Herkese merhaba sizlere bu ay kadınlar gününün farklı bir bakış açısı ile dile getirmeyi uygun buldum. Bildiğiniz gibi iki gün önce 8 Mart’tı. Dünya, kadınların mücadelesini, emeğini ve hayatın her alanındaki varlığını konuştu. Ama bu konuşmaların içinde bazen sesi en az duyulan bir grup var: Engelli kadınlar.
Oysa onların hikâyeleri, çoğu zaman iki kat mücadele demek. Bir yanda engelin getirdiği zorluklar, diğer yanda toplumun önyargıları… Ama buna rağmen hayata tutunan, üreten, çalışan, ailesine ve topluma güç veren binlerce kadın var.
Birçoğu sessizce başarıyor. Kimisi sporla, kimisi sanatla, kimisi akademide, kimisi de günlük hayatın görünmeyen kahramanlıklarında… Belki bir çocuğu büyütürken, belki bir işe tutunurken, belki de sadece “ben de buradayım” diyebilmek için verdikleri mücadeleyle.
Ben engelli kadınlarla gurur duyuyorum. Çünkü onlar sadece zorlukları aşmakla kalmıyor; aynı zamanda çevrelerine umut da veriyorlar. Onların hikâyelerinde azim var, sabır var, cesaret var.
Romanlarımda güçlü kadın karakterleri anlatmayı seçmem de tesadüf değil. Çünkü gerçek hayatta da o gücü görüyorum. Engellerin bazen bedende değil, zihinlerde olduğunu bize en iyi onlar gösteriyor.
Bugün spor sahalarında madalya kazanan, üniversitelerde eğitim veren, sanatla dünyaya seslenen engelli kadınları görüyoruz. Ama en büyük başarı belki de her sabah hayata yeniden “ben de varım” diyerek başlamaktır. İşte bu, görünmeyen ama en değerli zaferdir.
Toplum olarak belki de yapmamız gereken şey çok basit: Onlara acıyarak değil, saygıyla bakmak. Çünkü engelli kadınlar sadece mücadele eden insanlar değil; aynı zamanda ilham veren, yol açan ve umut büyüten güçlü bireylerdir.
8 Mart sadece bir gün olabilir. Ama engelli kadınların mücadelesi her gün devam ediyor. Ve şunu unutmamak gerekir: Güçlü kadınların hikâyeleri sadece romanlarda değil, hayatın tam ortasında yazılıyor.
Herkese engelsiz bir ay diliyorum...