Bir ben var içeride

Uzun seneler boyunca gazeteci olarak çalıştım. İşimin mühim bir kısmını röportajlar oluşturuyordu her zaman. Şimdilerde, ne kadar şanslıyım ki senelerce benim sorduğum sorular bana da soruluyor...

Yakın zamanda Sinem C. Uslu tarafından yapılan İlham Veren Kadınlar başlığı altındaki bir röportaj serisine konuk edildim. Soruları yanıtlamak çok keyifliydi. Buradan da paylaşmak istedim.


Niceliksel verilerin ötesine geçerek bize biraz kendinizden ve hayallerinizden bahsetmenizi istesek neler söylersiniz?


Kendim derken; okuduğum okulların, toplumsal etiketlerin, ailesel rollerin, mesleğin, dünyanın etrafında attığım tur sayısının ötesinde ben kimim? Sevdiğim şeyler ve düşlerim ve buraya katamayacağım tek şey olan sesim var... Onları biraz anlatayım.

Oğlumu severim ve o doğduğundan beri bütün çocukları ve hatta eskiden onlar da çocuktu diye düşünerek insanları, daha çok.

Hayvanları severim. Beni büyüten bir köpeğim vardı eskiden. Şimdi de geveze bir kedim var. Onlar vesilesiyle tüm hayvan krallığını severim.

Bitkileri severim. Annemden kalma neredeyse 30 yaşında bir Japon Gülüm var, balkonumda durur. Onun vesilesiyle mini mini çiçekten ulu ağaçlara tüm bitkileri severim.

Doğanın tüm unsurlarını severim. Güneşi, ayı, yıldızları, suyun tüm hallerini, toprağı, ateşi, rüzgarları severim... Ve onların dışındakileri.

Hayalim yukarıda saydığım tüm sevdiklerimle beraber rahat ve sevinç içinde yaşamak. Öz ile temasımı daha derinleştirmek, sevincin, varoluşun daha içlerine doğru yol alabilmek.


Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının yazarı Clarissa Pinkola Estes’den eğitimler aldınız. Bu eğitimlere katılış sürecinizden ve oradaki deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz?


Hayatı öncelikle kitaplardan öğrenmiş bir insan oldum hep. Edebi annelerim büyüttüler beni. Her yaşıma, her ihtiyacıma, içinden geçtiğim süreçlere eşlik eden edebi annelerim oldu. Clarissa onlardan biridir. Hala hayattayken çok şükür ki erişebildiğimdir. Ötekiler ben onları anne edinemeden ölmüşlerdi genelde. Bir ölü kadınlar çemberidir beni büyüten.


Clarissa bu devrin önemli ruhsal rehberlerinden biri. Özüyle ve evrenin şahane senfonisiyle öyle güçlü, öyle hakiki bir ilişkisi var ki; bunun yarattığı çekim gücüyle sözlerini milyonlarca farklı insan okur, söyler, yeniden yazarlar ve onunla bir arada bulunabilmek, ondan öğrenebilmek için peşine düşerler. Ben de onlardan biriydim işte. 6 sene bekledim bir eğitimde yer açılsın da gideyim diye.


Colorado'nun Loveland'inde, hiçliğin ortasında, yemekleri şahane, havası temiz, ulu dağların eteklerinde, bir merkezde... Sabahın köründe başlayıp ve gecenin geç saatine kadar devam eden bir eğitimdi bu. 74 yaşında bir kadın, günde 12 saat, en az 5 gün, onu dinlemeye gelmiş 100 kişiye konuştu. Her birini cesaretlendirdi, dramalarından soydu, temizledi, güçlendirdi; bakılmış, özenilmiş hissettirdi. Ben öyle hissettim.

Clarissa bir pınardı; ben içtim.

Clarissa bir anneydi, dizinin dibine oturdum, şefkat aldım.

Clarissa bir şifacı, yaralarımı ona verdim.

Clarissa hakikat ile dolaysız, güçlü bir ilişkisi olan mistik bir kadın. Ondan hayatımın kutsalıyla dolaysız ilişkiye geçebileceğimi öğrendim.

Derin ve dönüştürücü bir etkisi oldu. Orada öldüm bir çok Damla'larımla, sonra yenileriyle doğdum.


Ebeveynlik bir yandan da kendi içimizde çözemediğimiz birçok sorunun, buna çocukluk travmaları da dâhil su yüzüne çıktığı bir süreç. Bu süreçte yaşanılan acılar bilgiye dönüştürülerek, yaratıcılık sürecinde nasıl kullanılabilir sizce?


Kilitli kapıyı açarak, içeridekini görerek, gördüğüne dayanarak ve ne gerektiriyorsa onu yaparak... Dönüp bakmadığınız iç kapılarınız sadece sizin, anneliğinizin, çocuğunuzla ilişkinizin ya da yaratıcı yaşamınızın değil, sizden sonra gelecek nesillerin de hayat yoluna engeller oluşturur... Temizlenseniz iyi olur. Sonrası kendiliğinden gelir.


‘‘Affederek, iyileşmek’’bu konu hakkında ki düşüncelerinizi merak ediyoruz. Bu gerçekten mümkün mü? Anlatırken dahi zorlandığı acıları, insan gerçekten affedebilir mi?


Bu soruya genel bir yanıt veremem. Herhangi bir ekolün, anlayışın temsilcisi olamam, bilemem.

Benim hayat ile ilgili görüşüm kapanmamış konuların insanın ayağına dolandığı, gücünden, enerjisinden çaldığı yönündedir. O yüzden kapatmayı önemli bulurum. Eğer birini affetmemek o konu içeride, derinlerde, gizli de olsa bir direnç sürdürüyorsa; bir açık kapı bırakıyorsa ceryan yapıyorsa o kapı bunun kime, ne faydası olduğunu sormak gerekir bence.

Affettin ne oldu?

Affetmedin ne oldu?

Sen hiç affedilmesi zor bir şey yaptın mı?


Sırtında bir ceset taşıyarak yürümek yorucu değil mi?

Geçmişin yükleri ve geleceğin beklentileri olmadan, şu anda durmayı denemeye var mısın?


Günümüz modern dünyasında ebeveynliğin kaos dolu ortamından kurtularak, kendi özerk annelik deneyimini inşa etmek isteyen yolun başında ki annelere tavsiyeleriniz nelerdir?


Annelik ilk başlarda yoğun bir kendini adama gerektiren; fiziksel ve duygusal tüm kaynaklarınızdaki enerjiyi talep eden bir deneyim. Bebek insandan mevcudiyet talep eder. Zamane insanının en zorlandığı şey "olduğu yerde ve olduğu anda" mevcut olabilmek. Bu bilgiye annelikten önce varmış kişinin işi bir nebze daha kolay olacaktır; diğerleri de yolda ağızlarının üstüne düşe düşe öğreneceklerdir mutlaka.

Ebeveynlikle ilgili dilemma; ebeveynlik bilgisinin genellikle yaşantıdan sonra gelmesi. Bilgiye erdiğinizde artık bu bilgiye ihtiyacınız kalmamış olur ve olan çocuklara olur.

Yine de kısa ve öz bir söz gerekirse: Annelik bir insanın ruhsal hamurunu mayalamaktır. Sizde ne varsa, hamura da o karılacaktır. Peki sizde ne var?


İyilik ve kötülük kavramları hakkında ki düşüncelerinizi merak ediyoruz. Biraz daha sınırlandıracak olursak insana dair iyi ve kötü ayırımı hakkında ki düşünceleriniz nelerdir?


İyiliği arayan iyiliği kendine çeker. Bir insanda iyilik eksikse bu onun kendi özü ile henüz temas etmediğini işaret eder, sanırım.


Her insan dünyaya kendi anlamını mı bulmaya gelmiştir? Yoksa her insan için ortak mıdır amaç da, anlam da?


