Zamansız ve mekansız

İnşaat sonrası biraz dinlenme, ardından sessizlik inzivası çok iyi geldi, artık kendimi yavaş yavaş kışa hazırlıyorum.

 

Sonunda beklediğimiz sakinlik ve yağmurlar geldi şükür, ormanın kalbini ziyarete geldim günler sonra. Bu sabah baktım, doğuya bakan yüzünde, topraktan yükseldiği yerde bir taş var oturmaya uygun, ve de kuru kalmış etrafındaki çam pürüleriyle birlikte, dibine geldim oturdum, sırtımı da dimdik yaslayabildim gövdesine.

 

 

Aşağıdan kuzeydeki derenin sesi geliyor artık, güneyimizdeki, yatağından geçerek flora’ya vardığımız dere ise –kısa süreli birkaç akış dışında- üç yıldır kuru. O dereyi akıtansa güçlü yağmurlar, yağmurlar güçlü oldu mu da sular –teknik deyişle- “taşkın deresi” olma potansiyeline sahip. Hemzemin geçidimizi derinleştirip geçişi imkânsız hale getirdiği zamanlarda taş ata ata tam gün mesaiyle derenin yatağını yükselttiğimiz vakidir, hem de kaç yıl üst üste.

 

Güçlü yağmurları beklentisizce beklerken, yağan minik yağmurlardan sonra gözlerim mantarları aramaya başlamıştı tabii, durur mu? Bazı mantarların işi kolay, gece neminden bile pıtırdayabiliyorlar. Ama yenebilen nazlı mantarımız çintar -Lactarius deliciosa- toprağın neme doyduğu anı bekliyor. Yağmurun ardından bir de güneş oldu mu, onlar da pıtır pıtır başlıyorlar her yerde boy göstermeye. Bahçenin sulanan yerlerinden yer beğenmişler geçen gün, üç dört tanesi çıkıvermişler azıcık yağmurun ardından, toplayıp yedik, açılışı yaptık böylelikle, gerisi gelsin, topraktaki miselyum ağının uyuyan parçaları da uyansın inşallah, kısmetse olur.

 

Şu miselyum denen varoluş başlı başına bir olay, hangi birini özetleyebilirim ki, siz iyisi mi şuradaki yazıdan okuyun bu ilginç bilgileri.

 

Bu yıl bi ilginç, bi yoğun, bi hareketli, bi tuhaf, bi zamansız, bi mekânsız haller ve deneyimler ve uzuun süren "deja-vu"larla dolu geçiyor. Haziran ortası gibi açan turuncu zambak, ağustosta yeniden çiçeklendi; hızını alamamış, kasım ortası yeniden açtı. Kasımpatılar ekimde açardı, kasıma kaldılar; fırça çalısı coştu, sürekli çiçek veriyor; leylak da bir şaşırdı, o da geliverdi sahneye, hayrolsun. Neler oluyor?

 

Yavaş yavaş anlamlandırabildiğim, taşları yerli yerine oturtabildiğim bir dönemden geçiyorum, sıkışma ve genişlemeyi hiç bu kadar sık aralıklı yaşamamıştım, kasılma ve gevşeme… Yeni bir doğum mu var, nedir? Daha kaç kere doğuracaz yav?

 

Rüzgarlar esiyor, yaprakları indiriyor yerlere, tohumları oradan oraya yolculuklara çıkarıyor. Bakarım bu rüzgârlar flora’ya neleri taşıyacak, nerelerin tozlarını üfürüp temizleyecek, hangi ateşleri yeniden canlandıracak nefesiyle?

 

Bu hazan mevsiminde çok sevdiğim, yürekten bağlı olduğum iki can, yaşam ağacında bağlantılı olduğu dalla bağını koparmış, toprağa zamansız düşmüşler, olgunlaşmadan… Güçlü bir rüzgâr esmiş belli ki, tutunamamışlar… Bir başka hissedişle, her ne kadar bu karar kendi seçimleri olsa ve buna saygı duyuyor olsam da, "kendilerini mantar ağı gibi başka türlü bir ağın ve bağlantılılığın içine konumlandırsalardı, buna izin verselerdi, yardım isteselerdi, yaşamla bağlarını yeniden hatırlayabilselerdi başka türlü olur muydu acaba?" diye geçiyor kalbimden. Büyük kabullenişin eşliğinde boynum bükülüyor, kalbim sızlıyor, içim yanıyor, nefesim kesiliyor. Yeryüzündeki her bir canla olan bağlantımın sorumluluğu çörekleniyor omuzlarıma. Minnoş hoparlörde kadim ezgilerle göklere sesleniyor bir kadın sesi, “bana senin yolunda uçmayı öğret” diyor. Daha bir güçlü nefes alıp dikleştiriyorum gövdemi. Atlar kişniyor fonda, “her şey ışığa dönüşür, ışıkla bir olduğumuzda.”

 

Yeryüzünde, yerin altında ve gökyüzünde, bağlantılı olduğum tüm ailelerime, kalp çemberlerime yeniden bir "Merhaba!" öyleyse. Rahmet hepimizi kuşatsın, kutsasın, bereketini kalplerimize yağdırsın, temizleyip yıkasın, ışığa kavuştursun.

 

Zamandan ve mekândan azade, kalplerimizle bağlı olduğumuz sonsuzluğun içindeki kocaman sevgi yumağı capcanlı, birlikte çarpan kocaman bir kalp gibi, her şey ve herkes orada birbiriyle bağlantılı, ışıl ışıl, rengârenk parlıyor.

 

Işık orada, n’olur aç gözlerini!

 

Aşk olsun, ışık olsun yer gök!

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?
    Kendin yap köşesi: Mumluk nasıl yapılır?

    Süresi : 00:52 İzlenme : 5007

  • Ketojenik diyet nedir? Prof.Dr. Murat Baş yanıtlıyor
    Ketojenik diyet nedir? Prof.Dr. Murat Baş...

    Süresi : 18:58 İzlenme : 3091

  • Şiddete maruz kalan kadın ne yapmalı? Av. Aybike Şatır Oskay anlatıyor.
    Şiddete maruz kalan kadın ne yapmalı? Av....

    Süresi : 33:33 İzlenme : 827

  • Türkiye'de eğitim ve öğretmenlerin eğitimi
    Türkiye'de eğitim ve öğretmenlerin eğitimi

    Süresi : 35:31 İzlenme : 536

  • Anne Bebek Nefes Çalışması...
    Anne Bebek Nefes Çalışması...

    Süresi : 14:15 İzlenme : 2399

BURCUN BUGÜN NE SÖYLÜYOR?

Bugün sizi neler bekliyor? Aşk hayatınızda hangi sürprizler var? Sağlık, iş ve para konularında nelere dikkat etmelisiniz?

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön