Jolie: ‘Birbirimize verdiğimiz sözü tuttuk’

Angelina Jolie Pitt, hem yazıp yönettiği hem de yapımcılığını üstlenip kocasıyla başrolü paylaştığı filmi “Hayatın Kıyısında”yı uzun uzun anlattı.

Jolie: ‘Birbirimize verdiğimiz sözü tuttuk’

Geçen hafta vizyona giren ve bazı eleştirmenler tarafından beğenilip bazıları tarafından eleştirilen filmi konusunda Angelina Jolie Pitt çok iddialı. “Karakterlerin doğru anlaşılması için çok çaba gösterdim. Açıklaması kolay bir film değil” diyor.

 

Jolie, eşiyle sette en çok zorlandıkları sahneyi şöyle anlattı: “Brad bağırdığı ağır sahnelerde hâlâ benim kocamdı. Bu yüzden ‘Kes!’ komutunu verdiğimde kocamın gelip bana bakmasını bekliyordum. Ama o anda kocam olamazdı.” Sözü daha fazla uzatmayalım, sohbete başlayalım.

 

Bu hikâyeyi kafanızda canlandırmaya ve yazmaya ne zaman başladınız?

Yıllar önce... Gerçek filmler için senaryo yazabildiğimi anladığımdan önceydi. Dürüst olmak gerekirse yazmak için oturdum ve gerçekleşeceğini hiç düşünmedim.

 

Bilseydiniz farklı yazar mıydınız?

Evet, çünkü sonucunu ve nasıl değerlendireceğinizi düşünmeden yazdığınızda belli bir cesaretle yazıyorsunuz. Yazar olmanın bir yanı da hayatı incelerken ve henüz tam olarak farkında olmadığın bazı şeyleri kabullenirken, ne söylemeye çalıştığını önceden tam olarak bilmemektir.

 

Sizce sürekli aklınızda olan neydi peki?

Sanırım kederi incelemek istedim. Annemin hastalığını ve ölümünü kabullenmekle ilgiliydi. Filmdeki her karakter kederin farklı bir aşamasını temsil ediyor. Brad ve benim oynadığım çift, kederin tam ortasında, bir yandan üstesinden gelmeye çalışırken bazen de içinde boğuluyor. Daha yaşlı karakterler ise gerek dinde, gerek sessizliklerinde, gerekse doğalarında kederi buluyor.

 

Hepsi Fransa’nın güneyindeki küçük sahil otelinde bir araya geliyor.

Amaç, çifti bir otele götürmek, neler olacağını ve diğer karakterlerle nasıl etkileşime gireceklerini görmek; sonrasında ise senaryonun bir anlamda kendi kendini yazmasına izin vermek.

 

‘BRAD’İ DÜŞÜNEREK YAZMADIM’

Yani Hayatın Kıyısında filmini başrollerde kendinizi ve kocanızı düşünerek mi yazdınız?

Hayır yazmadım. Aslında o dönemde içinde benim de yer alacağımı bilseydim muhtemelen hiç yazmazdım! Bazı anlarda yönetmenliğini benim yaptığımı ve şöyle düşündüğümü hatırlıyorum. Belki de bu çok iyi bir fikir değildi. Belki tekrar düşünmeliydim. Ama aynı zamanda sanatsal açıdan senaryoyu tekrar yazmanın ve uyarlamanın yanlış olacağını biliyordum. Ben ve Brad kendi olduğumuzdan çok farklı oynadık. Böylece doğrudan kişisel değildi.

 

Ama bu ikinizin de bir süredir aklında olan ve sonunda gerçekleştirdiğiniz bir projeydi.

Evet ve neredeyse Brad için bir armağan oldu. Çünkü 70’leri çok sever. İkimiz de Fransızca eğitimi aldık. Bu yüzden başta eğlenceli bir fikirdi. Daha sonra “çılgınca” geldi. Ama devam edip başka şeyler yaptık. Bir gün çekmeye karar verdik. Birlikte çalışmak, eğlenmek, cesur olmak istedik. Özgür ve yaratıcı düzeyde oyuncular olmanın nasıl bir his olduğunu tekrar yaşamak istedik.

 

‘BAZEN ÇÖZÜM İÇİN İŞLERİN SERTLEŞMESİ GEREKİR’

Yazmak, yapımını gerçekleştirmek ve rol almak dışında yönetmenliğin size çekici gelen yanı ne oldu?

