Müfit’in mektubunu katlayıp yeni zarfına koydum, ağzını kapattım. Çantama atıp çıktım. Yürüyerek işe gitmeyi ne kadar seviyorum. Kaldırımda yürürken düşünüyorum. Geçen gün duyduğum “Burada mı işe girdin?” lafına sinirlenmeme takıldım. Niye o kadar kızdım ki? Kızdım, çünkü “gire gire orada işe girmeyi” kendime yakıştıramadım. Ben oraya kendi kahvelerimi anlatmaya, gelenlere tattırmaya gidiyorum. Bir süreliğine oradayım. Orada çalışmıyorum ki. Orada çalışmam ki!
Kafede çalışmanın nesi kötü? Kahve servisi yapan kişi olmak beni neden rahatsız ediyor? Aslında beni rahatsız eden, kahve servisi yapmak değil, kahve servisi yapan kişi olarak görülmek. Yani ben kahve servisi yapmaktan memnunum ama başkaları “kahve servisi yapan kişiyi” önemsiz gördükleri için ben o kişi olmak istemiyorum.
Plazalarda halkla ilişkiler-pazarlama sorumlusu, sonra müdürüyken, ileride direktör olma planları yaparken hayatımdan memnun muydum? O binalara girip çıkarken çok mu önemli biriydim? Günde en az beş kere kaçtı mı, kaçmadı mı diye eğilip elli yedi numara ince çoraplarımı kontrol etmekten mutlu muydum sahiden? Ya ayak parmaklarımın içinde büzüştüğü ayakkabıların tepesinde akşamı beklemekten? Her akşam, ertesi sabah için kıyafet hazırlamaktan? Kırışmasın, buruşmasın, “aman kumaşı çok narin, şimdi bir yere takılmasın” diye üzerimde taşırken sakınmaktan? Onlar eskirken hâlâ taksitlerini ödemeye çalışmaktan? Peki, insan ilişkilerinden çok mu hoşnuttum? Kendini parlatmak için açık arayanlarla, kendini aklamak için diğerlerini boklayanlarla toplantılara girip çıkmak, hep arkamı kollamak zorunda olmak bana iyi geliyor muydu?
Oysa kafede mutluyum ben. Kotumun üzerine kazak geçirip evden çıkmaktan, saçımı at kuyruğu yapmaktan memnunum. Yürüyerek işe gitmek harika bir duygu. Ya içeri girerken beni karşılayan kahveyle mis gibi vanilyalı kurabiye kokusu? Müfit’le iki çalışanının kocaman gülümseyen yüzleri? İşte miyim, evimde miyim, anlamıyorum. Bazen işim bitiyor, biraz daha kalmak istiyorum.
Yaptığım işten, çalıştığım yerden memnunum ve başkalarının beni nasıl gördüğünü düşünüyorum! Ben daha iyilerine layığım tabii! Bu kafayla bu kafeyi de kaybederim ben, artık tecrübelerimle biliyorum; elindekinden memnun olmazsan hayat sana "baybay" diyor.
Başkaları Müfit’i neden servis elemanı gibi görmüyor? “Üzerinde patron havası var” deyip işin içinden çıkabilirim. Ama durum bu kadar basit değil. Siyah, sırtında Kahve Bahane yazan bir tişört giyiyor elemanları gibi mesela. Ama mesele başkalarının Müfit’i nasıl gördüğü değil, onun kendini nasıl gördüğü. Bir kere bana demişti ki:
“İstediğim, sevdiğim işi yapıyorum. Amacım belli. Daha fazla kahve satıp daha fazla kazanmak. Ama kahveyi mal, geleni müşteri olarak görmüyorum. Evimdeyim, gelenlerin hepsi misafirim. Ben onları ağırlamaktan memnunum, onlar da ağırlanmaktan. Sürekli değiş tokuş halindeyiz. Halimizden de memnunuz.”
Kendime soruyorum. Müfit’ten farkım ne? Ben de sevdiğim, istediğim işi yapıyorum. Benim de amacım daha fazla kahve satıp daha fazla kazanmak. Ben de kahveyi mal olarak görmüyorum. Ben de kendimi evimde hissediyorum. Fakat ben gelenleri misafirim olarak görmüyorum. Aramızdaki fark bu. Gelenlerin, bana bakarken hakkımda ne düşündüklerini düşünüyorum. Çünkü kendimle ilgili endişelerim var. “Aman beni buranın çalışanı olarak görmesinler, ben kendi kahve markasını yaratmış kadınım” diye poz verme telâşındayım. Müfit bütün iyi niyetiyle yaptığı işe, amaçlarına odaklanmış durumda. Ben yüzüme yapmayı bıraktığım makyajı görüntüme uygulamakla meşgulüm.
Kafeye vardım. İçeri girdim. Üşümüşüm biraz, sıcacık kafe nasıl iyi geldi. Vanilyalı kurabiye kokusunu içime çektim. Tezgâhın arkasına geçtim. Kimseye fark ettirmeden mektubu çantamdan çıkarıp kahve makinasının altına koydum. Görünüyor mu diye kontrol ederken Müfit seslendi arkadan.
“Hoş geldin Sinem. Sorun mu var makinada?”
Yakalandım diye korktum. Kızardığımı hissettim. Bir şey uydurmak zorundaydım.
“Hayır. Sana bir mektup vardı. Vermeyi unuttuğumu fark ettim. Kimse yanlışlıkla açmasın ya da atmasın diye buraya koymuştum.”
Müfit bir zarfa, bir bana baktı.
“Kim bıraktı bunu?”
“Bir kadın.”
“Ne zaman?”
“Dün... Çok özür dilerim Müfit. Şimdi hatırladım.”
“Sabah mı?”
İyice kızardım.
“Evet.”
Müfit, söylediklerimin doğruluğundan şüphelenmiş gibi baktı. Mektubu alıp açtı.
26 Ekim 2018 Cuma hthayat.haberturk.com’da...
Diğer bölümler
Yarın hava çok güzel olacak
Üst üste bu kadar mesaj atan ya kadındır ya alacaklı!
Duyduklarının hiçbirine, gördüklerinin yarısına inanma
Eski sevgiliden mektup var
Kıskanç sevgili çekilmez
Kadınla erkek yakın arkadaş olamaz mı?
“Aranan düzgün adam bulundu!”
Arkadaşa iş yaptırmayacaksın
Canını sıkma, her şey hallolur
Oyalayan erkek modeli
Bir maniniz yoksa sizi de bekleriz
Evlenilecek kız kimdir?
Bir kadın, bir erkeği ne zaman terk eder?
Bir erkek, bir kadını ne zaman terk eder?
Hayatının erkeğini buldun mu?
Bu erkekler nereye bakıyor?
El âleme bakmayınca çiçek açıyorum
Beğenilme, sevilme isteği = Onaylanma ihtiyacı
Kıskançlığın diğer adı: Kendini kıyaslamak
Her kadının nadasa ihtiyacı var
Ağzı iyi laf yapan erkeğe gıcığım var
Erkek, sonu gelen bir şey mi?
Babam seninle evlenmeyecek
İtiraflar... İtiraflar...
Her şey çok güzel olacak
Kadınların anlamadığı bir erkek dili var
Tarçınlı zencefilli kahve zayıflatır mı?
İlginin, fedakarlığın fazlası erkeği bozar
İşte güzel kadının hiç olduğu an!
?
Garantici değilim, gayet insani bir durum
Mutluluktan eriyorum
Hesapsız sevgililik güzel şey
Yeni yıla ne istediğimi bilerek giriyorum
Acımakla âşık olmak arasında gidip gelmek
Teşekkürler hayat
“Müsait değilim Atila, teşekkürler. Sinem.”
Sevgili değil pansuman arıyor!
Bazen bir erkeğe haddini ânında bildirmek gerekir
Güçlü kadın, erkek gibi olan kadın değildir
Belki de o kadar üzülecek bir şey yoktur
“Atila Bey, eşiniz aradı, telefonunuzu bekliyor”
Bazen birkaç saniye ne çok şeyi değiştirir
Hayatın sürprizlerle dolu olduğu doğrudur
Bileğimdeki paket lastiğine güveniyorum!
Mutluluğa layık olduğuma nasıl ikna olacağım?
“O olmazsa ben bir hiçim” ya da muhtaçlık duygusu
İlk gelene gene yapışacak mıyım?
Her yalnız kadın arada bir salaklaşır
Ruh eşimi hayatıma nasıl çekerim?
Bekâr kadın bazı gerçekleri hemen kabul etmek istemez
Sahtekardan sevgili olmaz
Çapkın mı, yoksa çapkın olmaya mı çalışıyor?
Hilmi’ye misilleme
Erkeklerin kafası kadınlarınki gibi çalışmıyor
Bir erkeğin sol elinden önce gözlerine bakmak
Ben bekarsam kimse evlenmesin
Erkekler güçlü kadından korktuğu için yalnızım
Koca adamsın ne yapacaksın 1+1 daireyi
Önceki hayatı şöyle böyle derken bir baktım içimdeki ses beni ondan uzaklaştır. Herkesin değişebileceğini ya da gerçekten onu mutlu eden hayatın o olup olmadığını düşünmeden... Her yazıda kendimden bir şeyler buluyorum.