HTHAYAT
BİRKAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ

Uzun zamandır katılımcıların %90’ının erkek olduğu toplantılara katılıyorum. Fark ettim ki bu toplantılara giderken etek/elbise yerine pantolonlu takımlar giymeye gayret ediyorum. Neden olduğunu tahmin etmesi güç değil. Amacı bariz: Erkek gibi görünmek ya da bir başka ifade ile “daha az kadın gibi” görünmek. Kadın gibi görünmek ciddiye alınmamakla eşdeğer çünkü.

İş dünyasında kadın görünürlüğü çok az. Hemşire veya öğretmen değilseniz çoğu zaman o iş toplantısındaki azınlık olursunuz zaten. Özellikle makine, otomotiv, inşaat gibi sektörlerde erkek egemenliği her alanda etkisini gösterir. Fakat burada sayıca az olmaktan daha önemli bir problem var: Kadınların nasıl temsil edildiği. Bu sektörlerde kadınları sektör paydaşı olarak görmek nadirdir ve buna ilaveten görünürde olan kadınlar da bedenleriyle var olurlar. Ne demek istediğimi biraz daha açayım.

Örneğin; bu sektörlerin fuarlarında çalışanlar ekseriyetle kadınlar olur. Bu kadınlar hostes sıfatıyla iki amaca hizmet ederler: Birincisi misafirlere çay/kahve ikram etmek. Bu kısım üzerine uzunca konuşmaya gerek yok. Bu misafir ağırlama meselesi bir çeşit ev içi emek ve elbette kadınlara terk edilmiş durumda. Her ne kadar restoran ve kafelerde aynı hizmetin erkek garsonlar tarafından sağlandığını görsek de fuarlarda bu görevin ekseriyetle kadınlar tarafından yürütüldüğünü görürüz.

Kadınların bu fuar hizmetinde üstlendikleri ikinci amaç ise görüntü vermeleridir. O hostes kadının güzel, çekici ve hatta seksi görünmesi gerekir ki fuar ziyaretçileri sırf o kadın o stantta diye o standın önünde daha uzun dursun, böylece ürünleri de inceleme fırsatı bulsun. Standına müşteriyi çekmenin ve onu orada tutmanın bir yoludur bu hostesler. Sarışın olmaları beklenir, mini etek giymeleri beklenir, topuklu ayakkabı giymeleri beklenir. Yıl 2026 olmuş, hala bunları yazıyor olduğuma gerçekten ben de inanamıyorum ama gerçeğimiz hala ne yazık ki bu.

Hal böyle iken sektörün aktörü bir kadınsanız, kadın gibi göründüğünüzde ya oradaki erkeklere hizmet etmek ya da oradaki erkeklerin gözüne hitap etmek için orada bulunduğunuz bakışıyla karşılaşma riski taşırsınız. Bu halde elbette sizinle diğerleriyle konuştukları gibi iş konuşmaya tenezzül etmeyeceklerdir. Bunun önüne geçmek için de hosteslerin giyindiği gibi giyinmemeye, kadın olduğunuzu belli eden hatta öne çıkaran şekilde değil de hizmet alan diğer erkekler gibi giyinmeye teşne olursunuz. Kadınlığın bastırıldığı, yok sayıldığı bir giyim kuşam daha güvenli, daha kolay görünür.

Buradan bakınca “etek giymek istiyorum, uçuş uçuş elbiselerle ciddiye alınmak istiyorum ama sayılı sebeplerle dillendirilmeyen şekilde pantolon giymek mecburiyetinde bırakılıyorum” serzenişini duyuyoruz. Öte yandan kadınların pantolon giyme süreci de ayrı bir mücadele alanıdır. Pantolon giymek kadınların direnerek elde ettikleri bir kazanımdır.

Kentli kadınlar 1800’lerin ortalarına kadar pantolon giyemiyor, Avrupa dahil. At binmek için, bisiklet sürmek için, kamusal alanda rahatça hareket edebilmek için korselerle sıkılmış kabarık etekler yerine pantolon giymeye ihtiyaç duyan kadınlar çok ciddi mücadeleler veriyorlar. Bu kadınlardan bir tanesi de Amelia Bloomer, bugünün şalvarına benzeyen bloomer adını verdiği bir etekli pantolon tasarlıyor kadınların konforunu odağa alarak. Bu ülkede çok yakın tarihe kadar devlet memuru kadınların da pantolon giymesi yasaktı, mutlaka etek giymeleri gerekirdi hatırlayalım.

Dolayısıyla konu kadın olunca ne yazık ki her hamle politik olur. Bazen bu etek giymek zorunda olmak bazen de istese de etek giyememek olarak kendini gösterebilir. Burada önemli olan eylemin kendisine değil de altındaki saike, yani kadının iradesini yok sayma ve görüntü dayatma niyetine odaklanabilmek. Benzer şekilde sporcu kadınların giyimine dair dayatmaları da ele alabiliriz. Söz gelimi plaj voleybolu sporu için erkek sporcuların şort giymesi mümkünken kadın sporcular için federasyonun izin verdiği forma bikini altı olarak tasarlanır. Bu kıyafet çoğu zaman konforsuz, kadınların dekolte verme kaygısıyla ekstra rahatsız olmasına yol açtığı gibi kadınların göze hitap etmesini öncelikli hale getirir. Kadın sporcular erkeklerin hiç de mücadele etmedikleri bir kıyafet cephesiyle karşı karşıya kalırlar.

Zaman zaman “bikinime karışma” bir politik direnişken, başka başlık altına “bikini giymek zorunda değilim” bir direniş alanı olabilir. Tekrarlamak gerekir ki burada odaklandığımız kısım etek, pantolon, bikini giyip giymeme değil, kadının iradesinin hiçe sayılmasıdır. Kadınların örtünmesinin mecbur edildiği bir ortamda örtünmemek, örtünmemesinin mecbur edildiği bir ortamda da örtünmek politik bir duruştur. Tartışılması gereken, neyin giyildiği değil; kimin karar verdiğidir.

Paylaş:
brush-purple Yorumlar