Bekar Bahadır - 17

Ah şu kadınlar...

Bahadır dere kenarında, beş odalı bir otelde yer buldu. Çantasını odaya attıktan sonra bahçeye indi. Suyun üzerindeki taraçada boş duran masalardan birine oturdu. Sırtını otele dönüp sandalyesini karşı kıyıya bakacak şekilde çevirdi. Dirseklerini önündeki demire yaslayıp dereye doğru eğildi. Balıkları izlemeye koyuldu. Sanki hastaymış da bir kliniğe yatırılmış, hava almak için odasından dışarı çıkmasına izin verilmiş gibi bir duygu içindeydi. Telefonunu kapatmıştı, ne kaybedeceği müşterileri ne de ona gülenleri düşünecek hali vardı. Otelin sahibi bir fincan kahve, iki dilim ekmek, bir küçük kap ev yapımı kayısı reçelini masaya sessizce bırakıp hiç konuşmadan gitti. Bahadır suya bir parça ekmek atınca bir anda onlarca balık toplandı. Onları izlerken dinlendiğini, sağaldığını hissediyordu. Sanki gördüğü terapinin bir parçasıymış gibi geçen bir saatin sonunda yanındaki masada oturan kadını fark etti.

 

Kollarını kavuşturmuş, bacak bacak üstüne atmış kadın, güneş gözlüklerinin gerisinden karşı kıyıya bakıyordu. Hiç kıpırdamayacak gibi bir hali vardı. Ne zamanki masada duran telefonu sessizce hareket etmeye başladı, o zaman başını hafifçe eğip ekranına baktı. Sonra yeniden karşı kıyıya döndü. Sandalyesini onun sandalyesinin hizasına getirerek ayaklarını taraçanın demirine dayayan Bahadır, yan komşusu gibi kollarını göğsünde kavuşturup bakışlarını karşı kıyıya çevirdi. Bir bahaneyle konuşmak istiyordu, ama gazetelerde, haber sitelerinde fotoğrafını görüp hakkında yazılanları okumuş olmasından endişe ediyordu.

 

Bahadır bunları düşünürken, kadın kalkıp resepsiyona yöneldi. Yokluğundaki birkaç dakikanın sonunda telefonu tekrar hareket etmeye başladı. Masadan düşen telefonu Bahadır bir hamleyle uzanıp tuttuğunda, kadın geri dönmüştü. Gözlüklerini çıkarmadan bakınca Bahadır açıklama yapma gereği duydu.

 

“Düşüyordu, zarar görmemesi için müdahale ettim.”

Elinde titreyen ve ekranında “Atila” yazan telefonu uzattığı kadın, teşekkür ettikten sonra çalmaya devam eden telefonu masaya bıraktı. Telefonunu kapatmadığına göre onu aramasını istediği biri vardı. Muhtemelen arayan, çağrı beklediği kişiydi. Ancak cevaplamadığına göre onu cezalandırmak istiyordu. Bahadır içinden “Ah şu kadınlar” diye geçirdi.

 

Masasına öğle güneşi gelince, Bahadır bahçeye geçti. Ağaçların arasına gerilmiş üç hamaktan birine uzandı. Kuş cıvıltısından, toprağı kaplayan yeşil örtünün arasındaki börtü böceğin belli belirsiz hareketinden başka ses duyulmuyordu. Bütün ağırlığını hamağa bırakmış halde, ağaç dallarının arasından görünen gökyüzüne bakarken göz kapakları ağır ağır kapandı. Öğle üzeri şekerlemesi uykuya dönüşürken nerede olduğunu unuttu. Gördüğü gündüz düşünden onu uyandıran, otelin şimdilik ikinci müşterisi, komşu masadaki kadın oldu.

 

Yanına sessizce yaklaşan kadın, tam bir şey söylemeye hazırlanırken uyuduğunu görünce konuşmaktan vazgeçti, gölgesini üzerinde hisseden Bahadır gözlerini açınca mahcup oldu.

“Af edersiniz, dinleniyorsunuz sanmıştım.”

Bahadır hamakta doğrulmaya çalışırken cevap verdi.

“Rica ederim. Bir şey mi diyecektiniz?”

Elindeki cep telefonunu uzatan kadın,

“Sanırım telefonunuzu düşürmüşsünüz. Oturduğunuz masanın altında gördüm.”

Bahadır teşekkür edip telefonunu alırken tanışma fırsatını kaçırmadı.

“Bahadır.”

Kadın gözlüklerini çıkarırken gülümsedi.

Sinem.”

 

18. bölüm 29 Haziran 2018 Cuma hthayat.haberturk.com’da...

 

Diğer bölümler

 

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön