Kaçırılan fırsatlar


Bir kafeden içeri giriyorum. Etrafta oturan bebekli anneleri görünce, çocuk dostu kafe diye geçiriyorum içimden. Oturacak bir yer ararken, bebeğini kucağında, yüzü dışa dönük şekilde oturtmuş, önündeki bilgisayara bir şeyler yazmakla meşgul anneyi görüyorum önce. Sonra hemen yanındaki bir diğer annenin, başı göğsüne doğru sokulmuş bebeği minik sesler çıkarırken, elindeki telefondan video izlediğini fark ediyorum. Kendime bir kahve alıp geçtiğim masada, onları izlemeye devam ediyorum. Yanlarına gidip bu anların bebeklerinin sosyal ilişki becerileri için kaçırılmış fırsatlar olduğunu söylemek istiyorum. Çocuklarının ileriki yıllarda sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri için en öncelikli şeyin, işte tam bu sakin anlarda, yüz yüze, göz göze duruş, tatlı ses tonuyla söylenen sözler ve mırıldanmalar ile yapılan sinir sistemi antrenmanı olduğunu anlatmak istiyorum. Hani, demek geliyor içimden; hani bir şeyi en iyi hale getirmek için onu tekrar tekrar pratik etmeniz gerekir ya. Mesela ne kadar yetenekli olursanız olun iyi bir piyanist olmak günlerce, saatlerce çalışma gerektirir. Bir aşçı o krepi havaya atıp o şekilde tavaya oturttuğunda bunu ilk seferde mi başardı sizce.


O masada kahvemi yudumlarken, gün be gün karşılaştığım çocuklar geçiyor gözlerimin önünden. Davranışları agresif ya da çekingen diye adlandırılan ve başkaları ile sosyalleşmede güçlük yaşayan çocuklar. Agresif ya da çekingen kelimelerinin bizim etiketlemelerimiz olduğunu söyleyen bir bilge düşüyor hayalime. Konuşmaya başlıyor o bilge düşüncemde; "Atalarımızdan yadigar kalan ve memeli hayvanlarla paylaştığımız sinir sistemlerimiz, bizi tehlikelerden korumak için otomatik olarak savaşmayı, kaçmayı biliyor. Hayati bir tehlike ile karşılaştığımızda ise donarak bizi koruyor. İşte bu mekanizma ile geliyoruz dünyaya. Agresif dediğin de, çekingen dediğin de korkan bir çocuk sadece."


Bir yudum daha alıyorum kahvemden. Günlük hayatın pek çok anında bir ebeveynden gelen göz teması, ses tonu, mimik ve şefkatli dokunmalarla beynimizin bir başka parçası devreye giriyor zamanla. "Bunu ne kadar az anne biliyor" diye düşünüyorum. Bu parçanın işlevi ile sağlıklı sosyal ilişkiler kurabiliyor, esnek olmayı öğreniyoruz. Bitmek üzere olan kahveme takılıyor gözüm. O bardağa konan kahve gibi, çocukların zihnine akıttığımız bilgilerle sosyalleşmeyi öğrendikleri düşüncesine ne zaman kapıldık acaba. Konunun bardağı büyütmek yani zihnin kapasitesini arttırmak olduğunu ne zaman unuttuk. Yüz yüze temas olmadığı için güvenli fizyolojik halleri hiç deneyimleyemeyen çocuklar, memeli hayvan davranışlarında takılıp kalıyorlar. Saldıran, donan, kıpkırmızı olan, kakasını tutan ya da kaçıran, uyuyamayan, yemek yemeyen, hiperaktif diye adlandırılan pek çok çocuk.


Bebeklerle ebeveynlerin yüz yüze, göz göze ilişki anlarını ne zaman bu kadar azalttık. Okulların teneffüslerini; tiyatro, koro gibi etkinliklerini ne zaman bu kadar kısalttık. Çocukların bir topun peşinden koşarken paylaştıkları dikkat anının önemini ne zaman unuttuk. Çocukların karşı gelme davranışından dinleme davranışına geçebilmeyi, ebeveyni dinlemediği için değil, sakinlik hallerini deneyimleme fırsatları kaçırıldığı için beceremediğini hiç mi anlamadık. O kafede, o annelerin kaçırdığı anlar gibi. O okullarda o teneffüslerde unutulan oyunlar gibi...


Gözlerim yan masadaki ağlama seslerine dönüyor. Ağzına zorla kaşık sokulan çocuğun tüm bedeninin çırpınmasına şahit oluyorum. "O anne farkında olsa yapar mıydı bunu çocuğuna" diye koşturuyor düşünceler zihnimde. İster yemek yedirmek, ister ağzına ilaç koymak, ister banyoya sokulmak adına bedenleri bir yetişkin, hele ki seni koruması gereken bir yetişkin tarafından tekrar tekrar zorla hareketsiz hale getirildiğinde, donma ya da hiperaktif hal ile kendini koruyan çocuklar. Zorla yemek yedirmeye devam eden anneye dalıyor yine gözlerim. Çocuğunun günlük hayattaki hareketliliği, yaramaz damgası yemesinin kendi zorlamaları ile olan ilişkisini bilse neler olurdu diye düşünmekten geri duramıyorum. O küçücük bedeninin, hareketsizliği tehlike ile bağdaştırdığı için kendini ya donarak ya da kıpırdayarak koruduğunu.


Tüm bedenim kasılıyor o masada bitmiş kahvemle otururken. Kapıdan pamuk prensesin peri annesinin girdiğini hayal ediyorum. "Merak etme kızım" diyerek beni avutup, elindeki sihirli değnekle annelerin elindeki telefonu, bilgisayarı, kaşığı yok ettiğini izliyorum hayalimin penceresinde. Tüm bebeklerin gülümseyen yüzlerini, küçük çığlıklarını, annelerinin şefkatli dokunuşlarına verdikleri sözsüz sinyalleri duyuyorum. Tüm o bebekler ve annelerinin sinir sistemlerinin sakinliği benim bedenimle temas ediyor usulca. Kasılmalarımın tek tek yerlerini rahatlama hareketlerine bıraktığını hissediyorum bedenimde. Ve çantamdan kalemimi çıkarıyorum.


O kalem bir sihirli değnek oluyor o an. Ve dökülüyor önümdeki kağıda kelimeler:


"Şimdi susma değil, bir şeyler söyleme zamanı"

Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Güzel bir yazı peki ne yapmak lazım çözüm nedir bunu farkettik diyelim anne olarak nasıl davranmak gerekir çocupun sağlıklı bağlanması için
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Bence bunun çocuğu yok.
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Tüm yazıları çok sevdim ama bu gerçekten biraz yargılayıcı olmuş.
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Sizde gomdunuz butun anneleri ev isi is kosturmaca iki cocuk okul kres odev yemek temizlik vardiyali calisan bur es nefes almaya vakit kalmayinca zor oluyor uzaktan yargilamakta en kolayo sanirim
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Ne güzel anlatmış ders alırız inşallah.
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir yemek yemesi icin degilde sadece kan surubu verirken zorla agzina sıkmak zorunda kaliyorum.yazinizi okuyunca içim cız etti.kani asiri derecede dusuk ilac takviyesi yapmak zorundayiz ancak isteyerek icmiyor.nasil arada kaliyoruz ebeveyn olarak ben de icinden cikamiyorum.. yazilariniz icin tesekkurler
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Yürek burkan bir yazı. Özeleştiriden çok uzağız.
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.
  • Misafir Canmışım gene şiir gibi yazmışsın paylaşıyorum
    CEVAPLA
    Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

Sizlere daha iyi bir hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam ederek çerezleri kullanmamıza izin vermiş oluyorsunuz.

Detaylı bilgi almak için 'Çerez Politikasını' ve 'Gizlilik Politikasını' inceleyebilirsiniz.