Fahriye Evcen: En büyük güç ve mutluluk...

Geçtiğimiz günlerde Cannes Film Festivali'ne katılan Fahriye Evcen, Cannes'a ve hayatına dair pek çok konuyu Aysun Öz'e anlattı.

Fahriye Evcen: En büyük güç ve mutluluk...

Cannes, baharın en güneşli ve sıcak günlerinden birini yaşıyor. Martinez Hotel her zamanki gibi film festivalinin yıldızlarını ağırlıyor. Alt katların koridorlarında yıldızlar, odadan odaya röportaj ve çekimler için; asistanlarsa ellerinde kostümler, provalar için koşuşturuyor. Akşama kırmızı halıda yürüyecek isimlerden biri de L’Oreal Paris güzellik elçilerinden biri olan Fahriye Evcen (29). O da giyinmiş, makyajı yapılmış, koridorun öteki uçundaki çekime yetişmeye çalışıyor. Sakin görünmeye çalışıyor ama heyecanlı belli... Öğle yemeğinde heyecanlandığını hatta bunu doyasıya yaşamak istediğini söyledi. Evet yaşadı, kırmızı halı öncesi kokteylde de çok heyecanlıydı... Kırmızı halının ardından yaşadıklarını anlattı...

 

İlk kez kırmızı halıda yürüdün. Öncesinde çok heyecanlı görünüyordun, nasıldı?

Daha önce Çalıkuşu dizisi için Mipcom’a geldiğimde bir parça bu heyecanı hissetmiştim. Burada çok güzel bir etkinliğimiz olmuştu. Ancak kırmızı halı çok başka bir şey, inanılmaz bir heyecan. Burası çok özel bir şehir. L’Oreal Paris’in güzellik elçisi olarak Cannes kırmızı halısında yürüdüğümde hayatımda ilk defa şunu hissettim: Heyecan duygunu bir şekilde kontrol altına alabilirsin, bir şekilde bastırabilirsin ama bu öyle bir şey değildi. Hissettiğim en güçlü duyguydu ve o çok büyük heyecanı kontrol etmek de istemedim. Onu yaşamak gerekiyordu ve yaşadım. Onun tamamen keyfini ve tadını çıkardım. Ayrıca ünlü yıldızların katıldığı ve dünya trendlerini yönlendiren, bu yüzden de basının mercek altına aldığı bu kadar büyük bir organizasyonda, kırmızı halıda L’Oreal Paris’in güzellik elçisi olarak ülkemizi temsil etmek de benim için gurur vericiydi.

 

Büyük de bir hazırlık gerektiriyor. Ben de elbiseydi, saçtı, makyajdı derken birkaç saat harcadım. Seni düşünemiyorum. Haftalar öncesinden başlamışsındır.

Aslında öncesinde mental olarak hazırlanmaya başlıyorsun ama uçaktan indiğin andan itibaren bir süreç başlıyor. Önce kostüm seçiyorsun. Daha sonra stylingi oturtacak bir ekip geliyor. Nasıl makyaj ve saç yapılacağına karar veriliyor. İlk gün sadece bunlarla uğraştım. Ertesi sabah 6 buçuk gibi uyandım ve uyandığım gibi maraton başladı. Böyle bir maraton yok. L’Oreal Paris’in global uzmanlarından saç uzmanı Stephane Lancien ve makyaj uzmanı Karim Rahman saçlarımı tasarladı. Kıyafetim ise Tom Ford imzalıydı. İlk defa böyle bir şey yaşadım. Yani uyandığım saniyeden kırmızı halıya kadar neredeyse bir saniye dinlenmeden, sadece sizle bir yemek yedik.

 

8-9 saatte dünya kadar iş hallettik’

 

Yemekte keyfin yerindeydi, yorgun da görünmüyordun...

Bana o kadar iyi geldi ki o yemek. Sabahtan akşama kadar bir saniye durmadan hazırlanıyorsun ve çekimler yapılıyor. Ancak o 8-9 saatte dünya kadar iş hallettik. O kadar koşturduk.

 

Mükemmel bir organizasyon var burada ve program hiç şaşmıyor.

Birçok isim var. Her gün 7-8 yıldız kırmızı halıya çıkıyor ve bu yıldızlar kusursuz bir şekilde hazırlanmak zorunda. O yüzden çok dakikler. Hiçbir aksaklık yaşanmasına fırsat vermiyorlar. Tıkır tıkır işleyen bir süreç var ama kırmızı halı bittikten sonra yorulduğumu hissettim. “Çok yorulmuşum” dedim. Heyecan ve oradaki adrenalin insanı aslında hissettiğinden daha fazla yoruyor.

 

Kafanı yastığa nasıl koydun?

Çok huzurla, içim rahat bir şekilde koydum. Bütün günü değerlendirdiğimde çok güzel bir deneyimdi. Her şeyiyle dört dörtlük, kusursuzdu. Bizim çok fazla yaşadığımız bir duygu değil, her sene buraya gelme imkânına sahip olamıyoruz. Seneye umarım yine olur. Benim için bir ilkti bu, iyi bir şekilde atlattığıma çok mutlu oldum ve içim çok rahat.

 

Önümüzdeki yıllarda belki bir film için de yürüyebilirsin, ne dersin?

Evet, neden olmasın? Ancak en başta Türkiye’de bir şeyler başarmak bana ayrı bir mutluluk veriyor. Buranın heyecanı tabii ki başka... Çünkü tek başına olmuyorsun. Buraya geldiğimde ben şunu hissettim: Ben buraya aslında kendim için gelmiyorum. Bir ülkeyi, oradaki sektörü temsil ediyorsun ve herkes adına geliyorsun. Bu tabii ki daha farklı bir motivasyon ve aynı zamanda daha farklı bir sorumluluk. O yüzden fazlasıyla ciddiye aldığım bir süreçti. Ama tabii ki daha sonrasında kendi filmim için yine ülkemi temsil etmek adına seve seve gelmek isterim.

 

Burada İstanbul’dan geldiğimizi öğrenen herkes “Vauv” diye karşılıyor. Bu insana kendini iyi hissettiriyor. Sen de karşılaşmışsındır bu tezahüratlarla.

Karşılaştım evet, İstanbul’u çok seviyorlar. Az önce karşılaştığım biri İstanbul dışında da o kadar çok şehir saydı ki... Türkiye ve İstanbul algısı çok pozitif. Hakikaten övüneceğimiz bir tarihimiz var. İnsanıyla, kültürüyle ve mantalitesiyle... Anadolu bizim özümüz ve ona dönüp baktığımızda aslında çok gurur duymamız gereken özelliklerimiz var.

 

Cate Blanchett’ın Carol filminin kırmızı halısında yürüdün. Bir oyuncu olarak filmi nasıl yorumlarsın?

Kırmızı halı çok normal bir süreç gibi geçiyor, her şeyi unutuyorsun ve normalleşiyor bir anda. Kırmızı halı bitti, filmi izlemeye girdik ve bir anda şunu fark ettim: Bu normal bir gösterim değil, Cannes’daki bir gösterimdeyiz. Sen de muhtemelen aynı şeyi hissettin.

 

Evet, Cate Blanchett’la aynı salonda film izlemek harikaydı...

Bu sene kısa metrajda yine Ziya Demirel’in bir filmi, “Salı” vardı. Geçen sene Nuri Bilge Ceylan’ın getirdiği başarı inanılmazdı. O yüzden yavaş ama güzel bir şekilde ilerliyoruz sektör adına. Bu böyle baktığımda beni çok mutlu ediyor.

 

 

‘İnişler çıkışlar olabilir’

 

Cate Blanchett’ın performansı müthişti... İzlerken oyuncu olarak pek çok şey alıyorsunuzdur, değil mi?

Orası zaten tartışılmaz. Çok severek izliyorum. Birçok filmini izledim, oyuncu olarak mutlaka takip ediyorum. Bunu yapmak zorundayız zaten. Hakikaten kendi ülkemiz adına düşündüğümde güzel şeyler yapıyoruz biz de. Daha fazlasını da galiba yapacağız, öyle hissediyorum.

 

Sinemayı destekleyen dizi sektörü şu anda bir bocalama döneminde sanki. Sen ne düşünüyorsun?

Çok karamsar bakmıyorum. İnişler çıkışlar olabilir. Bunlar çok doğal süreçler.