Yaratıcılık açısından yönetmenliği her şeyden çok severim. Bu yüzden ilk önce fikir ortaya çıktı. Daha sonra Brad ve ben filmde oynamaya karar verdik. Bu aslında yapmayı planladığımız bir şey değildi ama bazen onu anlayan tek kişinin siz olduğunuzu hissedersiniz ve bu da o durumlardan biriydi. Hayatın Kıyısında açıklaması kolay bir film değil. Çünkü sonunda tek, saf bir düşünce elde etmek için büyük bölümünün sürekli beslenmesi gerekiyordu.

 

Vanessa ve Roland’la bu küçük otele geldiklerinde ilk karşılaşmamızda bir kavşakta oldukları ve kendi farklı yöntemleriyle kederle başa çıkmaya çalıştıkları çok açık. Ama aynı zamanda birbirlerine karşı derin bir sevgi besliyorlar. Bu evliliğin yaşadıklarını nasıl anlatırsınız?

Onları ilk kez otele yerleşirken, mobilyaları yeniden düzenlerken gördüğünüzde bunu ilk kez yapmadıklarını hissediyorsunuz. 60’larda muhtemelen Roland yazar olarak, Vanessa da dansçı olarak çok başarılı iki New York’lu. Roland’ın yazmak için bir mekândan etkilenmesi gerektiğinde sık sık birlikte bir yere gitmişler. Bunu değiştiren olaya kadar hayatları böyle sürmüş. Sonra nasıl başa çıkacaklarını bilemedikleri bu travma, onları bir sonraki aşamaya taşıyor. Yani o duvara çarpana kadar hâlâ aynı düzende yaşıyorlar. Bugün doktorlar, bu sorunlara bir isim verebilir. Ama o dönemde farklıymış. Vanessa ve Roland ne yapacaklarını bilmedikleri bir halde ve bunu birlikte çözmeleri gerekiyor. Ama bazen bir çözüm bulunmadan önce, işlerin sert bir hal alması gerekir.

 

Yeni evli çiftle karşılaşmaları onları nasıl etkiliyor?

Etrafa bakmayı seçerseniz etrafınızdaki insanlardan etkilenirsiniz. Mutluluk, umut, gençlik ve olasılıkla dolu bu genç çift, Roland ile Vanessa’yı etkiliyor. Onların sorunu, merak ettiklerinin onlara acı vermesi. Çünkü kaybettikleri her şeye ayna tutuyor. Roland, yeni kitabı için karakter bulmaya çalıştığını düşünüyor ama aslında bilinçli olarak ya da bilinçsizce yaptığı, evliliğinin parçalarını bir araya koymak ve karısını nasıl seveceğini ve dönüştüğü haliyle nasıl başa çıkacağını çözmek. Zorluklar yaşamış diğer insanların tavsiyeleri, bu noktada rol oynuyor. Yani aslında insanların birbirlerine nasıl etki ettiğiyle ilgili.

 

Fransız oyuncu Niels Arestrup’ın karakteri de bu noktada devreye giriyor.

Evet, Niels o rolde muhteşem. Beyazperdede gördüğüm ve çalışma ayrıcalığına sahip olduğum en doğal oyunculardan biri. Niel Arestrup, oyunculuk sanatını ve büyük hikâyeyi gerçekten anlayan çok derin bir adam. Rol ve film hakkında konuştuğumuzda, filmin sadece hayat hakkında olduğunu anladı. Canlandırdığı karakter gibi hayatı dolu dolu yaşamış ve sadece belli şeylerle aklı karışmayan birinin derin bilgisine sahip. Onunla oturup konuşmak bana çok yardımcı oldu çünkü karakterin yazar olarak benim bile bilmediğim yönlerini duymamı sağladı. Benim gerçekleştirmeyi umduğum bir şeyi çok gerçek kıldı. Onunla çalışmak çok anlamlıydı.

 

Ayrıca otel sahibi rolünde Richard Bohringer gibi bir beyazperde efsanesi var.

Setteki muhtemelen hayatı en dolu yaşayan kişi Richard’dı. Yani karakterinin fazla konuşmaya ihtiyacı olmaması uygundu. Müziğini, oyunculuğunu ve onu seviyorum.

Facebook Yorumları
Yorumlar
1
Onay Bekleyenler
0
HTHayat Okuru ne diyor?

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8737

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 2127

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 5397

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 2363

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 3515

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön