Dolandırıldık

Şüphe etme yetimizi kaybettik, teslim olduk, bile bile lades olduk, kandırıldık. Facebook skandalı onlardan sadece biri. Acilen harekete geçmek şart. Bunu nasıl başarabileceğimizi 40 yıla yakın süredir dünyanın farklı yerlerinden medya formlarını inceleyen ve geçen hafta Türkiye’ye gelen medya okuryazarlığı uzmanı Chris Sperry ile konuştuk.

Dolandırıldık

Kendimizi nasıl teslim ettiysek, şüphenin ş’sinden eser kalmadıysa artık, kullanıcılara ait verileri usulsüz kullandığı ortaya çıkan Facebook skandalına da, masum gibi görünen bir rehber aplikasyonunun telefonumuzdaki bilgileri ele geçirmiş olma ihtimaline de, Çiftlik Bank meselesine de olağanüstü boyutlarda şaşırdık. Oysa algoritmaların başımıza örebileceği olası sonuçlara bu kadar şaşıracak ne vardı? Sanki hangisi babasının hayrına ya da insanlık için bu işi yapıyor? Tuzağa düşme potansiyelimiz ortada değil miydi? Kim bilir daha neler olacak? İletişim teknolojilerinin gelişmesiyle medyanın farklı formları hayatımızın olmazsa olmazı haline geldi. Kullandığı olağanüstü teknik ve kanallarla 7’den 70’e hepimizi kendine çeken çoklu ve sınır ötesi iletişim ortamındaki bu hızlı bilgi akışında, maruz kaldığımız enformasyon bombardımanı altında sorgulama yapmayı, kuşkucu olmayı bırakalı çok oldu. Önümüze konulanları süzmeden, kurgu mu değil mi bakmadan olduğu gibi alıyoruz. Oysa amaçları sandığımız kadar masum olmadı. İşte bu noktada medya formlarından akıtılan mesajları sorgulama davranışı kazandırma, alışkanlık haline getirme olarak özetlenebilecek medya okuryazarlığı hiç olmadığı kadar hayati ve stratejik bir boyut kazandı. Medyanın her türlü formunda akan mesajlar karşısında uyanık olmasını sağlamak bu yoldan geçiyor. Yüksek lisansını Harvard Üniversitesi’nde tamamlayan, dünyanın farklı yerlerinden binlerce eğitimciyle işbirliği yaparak medya okuryazarlığı ve eleştirel düşünceyi müfredata dahil ettiği ders planları hazırlayan, medya okuryazarlığı konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından Chris Sperry, bu hafta ABD İstanbul Başkonsolosluğu’nun konuğu olarak Türkiye’deydi. Boğaziçi, Kadir Has ve İbn Haldun üniversitelerinde öğrencilerle ve pek çok okuldan eğitimciyle bir araya geldi. Biz de öğle yemeğinde New York’taki Ithaca College’ın medya okuryazarlığı girişimi Project Look Sharp’ın müfredat ve kadro geliştirmeden sorumlu yöneticisi Sperry ile buluştuk...

 

Çizgi filmdeki kurgu

Küresel Medya Perspektifleri gibi müfredat paketleri tasarlayan, Toplum Araştırmaları Dersinde Gerçeği Aramak, Yurttaş Okuryazarlığı gibi sayısız makaleye imza atan, sorgulama refleksi gelişmiş bireyler yetiştirmek için 40 yıla yakın süredir çalışmalar yürüten, toplum araştırmaları ve medya çalışmaları eğitimcisi, “Öncelikle eleştirel düşüncenin altyapısı ne kadar erken oluşturulursa, temel o kadar sağlam olur” diyerek sözlerine başlıyor. Zira harekete geçmek için üniversite çağına gelmeyi beklemek epey geç sayılabilir. Dahası ilkokul çağından itibaren eleştirel perspektif kazanabilmek için etkin şekilde dinlemeyi alışkanlık haline getirmek de kilit rol oynuyormuş. Chris Sperry “Çizgi filmde bile gerçek ile kurgu ayırt edilebilir, devamlı sorgulama, derinlemesine soru sorma alışkanlığı kazandırılabilir. Gördükleri, duydukları her şey gerçek dışı olabileceği şeklinde bakma alışkanlığı kazandırılabilir” diyor. Üstelik çok zor da değil ancak dünyanın eğitimde yöntem değişikliğine gitmesi şart. Bunun için eğitimci ister Türkçe dersine girsin ister matematik, öğretmen ile öğrenci etkileşimi şart. Elbette ailelere de büyük rol düşüyor. Maruz kalınan mesajın asıl amacını kavramanın ve eleştirel olmanın yolu, doğru sorular sormayı öğrenmekten geçiyor ki birazdan o kilit sorulara değineceğiz. Öte yandan Sperry’e göre ne denli donanımlı, bilinçli olduğunuzun bu evrede etkisi yok. Zira doğru olmayan bilgilendirmeyi fark edebilecek reflekse sahip olmak, şüphe etmek, olası sonuçları koklamak, bilhassa doğuracağı zararların değerlendirilmesi mühim olan. Yani entelektüel seviye belirleyici husus değil.

 

3 aşama ve en mühim sorular...

ABD’li uzmana göre, medya okuryazarlığında gerçeği sezmek, eksik ya da yanlış bilgiyi ortaya çıkarmak için olmazsa olmaz 3 aşama var. Bunlar:

 

1- Belirli bir duruş sergilemek. Bunun için donanıma sahip olmak, kanıt bulmak.

2- Farklı görüşleri analiz edebilmek, değerlendirebilme yetisi kazanmak.

3- Önyargıları kırmayı teşvik etmek. Peki bu analiz sürecinde ne gibi kilit sorular sorulabilir?

 

İşte bu analiz sürecinde sormanız gereken sorular:

  • Bilgi kimden, neden geldi?
  • Hedef kitlesi kim?
  • Benden ne yapmamı, nasıl düşünmemi istiyor?
  • Nasıl bir içeriği var?
  • Geri planda kalan detaylar ne olabilir?
  • Önceki deneyimlenenlerle kıyas yapılacak olursa zıtlık ve benzerlikler neler?
  • Nasıl teknikler kullanılmış? Güçlü ve zayıf yönleri neler?
  • Neden şimdi? İnsanlarla nerede, ne zaman ve nasıl paylaşıldı?
  • Arkasında kimler olabilir? Kim, nasıl faydalanabilir ya da nihayetinde zarar görebilir?

 

Halının altına süpürmekten iyidir’

En önemlisinin medeni toplum olmanın sınırlarını bilmek olduğunu vurgulayan Chris Sperry “Aksi halde büyük kaos çıkar. Özellikle derin temelleri olan meseleler için önyargıyı kırarak ki yaş ilerledikçe bu önyargılar artar, herkesin perspektifinden bakmaya zorlamak yani empati yapmak, ahlaki değerlerle belirli bir güzergâh çizmek, bu gibi tartışmalar masaya yatırıldığından güvenli ortam sağlamak önemli. Öğrencilerim arasında dikkatimi çekti. Trump’çı öğrencilere Trump’çı olmayanların bir bölümü zaman zaman sert tutum sergileyebiliyor. Uç noktalarda duranların karşı karşıya geldiği bu gibi noktalarda, en zor müzakere süreçlerinde bile ortamı yumuşatmayı bilmek önemli. Çünkü demokrasi, bu gibi konuların bile aynı masada tartışılabilmesini gerektirir...” diyor. Peki her konu tartışma masasına yatırılabilir mi? Sperry’e göre yanıt “Hayır!” Misal: Nazi meselesi. Yani limitleri bilmek önemli. Türkiye’de öğretmenlere bu sınırların ne olabileceğini söylemekten kaçınıyor ama ortak çalışmalar yürütmenin mümkün olduğunu savunan Sperry ekliyor: “Yine de ırkçılık gibi ciddi meseleleri tartışmaya sunmak halının altına süpürmekten, varlığını yok saymaktan iyidir. Ancak kutuplaşma meselesinde, geleneksel medya ve dijital mecranın rolü büyük. Yeni medyanın bakış açımızı nasıl şekillendirdiğinin farkına varmalı, her medyanın formunun farklı karakteristiği olduğu da unutulmamalı...” O anda iletişim bilimci Marshall McLuhan’ın “Ortam mesajdır” sözünü hatırlatıyor ABD’li uzman. Yani Twitter ile Facebook bile bir değil, mesaj üzerinde etkili olan da mecranın kendisi. Her biri farklı amaçlara hizmet ettiğinden inanç, değer ve deneyimlerimizden yola çıkarak farklı okumalar yapılmalı... Bilhassa son 10 yılda dijital medyanın konulara bakışı değişti, meselelerin çarpıtılması an meselesi. Gerçeklere yeterince yer veriliyor mu? “İşte orası şüpheli... Mesela Trump sonrası ABD imajının düştüğü konuşuluyor. Özellikle dijital mecra buna sebep oluyor. Oysaki istatistikler öyle göstermiyor. Bunun gibi karamsar bakış açılarının hâkimiyetine son vermek şart” diyen Sperry, sözlerini şöyle noktalıyor: “Belki değişim için önümüzde epey uzun yol var ama mühim olan harekete geçmek ve evet ben iyimserim.” Sahi, bir noktadan başlamayı bilmek gerek. Öyle değil mi?

 

1984

Chris Sperry, George Orwell’ın “1984”ünü, yalan haber çözümlemeleri yapmak ve bugünü anlamak için tavsiye ediyor.

 

Haber: Sema Ereren

Facebook Yorumları
Yorumlar
0
Onay Bekleyenler
0

Yukarı Git
HTHayat Mobil Sürümüne Dön