 

En büyük güç ve mutluluk...’

 

Kırmızı halıda yürüyenler, sen ve diğerleri, aslında dünyanın en güzel ve güçlü kadınlarısınız. Kendini ne zaman güzel ve güçlü hissediyorsun?

Aslında tamamen sen kendin olduğunda hissediyorsun. Güzelliği ve güçlü olmayı en başta kendi içinde hissedip onu insanlara hissettirebiliyorsan işte bu aslında senden çıkan o enerjiyle oluşan bir şey.

 

Güçlü hissettiğin anlar var mı, mesela bir filmi bitirdiğinde?

Tabii ki bütün yaptığın şeylerle alakalı bu söylediğin. Bir şeyi var etmek, ortaya bir şey çıkarmak insanı tabii ki çok güçlü hissettiren şeyler. Ben şunu hep söylüyorum: Boş durmak hiç bana göre bir şey değil. Dinlenmek benim için hep çok kısa bir zaman ve yapacak o kadar çok şey var ki... Ve yaptıkça güçleniyorsun. Sadece bir şey ürettiğinde aslında insan mutlu olabiliyor. Bir de sonunda bu takdir ve kabul görüyorsa, sadece sana değil insanlara da iyi geliyorsa, onlara da bir şey katabiliyorsan bu en büyük güç ve mutluluk.

 

 

Sinema her zaman hayatımda olacak’

 

Burak Özçivit’le filminiz “Aşk Sana Benzer” iyi bir seyirci sayısına ulaştı. Yeni film projeleri, diziler var mı?

Filmle çok güzel bir başarı elde ettik. Yaptığımız işten de çok mutluyuz, güzel bir gişesi oldu. Sinema her zaman hayatımda olacak ama şu an netleşen bir durum yok, görüştüğüm işler var. Ama sinema, televizyon her zaman olacak.

 

Dünyanın dört bir tarafındaki fanların sosyal medyada inanılmazlar. Senin hakkını acayip koruyorlar. Sırtın yere gelmez.

Canlarım onlar. Onlar bütün şeyi daha da güzelleştiriyor. Çünkü onlar, yaptığım işin bir yere ulaştığının ve sevildiğinin bir göstergesi. Taraflı da değiller. Çok da objektifler. Eleştirdikleri şeyler de oluyor. Öyle bir sahipleniyorlar ki daha iyi olmamı istiyorlar. O yüzden ben onların fikirlerine ve görüşlerine çok önem gösteriyorum. Benle birlikte oldukları için çok mutluyum.

 

Bizden de bir Cannes bir Oscar çıkmak zorunda değil’

 

Bizde böyle kırmızı halılar olmadığından bahsettin. Altın Portakal’ı bir yere taşımaya çalışıyoruz ama bölgemizde daha büyük bir etki yaratabilir mi?

Aslında Cannes, Oscar gibi çok büyük organizasyonlar var ama bunlar zaten birkaç tane ve dünyayı bir araya getiriyor. Dolayısıyla onlar zaten yeterli. Yani bizden de bir Cannes, Oscar çıkmak zorunda değil. Onlar zaten dünya adına bunu yapıyorlar. Biz kendi içimizde bunu zaten çok güzel bir şekilde yapıyoruz, yapmaya da eminim devam edeceğiz.

 

Röportaj: Aysun Öz

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

  • Hafif pizza tarifi
    Hafif pizza tarifi

    Süresi : 01:28 İzlenme : 8659

  • Damla çikolatalı kurabiye tarifi
    Damla çikolatalı kurabiye tarifi

    Süresi : 00:48 İzlenme : 2056

  • Yoğurtlu kereviz salatası
    Yoğurtlu kereviz salatası

    Süresi : 01:17 İzlenme : 5308

  • Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?
    Yılbaşı hindisi nasıl yapılır?

    Süresi : 03:40 İzlenme : 2336

  • Fıstık ezmesi nasıl yapılır?
    Fıstık ezmesi nasıl yapılır?

    Süresi : 00:49 İzlenme : 3464

hthayat.haberturk.com internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, video ve fotoğrafların her türlü hakkı Haberturk Gazetecilik A.Ş.’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Copyright © 2018 - Üretim ve Tasarım Bilgi Grubu
Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön