HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ
Yeni eğitim yılında otizmli öğrencilerimize karşı sorumluluğumuz
Giriş: 23 Eylül 2026, Çarşamba 14:48
Güncelleme: 23 Eylül 2026, Çarşamba 14:48
Ersin Ata

Merhabalar bu ayki konumuz sürekli dile getirdiğim otizmli bireylerimizin eğitim konusu olacak. Öncelikle yeni eğitim öğretim yılı tüm öğrencilerimize başarılar diliyorum. Bu dönem başlarken milyonlarca öğrenci sıralara, öğretmenler okullarına, aileler ise yeni bir umutla bir "keşke"nin peşine düşüyor. Bu heyecanın içinde her yıl olduğu gibi bir kez daha hatırlamamız gereken bir gerçek var: Sınıflarımızda otizmli öğrenciler de var ve onların başarı hikâyesi, yalnızca kendi çabalarına değil, bizim davranışlarımıza bağlı.

Otizm, bir hastalık değil, farklı bir nörogelişimsel özelliktir. Ancak toplumda hâlâ "aşırı duyarlılık", "aile ihmali" ya da "tedavi edilmesi gereken bir bozukluk" gibi yanlış inanışlar hüküm sürüyor. Bu yanlış inanışların bedelini ise en çok çocuklar ödüyor: Dışlanma, zorbalık, yanlış yönlendirilmiş eğitim ve gereksinim duydukları desteğin geç ya da hiç sağlanmaması.

Önce dilimizi düzeltelim. Bir çocuğu "otistik çocuk" diye etiketlemek yerine "otizmli öğrenci" demek, onu önce çocuk, sonra bir birey olarak görmekle başlar. Sınıfta "özel çocuk" ifadesiyle gösterişli bir merhamet sergilemek, sessiz bir ayrımcılıktan farksızdır. Otizmli öğrenciler ihtiyaç duydukları şey acıma değil; anlayış, tutarlılık ve adil bir eğitim ortamıdır.

Sınıf ortamını yeniden tasarlayalım. Otizmli öğrenciler için gürültü, ani ışık değişimleri, sıra değişiklikleri gibi günlük sınıf rutinleri büyük stres kaynağı olabilir. Küçük düzenlemeler — sakin bir köşe, görsel program çizelgeleri, değişikliklerin önceden bildirilmesi — öğrencinin okula uyumunu kökten değiştirebilir. Bunun için öğretmenlerimize ön lisans düzeyinde değil, hizmet içi ve düzenli eğitimler verilmelidir. Bugün sınıf öğretmenlerimizin önemli bir bölümü kaynaştırma öğrencisiyle karşılaştığında yeterli donanıma sahip değil; bu boşluk hem öğrencinin hem öğretmenin motivasyonunu tüketiyor.

Kaynaştırma, kaybetme değildir. BEP (Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı) hazırlanırken ailenin ve uzmanın görüşü alınmalı, program gerçekçi hedefler içermeli. Sırf idari gereklilik için "uyum sağladı" raporu yazmak, çocuğun ihtiyaç duyduğu desteği görünmez kılar. Rehber öğretmen sayısının artırılması, sınıf mevcutlarının makul düzeyde tutulması ve okul öncesi dönemde erken tanı ile müdahale imkânlarının güçlendirilmesi bu alandaki en somut adımlardır.

Akran zorbalığını ciddiye alalım. Okul çağında otizmli çocukların en büyük düşmanı yanlış anlamalar değil, kasıtlı dışlanmadır. Okulların yeni yıl açılışında yapacağı bir otizm farkındalık etkinliği, sınıfta uygulanacak bir empati programı ve zorbalığa karşı net bir müdahale protokolü, koridorlardaki sessiz acıyı azaltmanın en etkili yoludur. Burada velilere de büyük görev düşüyor: Çocuklarına "farklı" diye bir insan kategorisi öğretmeyen, empati kurmayı ailede başlatan ebeveynler yetiştirmek, okulun işini kolaylaştırır.

Aile-okul iş birliği kopmamalı. Otizmli bir çocuğun velisi, her yılbaşında yeni bir öğretmene çocuğunu yeniden "anlatmak" zorunda kalıyor. Okulların bu bilgiyi bir yıldan diğerine sistematik biçimde aktaran bir mekanizmaya sahip olması, hem velinin yükünü hafifletir hem de öğrencinin sürekliliğini korur.

Yeni eğitim yılı bir fırsat: Sınıflarımızı daha kapsayıcı, davranışlarımızı daha bilinçli, eğitim sistemimizi daha adil kılma fırsatı. Unutmayalım ki bir otizmli çocuğun hayatı boyunca unutmayacağı şey, çoğu zaman öğrendiği ders değil; kendisini güvende hissettiği bir yetişkinle kurduğu bağdır. Yeni yılda her öğretmenin, her velinin ve her öğrencinin ilk dersi bu olmalı: Farklılık bir eksiklik değil, bir gerçekliktir ve bu gerçekliğe saygı, eğitimin olmazsa olmazıdır.

Paylaş:
brush-purple Yorumlar