Bazen hayat tam da istediğin gibi sakinleşir. Uzun zamandır beklediğin haber gelir, bir süredir uğraştığın mesele çözülür, evde büyük bir sorun yoktur, işlerin biraz düzene girmiştir. Maddi olarak nefes almaya, ilişkinin içinde daha güvende hissetmeye başlarsın. Tam da “Artık biraz rahatlayabilirim” diyeceğin yerde içine tuhaf bir huzursuzluk çöker. Sanki bir şey olacakmış gibi… “Bu kadar iyi gitmesi normal değil”, “Kesin arkasından bir sorun çıkacak” diye düşünmeye başlarsın. Dışarıda hayat sakinleşmiştir ama senin içinde hâlâ biri nöbet tutuyordur.
Bence bazı insanlar için asıl zor olan krizlerle mücadele etmek değil, kriz bittikten sonra huzurun içinde kalabilmek. Çünkü insan uzun süre mücadele ederek yaşadıysa, sakinlik ilk anda huzur gibi gelmeyebilir. Hatta boşluk, sıkıntı veya anlamsızlık gibi bile hissedilebilir. Sürekli bir şey çözmeye, toparlamaya, yetişmeye alışmışsan ortada çözülecek bir sorun kalmadığında ne yapacağını bilemeyebilirsin. Zihnin yıllarca tehlike aramayı öğrendiyse, hayat sana sessizlik verdiğinde bile o sessizliğin içinde yeni bir tehlike bulmaya çalışabilir.
Bunu ilişkilerde çok net görebiliyoruz. Yıllarca inişli çıkışlı, belirsiz, bir gün yakın bir gün uzak ilişkiler yaşamış biri, karşısına sakin ve güven veren bir insan çıktığında “Bir şey eksik” diye düşünebilir. Çünkü kalp çarpıntısını sevgiyle, belirsizliği tutkuyla, peşinden koşmayı değer görmekle karıştırmış olabilir. Karşısındaki insan net olduğunda, ilgisini gösterdiğinde ve ilişki içinde sürekli bir kriz yaratmadığında bu kez “Heyecan yok” hissi gelebilir. Oysa eksik olan her zaman sevgi değildir. Bazen eksik olan yalnızca kaostur. İnsan kaosa uzun süre alıştıysa huzurun sesini ilk başta duyamayabilir.
Aynı durum iş hayatında, para konusunda, aile ilişkilerinde de karşımıza çıkıyor. Sürekli çalışan, her sorumluluğu üstlenen, durduğu anda kendisini suçlu hisseden biri için hayatın biraz yavaşlaması kolay değildir. İşler yolunda giderken bile “Bir şeyi atlıyor olabilir miyim?”, “Yeterince çalışıyor muyum?” diye düşünür. Biraz para biriktirdiğinde rahatlamak yerine biteceğinden korkar. Ailesinde sorun kalmadığında bu kez kimin neye ihtiyacı olduğunu araştırmaya başlar. Çünkü insan yalnızca iyi olana değil, tanıdığı düzene de bağlanır. Tanıdığı şey huzursuzluksa, huzur ona yabancı gelebilir.
Burada kendimizi suçlamak yerine anlamaya çalışmak daha doğru geliyor bana. Belki yıllarca tetikte yaşadın. Belki çocukluğunda evde ne zaman tartışma çıkacağını bilmiyordun. Belki hayatındaki güzel dönemlerin ardından gerçekten zor şeyler yaşadın. Belki her şeyi kontrol ederek ayakta kaldın ve kontrolü bıraktığında başına kötü bir şey geleceğine inandın. O zaman bugün huzur geldiğinde zihninin sana “Rahatlama, dikkatli ol” demesi şaşırtıcı değil. Bir zamanlar seni koruyan bu refleks, bugün artık hayatını zorlaştırıyor olabilir.
Ben spiritüelliği tam da burada farklı bir yerden okuyorum. Bana göre spiritüellik yalnızca daha güzel şeyleri hayatına çağırmak, bolluk istemek, sevgiyi çekmek ya da “enerjimi yükselteyim” demek değil. Asıl mesele, güzel bir şey geldiğinde onun içinde kalabilmek. Birinin seni gerçekten sevmesine izin verebilmek, işler yolundayken sürekli felaket senaryosu üretmemek, bir başarı geldiğinde “Nasıl olsa uzun sürmez” diye değersizleştirmemek, para geldiğinde sadece kaybetme korkusuyla yaşamak yerine onun sana sağladığı güveni de hissedebilmek. Çünkü bazen hayat bize istediğimiz şeyi verir ama biz hâlâ eski hayatımızın duygusuyla yaşamaya devam ederiz.
Bence bolluğun pek konuşulmayan taraflarından biri de bu. Hep “Nasıl daha fazlasını hayatıma çekerim?” diye soruyoruz ama “Gelen iyiliği ne kadar taşıyabiliyorum?” sorusunu pek sormuyoruz. Oysa almak da bir kapasite ister. Sevgiyi almak, desteği kabul etmek, dinlenmeye izin vermek, her şeyi tek başına çözmek zorunda olmadığını hissetmek… Bunların hepsi kulağa çok kolay geliyor ama özellikle uzun süre mücadele etmiş bir insan için hiç kolay olmayabilir. Çünkü kontrol bazen yalnızca alışkanlık değil, kimliğin bir parçasına dönüşür.
Bazı insanlar sorun çözerken kendilerini güçlü ve değerli hisseder. Herkes onları arar, herkes onlara danışır, bütün düğümleri onlar çözer. Sonra hayat sakinleştiğinde farkında olmadan bir boşluk oluşur: “Şimdi bana kim ihtiyaç duyacak?” Çünkü yıllarca değerini mücadele etmekle, kurtarmakla, toparlamakla ilişkilendirdiysen huzurun içinde sadece kendinle kalmak tuhaf gelebilir. Oysa insanın değeri yalnızca zor zamanlarda ortaya çıkmaz. Kimseyi kurtarmadığın, hiçbir krizi çözmediğin, hiçbir şey ispatlamadığın günlerde de değerlisin.
Bazen en çok bunu öğrenmemiz gerekiyor. Hayatın sürekli bizi sınaması gerekmiyor. Her güzel şeyin ardından mutlaka kötü bir şey gelmek zorunda değil. Mutluluğun bir bedeli, huzurun da mutlaka arkasından gelecek bir faturası yok. Bazen iyi bir dönem sadece iyi bir dönemdir. Ama insan uzun süre acıya dayanmayı öğrendiyse, iyiliğe güvenmek ona daha zor gelebilir. Acı geldiğinde ne yapacağını biliyordur; mücadele eder, dişini sıkar, çözüm bulur. Huzur geldiğinde ise elinde bir görev kalmaz.
İşte tam burada çok sade ama çok güçlü bir farkındalık başlıyor: “Şu anda kötü bir şey olmuyor.” Bu cümle bazılarımız için küçük gibi görünür ama aslında büyük bir eşiktir. Çünkü zihnimiz çoğu zaman geçmişin acısını bugüne, geleceğin ihtimalini de bugünün içine taşıyor. Oysa bazen yapılacak tek şey, gerçekten o…
Sevgiyle kalın…