelerinin ciddi şekilde kısalması. Eskiden haftalar süren tedavileri artık bazı hastalarda birkaç güne, hatta tek fraksiyona indirebiliyoruz. Bu hem hastalar için büyük konfor sağlıyor hem de sağlık sistemleri açısından erişilebilirliği artırıyor.

Üçüncü olarak, görüntüleme ve yapay zekâ entegrasyonu sayesinde tedavi artık statik bir süreç olmaktan çıkıp, daha dinamik hale geldi. Yani tümörün tedavi sürecindeki değişimlerine göre planı adapte edebiliyoruz. Bu da özellikle karmaşık vakalarda çok büyük avantaj sağlıyor.

Bir diğer güzel gelişme de yan etkilerin belirgin şekilde azalması. Yeni teknolojiler sayesinde sağlıklı dokuyu çok daha iyi koruyabiliyoruz. Bu da sadece yaşam süresini değil, yaşam kalitesini de tedavinin merkezine koymamıza imkân veriyor.

Ve belki en umut verici noktalardan biri de immünoterapi ile radyoterapinin birlikte kullanımı. Radyoterapinin bağışıklık sistemi üzerindeki düzenleyici etkisini daha iyi anladıkça, bazı hastalarda sistemik yanıtları bile tetikleyebildiğimizi görüyoruz. Bu da gelecekte çok daha güçlü kombinasyon tedavilerinin kapısını açıyor.

Özetle, radyasyon onkolojisi günümüzde ışın tedavisinin ötesine geçerek; biyoloji, teknoloji ve klinik bilimin birleştiği çok daha sofistike bir alan haline geldi. Tüm bu gelişmelerin odağında ise hastalarımıza daha uzun, daha konforlu ve daha umut dolu bir yaşam sunabilmek var.

Röportaj: Dilay Argün

Paylaş:
brush-purple Yorumlar