Her insan için konuşamam. Kendimi bilirim. Kendi yaşamımı bilirim.

Yaşam kendinin devamını sağlamak üzere sürer. Bu insan ya da hayvan ya da bitki ya da nehir söz konusu olduğunda da böyledir.

Varoluşun özü aşktır. Yaratığın yaşamdaki amacı kendi içinde ki Aşk'ı bulmak ve yaşamın özgün bir tezahürü olarak içsel hediyesini hayata sunmaktır. Mana da, tatmin de hatta fiziksel sağlık da bu kaynaktan gelir. Bence.


Sizinle bir araya gelme fırsatı olmayan ve gerçekten içindeki gücü keşfetmeye çalışan kadınlara bu röportaj aracılığıyla neler söylemek istersiniz?


Yalnız değilsin. Sizinle aynı dertleri, mutlulukları, çaresizlikleri, umutları, zorlukları, acıları ve gücü paylaşan onlarca, yüzlerce, binlerce can var...


Kendinizi araştırmaktan çekinmeyin; siz, kendinize özel, o biricik haliniz kıymetlisiniz.


Kendinizi sevin. Bunu nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız da öğrenin. Ancak kendinizi sevdiğiniz kadar sevebilirsiniz geri kalan her şeyi...


Kalbinizi duyabilmek için vakit ayırın. Sadece onu dinlediğiniz sessiz zamanlar yaratın kendinize. Bu zamanları bir ölüm kalım meselesi gibi koruyun.


Kendinize, sizi her nasılsanız öyle kabul eden insanlardan bir çevre yaratın. Kabul etmeyenleri etrafınızdan uzaklaştırın.


Gücünüzü boşuna şeylere (insan, etkinlik, konuşma) harcamayın. Zamanımız ve enerjimizden başka neyimiz var?


Hayatınızda gerçekten iz bırakan ve sizi değişime ve dönüşüme sevk eden 3 kitap ismi istesek sizden?

Bu soruya yanıt verebilmek için ilk başlarda bahsettiğim edebi annelerim kavramına geri dönmem ve size diğer edebi annelerimden bahsetmem gerekiyor.


Yaşamın kıyısına yolculuk- Tezer Özlü

(Gençliğimin asi ve acılı olmaktan keyif alan günlerinde aynı okulu okuduğum Tezer Özlü'nün peşinden gittim önce. Çok aşıktım hep, çok yabancıydım her şeye ve çok lirikti benim için hayat...)


Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu - Sevgi Soysal

(Sonra biraz büyüdüm. Sevgi Soysal sayesinde içinde yaşadığım ülkenin her nesilde bir kere tepe taklak olan dinamiklerini, bunların içinden insan sevgisi ve mizah ile geçebilmeyi öğrendim...)


Karanlığın Sol Eli - Ursula K. Le Guin

(Toplumsal cinsiyet rolleri kafamıza kakılmadan büyüsek nasıl olurdu diye merak ettiğim 20'li yaşlarımın sonralarında Ursula'dan gelmişti cevap. Kadın ve erkeğin ötesinde insan olmanın haritasıydı bize sunduğu... Hem ejderha lisanı biliyordu... )

Bir müzik seçme şansınız olsaydı bu röportajı okuyanlara eşlik etmesi için, bu hangi müzik olurdu?


Danit Treubig - Lunita... (Eğer ayın parladığı bir geceyse)

Özgür Baba - Çay Taşı ... (Öğle vakti, güneş tepedeyse)

Hemhal Olanlar - Geçer ... (Ne zaman umutsuzluğa düşecek gibi olursanız)


Aşk ile


(Röportajın orjinali şurada)


Facebook Yorumları

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
Yorum yazmak için üyelik girişi yapmalısınız.

İnternet sitemizde kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak ve tercihlerinizi yönetmek için Çerez Politikası, daha fazla bilgi için Aydınlatma Metni sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Sitemizi kullanarak çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz.